Avukatlık sözleşmesinin varlığının ispatlanmasına ilişkin Yargıtay kararları

Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Nedir?

Avukatlık sözleşmesinin varlığının ispatlanmasına ilişkin Yargıtay kararları

Özet: Dosya içinde bulunan yazışmalar, davacının davalıya gönderdiği belgelerden ibaret olup; serbest meslek makbuzlarına konu hukuki hizmetin verildiğini ve danışmanlık yapıldığını ispata tek başına yeterli değildir. Bu durumda, davacı vekil, serbest meslek makbuzlarına konu hukuki hizmet ve danışmanlığın verildiğini ve süresini yasal delillerle kanıtlamakla yükümlüdür.

Davacı, avukat olduğunu, davalıya serbest meslek makbuzlarına konu hukuki hizmetlerin verilmesine rağmen, davalının bu hizmetlerin bedelini ödemediğini ileri sürerek, eldeki davayı açmış; davalı ise, böyle bir hukuki hizmet talebinde bulunmadıklarını ve serbest meslek makbuzlarına konu hizmeti almadıklarını savunmuştur. Mahkemece, davalı şirketçe tebliğ alınan yazıların içeriğine göre, davacının hukuki hizmet verdiği ve davalı tarafından faturalara itiraz edilmediği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içinde bulunan yazışmalar, davacının davalıya gönderdiği belgelerden ibaret olup; serbest meslek makbuzlarına konu hukuki hizmetin verildiğini ve danışmanlık yapıldığını ispata tek başına yeterli değildir. Bu durumda, davacı vekil, serbest meslek makbuzlarına konu hukuki hizmet ve danışmanlığın verildiğini ve süresini yasal delillerle kanıtlamakla yükümlüdür. Mahkemece, davacı ve davalının bu yöne ilişkin tüm delilleri toplanıp birlikte değerlendirilerek, sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, bu yönlerin göz ardı edilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir. (Y. 13. HD. 8.4.2010, 2009/11083-2010/4654)

Davacı avukat ile davalı arasında yapılan sözleşmede tarih bulunmamakta ise de, davalının 9.6.1998 tarihli vekaletname ile davacıyı vekil tayin ettiği ve davacı avukatında Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/203 esas (bozmadan sonra 2004/553) numaralı dava dosyasına 25.6.1998 tarihinde davalı adına dilekçe vererek 23.2.1999 tarihli duruşmaya girdiği, 11.12.2006 tarihli kararla taşınmazın 5000 m2 lik kısmının davalı adına tesciline karar verildiği ve kararın 27.9.2007 tarihinde kesinleştiği anlaşılmakta olup davada dayanılan sözleşmede tarih bulunmasa bile bu sözleşmenin 1998 yılında taraflarca imzalandığının kabulü gerekir. Davacı avukat üzerine aldığı işi layıkıyla takip ederek sonuçlandırdığı için vekalet ücretini talep etmekte haklıdır. (Y. 13. HD. 30.3.2010, 2009/11608-2010/4172)

Özet:  Davacı, müvekkiller ve vekil arasındaki hukuki işlemlerde HMK. 200/1 ve 200-3 maddeleri uyarınca alacak miktarına ve akrabalık derecesine göre tanık dinlenmesi mümkün değildir.

…Davacılar, davalının avukatları olduğunu, murislerinin ölümü dolayısıyla sigortadan alınacak paranın tahsili için vekil olarak atadıklarını, tahsil edilen paradan paylarına düşen miktarın ödenmediğini, alacağın tahsili için yaptıkları icra takibine itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazın iptaline %40 tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacıların sözlü talimatı uyarınca, paranın üvey kardeşlerine verildiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacıların miras paylarından feragat etmeleri maddi olgu olduğu, tanık dinelebileceğine ve tanık anlatımlarına göre davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, vekalet sözleşmesine dayalıdır. Borçlar kanununun 508. maddesi uyarınca vekil yaptığı işlerin hesabını vermekle yükümlüdür. Davacı, müvekkiller ve vekil arasındaki hukuki işlemlerde HMK. 200/1 ve 200-3 maddeleri uyarınca alacak miktarına ve akrabalık derecesine göre tanık dinlenmesi mümkün değildir. Mahkemece, davada tanık dinlenemeyeceği gözetilerek taraf delilleri değerlendirilerek sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 12.6.2014,2014/2559 – 2014/18865)

Özet: davaya konu bila tarihli avukatlık sözleşmesinde, davalının imzasının diğer borçlu dava dışı A. ile yan yana bulunmakta olup, ayrıca hangi sıfatla imzaladığı belirtilmiş olmamasına göre tanık sıfatı ile imzaladığı hususunun ispat yükü davalıya aittir.ispat yükü de ters çevrilmek suretiyle, davacının tanık dinlenmesine muvafakati bulunmadığı halde tanık beyanlarına itibar edilerek, davalının şahit sıfatı ile anılan sözleşmeyi imzaladığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilemez.

…Davacı eldeki dava ile davalının ücret sözleşmesi gereğince ödemesi gereken bedeli ödemediğini belirterek, icra takibine yapılan itirazın iptalini istemi, davalı ise ücret sözleşmesini şahit sıfatıyla imzaladığını belirterek davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, avukatlık sözleşmesinde davalının hangi sıfat ile sözleşmeyi imzaladığının belirtilmediği, davalının borç altına girmesini gerektirir bir neden bulunmayıp, sözleşmeyi tanık sıfatı ile imzaladığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmakta ise de, incelenen dosya içeriğine göre; davaya konu bila tarihli sözleşmede, davalının imzasının diğer borçlu dava dışı A. ile yan yana bulunmakta olup, ayrıca hangi sıfatla imzaladığı belirtilmiş olmamasına göre tanık sıfatı ile imzaladığı hususunun ispat yükü davalıya aittir. Zira T.B.K madde 17/2 yollaması ile T.B.K 14. maddesi gereğince, sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunması asildir. Hal böyle olunca, ispat yükü de ters çevrilmek suretiyle, davacının tanık dinlenmesine muvafakati bulunmadığı halde tanık beyanlarına itibar edilerek, davalının şahit sıfatı ile anılan sözleşmeyi imzaladığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, BOZMA nedenidir. (Y. 13. HD. 17.12.2013, 2013/19765-2013/31646)

Özet: Davalının, iş sahipleriyle yargılama sonucunda kazanılan değerin %20’si oranında vekalet ücreti için anlaştığını davacı ispatlamak zorundadır. Davalının iş sahiplerinden %20 vekalet ücreti aldığının ispat edilememesine ve davalının böyle bir ücret almadığını dilekçelerinde açıkça belirtmiş olmasına rağmen davalının bu iddiayı açıkça reddetmediği ve aksi yönde delil sunmadığı gerekçesiyle davalının %20 ücret aldığı kabul edilerek bu değer üzerinden hesaplama yapılması hatalıdır.

Davacı, davalının vekaleten yürüttüğü bir davayı Sındırgı’da görüldüğü için kendisinin takip etmesi karşılığında iş sahiplerinden alınacak %20 vekalet ücretinin, ilam vekalet ücretinin ve icra vekalet ücretinin eşit paylaşılması ile masrafların davalı tarafından karşılanması hususlarında anlaştıklarını, davalının sadece 6.000.00 TL ödeyip kalan vekalet ücreti alacağını ve yaptığı masrafları ödemediği iddiasıyla eldeki davayı açmıştır. Davalı ise iş sahipleriyle %20 vekalet ücreti ödenmesi konusunda anlaşmadığını, böyle bir ücret almadığını ayrıca davacıyla aralarında alınacak vekalet ücretinin paylaşılması konusunda anlaşma yapılmadığını, katılamadığı bazı duruşmalara davacının katıldığını, bunun için davacıya 6.000.00 TL ödediğini ve borcunun olmadığını savunmuştur.

Mahkemece, tarafların davayı birlikte takip ettiği, duruşmaların %90’nma davacının girdiği, Av.K’nun 171 maddesi gereğince davacının iş sahiplerinden tahsil edilen %20 oranındaki vekalet ücretinin yarısı, ilam ve icra vekalet ücretlerinin yarısı ile yapılan masrafların tamamını talep etmekte haklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Her ne kadar davalının iş sahipleriyle %20 oranında vekalet ücreti konusunda anlaştığı kabul edilerek hesaplama yapılmış ise de davalının iş sahipleri ile %20 vekalet ücreti için anlaştığı ve bu ücreti tahsil ettiğine dair dosyaya sunulmuş delil bulunmamaktadır. Davalının iş sahipleriyle yargılama sonucunda kazanılan değerin %20’si oranında vekalet ücreti için anlaştığını davacı ispatlamak zorundadır. Davalının iş sahiplerinden %20 vekalet ücreti aldığının ispat edilememesine ve davalının böyle bir ücret almadığını dilekçelerinde açıkça belirtmiş olmasına rağmen davalının bu iddiayı açıkça reddetmediği ve aksi yönde delil sunmadığı gerekçesiyle davalının %20 ücret aldığı kabul edilerek bu değer üzerinden hesaplama yapılması hatalıdır. Hal böyle olunca; mahkemece, tarafların birlikte takip ettiği dava için davalının iş sahiplerinden alacağı vekalet ücreti, Avukatlık Kanunu hükümlerine göre hesaplandıktan sonra tespit edilen bu ücretten davacının alacağı miktarın belirlenerek bu ücretin tahsiline karar verilmesi gerekirken, gerekçesi anlaşılmayacak şekilde, davalının iş sahiplerinden %20 vekalet ücreti aldığı kabul edilerek davacının talep edeceği vekalet ücretinin bu miktar üzerinden hesaplaması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 10.12.2013, 2013/22962 – 2013/31001)

Mahkemece her ne kadar yargılama esnasında aldırılan bilirkişi raporuna itibar ile sözleşmede yer alan başarı koşulunun gerçekleşmediği gerekçesiyle AAÜT gereğince ücret takdiri yoluna gidildiği anlaşılmakta ise de, davacı ile davalı B.t arasındaki ücret sözleşmesi davalı B.’nin ikrarı ile sübut bulmuş olup, yine davacının davadan feragati ile de bahsi geçen davanın sonuçlandırılması artık mümkün bulunmamaktadır. Bu nedenle mahkemece, taraflar arasındaki ücret sözleşmesi hükümleri nazara alınarak hüküm tesisi gerekirken, yazılı gerekçe ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 1.11.2013, 2013/20161 – 2013/26786)

Özet: Taraflar arasında sözlü vekalet ilişkisinin kurulduğu, davacıya vekaletname verildiği ve davacının idare mahkemesinde bu sözleşmeye istinaden dava açtığı hususları özellikle davalının ikrarı ve tüm dosya kapsamı ile zaten ispatlanmış olup, ispatlanan hususlar konusunda yemin deliline başvurulamaz. Kaldı ki, vekalet ücretinin ödendiğini ileri süren davalı bu savunmasını ispatlamak zorunda olup, ispat yükü ters çevrilerek davalının yeminli beyanı nedeniyle borcu olmadığı sonucuna da ulaşılamaz.

Dava, avukat olan davacının davalı müvekkilini temsilen idare mahkemesinde açtığı imar planının iptali davası nedeniyle hak ettiği vekalet ücretinin tahsili istemine ilişkindir.
Taraflar arasmda sözlü vekalet sözleşmesi yapıldığı, bu sözleşmeye istinaden davalı tarafından davacıya vekaletname verildiği, davacı avukatın davalı müvekkilini temsilen İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 9.4.2007 tarihli imar planının iptali için idare mahkemesinde dava açtığı, davayı başından itibaren takip ettiği, herhangi bir ihmal ve kusurunun bulunmadığı, davacı avukatın vekalet ücretine hak kazandığı, taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmaması nedeniyle vekalet ücretinin Avukatlık Kanunu’nun 164/4 maddesine göre hesaplanması gerektiği, davacı tarafından idare mahkemesine açılan davanın imar planının iptali davası olduğu, değerinin para ile ölçülemeyeceği, mahkemesince de davanın açılışı sırasında maktu harç alındığı, yargılamanın duruşmasız yürütüldüğü, Avukatlık Kanunu’nun 164/4 maddesine göre karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince duruşmasız işler için maktu avukatlık ücretinin tahakkuk ettirilmesi gerektiği ve davacının talep edebileceği vekalet ücretinin 400 TL olduğu dosya kapsamından anlaşılmakta olup, esasen bu hususlar mahkemenin de kabulündedir.
Mahkemece, davacının dava dilekçesinde “diğer yasal kanıtlar” demek sureti ile yemin deliline de dayandığı, 01/10/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nun 227. maddesine göre yemin teklif edilen tarafın yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra diğer tarafın teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamayacağı, yeni bir delil de gösteremeyeceği, davalının yemini edaya hazır olduğunu bildirdiği ve kendisine usulüne uygun olarak yemin ettirildiği, davalının davacıya herhangi bir borcunun olmadığına ve vekalet ücreti sözleşmesi yapmadıklarına dair yemin ettiği gerekçesiyle ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, taraflar arasında sözlü vekalet ilişkisinin kurulduğu, davacıya vekaletname verildiği ve davacının idare mahkemesinde bu sözleşmeye istinaden dava açtığı hususları özellikle davalının ikrarı ve tüm dosya kapsamı ile zaten ispatlanmış olup, ispatlanan hususlar konusunda yemin deliline başvurulamaz. Kaldı ki, vekalet ücretinin ödendiğini ileri süren davalı bu savunmasını ispatlamak zorunda olup, ispat yükü ters çevrilerek davalının yeminli beyanı nedeniyle borcu olmadığı sonucuna da ulaşılamaz. Hal böyle olunca mahkemece, davacının 400 TL akdi vekalet ücretine hak kazandığı gözetilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD.
12.9.2013, 2012/25702 – 2013/21218)

Özet: Mahkemece, davalı S.’den imzanın kendisine ait olup olmadığı sorulmalı, imza inkarında bulunulması halinde ise imzanın davalıya ait olup olmadığına dair bilirkişi incelemesi yaptırılmalı, gerekirse hazırlık soruşturması sonucu beklenilmeli ve hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir.

Davacı avukat davalı S.’nin imzaladığı iddia olunan vekalet ücret sözleşmesine dayanarak icra takibinde bulunmuştur. Davalı S. her ne kadar yargılama aşamasında imza itirazında bulunmamış ise de, diğer davalı M. yargılamada imzanın annesi diğer davalıya ait olmadığını bildirdiği gibi, davalı S. Cumhuriyet Savcılığına verdiği şikayet dilekçesinde sözleşmenin altındaki imzanın kendisine ait bulunmadığını iddia ederek şikayetçi olmuş ve aynca temyiz dilekçesinde de bu iddiasını tekrar etmiştir. Hal böyle olunca, öncelikle davacının dayandığı sözleşmedeki imzanın davalı S.’ye ait olup olmadığının saptanması zorunludur. Mahkemece, davalı S.’den imzanın kendisine ait olup olmadığı sorulmalı, imza inkarında bulunulması halinde ise imzanın davalıya ait olup olmadığına dair bilirkişi incelemesi yaptırılmalı, gerekirse hazırlık soruşturması sonucu beklenilmeli ve hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. Mahkemenin değinilen bu yönü göz ardı ederek eksik inceleme ile davalı Sadiye hakkında yazılı şekilde karar vermiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 11.10.2012, 2012/4938 – 2012/22834)

Özet: Davalıların sözleşmedeki imzaya itiraz ettikleri anlaşılmaktadır. Mahkemece taraflar arasındaki sözleşme esas alındığı halde sözleşmedeki imza itirazı incelenmemiştir. Öyle olunca sözleşmedeki imzanın davalılara ait olup olmadığı hususunda uzman bilirkişiden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

Davacı, davalılarca imzalanan vekalet ücret sözleşmesi gereğince hak ettiği ücretin tahsili için başlattığı icra takibine vaki itirazın iptali istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davalılar imza inkarında bulunarak davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece ücret sözleşmesi esas alınarak taşınmazın davalılar payına düşen bedelinin %10’u esas alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalıların sözleşmedeki imzaya itiraz ettikleri anlaşılmaktadır. Mahkemece taraflar arasındaki sözleşme esas alındığı halde sözleşmedeki imza itirazı incelenmemiştir. Öyle olunca sözleşmedeki imzanın davalılara ait olup olmadığı hususunda uzman bilirkişiden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir. (Y. 13. HD. 28.11.2011, 2011/9435 – 2011/17564)

Özet: davacının delil olarak dayandığı vekalet sözleşmelerindeki imzanın kendisine ait olup olmadığı yönünde davalıya meşruhatlı isticvap davetiyesi çıkarılmalı imzasını inkar etmesi halinde davalının tatbike medar imzaları ile mahkemece alınacak imzalarıyla birlikte vekalet sözleşmelerinin asılları üzerinde HUMK. 308 ve sonraki maddelerine göre bilirkişi incelemesi yaptırılıp hasıl olacak sonucuna uygun karar verilmelidir.

Davacı haksız azil nedeniyle vekalet sözleşmesinde belirlenen ücretin tahsiline ilişkin icra takibine vaki itirazın iptalini talep etmiş, davalı ise duruşmalara katılmamış ve cevap vermemiştir. Davalı yargılamaya katılmayarak davaya cevap vermemiş olup, bu durumda davayı inkar ettiğinin kabulü gerekir. Hal böyle olunca davacının hukuki ilişkiyi yasal delillerle ispatlaması zorunludur. Davacı vekalet ücretinin miktarı yönünden 19.4.2005 tarihli vekalet sözleşmelerine dayanmış ise de davalı icra takibine vaki itirazında mahkemece karara esas alman vekalet sözleşmelerindeki imzanın kendisine ait olmadığını belirterek borcu tamamen inkar ettiği gibi, temyiz dilekçesinde de sözleşmeler altındaki imzanın kendisine ait olmadığını belirtmiştir. O halde mahkemece davacının delil olarak dayandığı vekalet sözleşmelerindeki imzanın kendisine ait olup olmadığı yönünde davalıya meşruhatlı isticvap davetiyesi çıkarılmalı imzasını inkar etmesi halinde davalının tatbike medar imzaları ile mahkemece alınacak imzalarıyla birlikte vekalet sözleşmelerinin asılları üzerinde HUMK. 308 ve sonraki maddelerine göre bilirkişi incelemesi yaptırılıp hasıl olacak sonucuna uygun karar verilmelidir. Mahkemece bu yön gözardı edilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 20.12.2010, 2010/10924-2010/17329)

Özet: Genel vekaletname ile dava açan avukatın, bu iş için iş sahibi tarafından özel olarak yetkilendirildiğini ispat etmesi gereklidir.

Yargıtay 4. HD’nin 24.2.1977 gün ve 1976/5843 – 2130 sayılı ilamında;
(… sözleşmenin yapılacak işin kapsamını (tenkis ve vasiyetin iptali ile bu davalar kazanıldıktan sonra intifa hakkının tanınması konusunda yapılacak yardımlardır). Sözleşmede açıkça verilmeyen bir işin görülmesi için davacının, davalıdan talimat aldığını ispatlaması gerekir. Bu nedenle davacının, özellikle azledildiği 7.11.1973 gününde açtığı 203.000. TL’lik 1972/892 sayılı davadan ücret istemesi mümkün değildir…) gerekçesiyle bozulmuş, yerel mahkeme eski kararında direnmiş olmakla;
HGK’ca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı, davalı iş sahibinden aldığı genel vekaletnameye ve 28.9.1973 günlü avukatlık ücret sözleşmesine dayanarak açtığı davalar ve hukukî yardımlar için 30.000. TL. vekâlet ücreti ile giderlerinin ödetilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme ile özel daire arasındaki uyuşmazlık, davacının ücret anlaşmasına dahil olmadığı ve davalının açık bir talimatı da bulunmadığı halde kendiliğinden açtığı 1973/892 esas sayılı dava için bir ücrete hakkı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davacının 5.11.1973 tarihinde düzenlediği dava dilekçesini 7.11.1973 günü kaydettirerek davayı açtığı, davalı tarafından gönderilen 7.11.1973 günlü azilnamenin 8.11.1073 gününde kendisine ulaştığı anlaşılmaktadır. Davacı, her ne kadar azilnamenin tebliğinden önce söz konusu davayı açmışsa da bu davanın, taraflar arasındaki ücret sözleşmesine dahil olmadığı görülmektedir. Genel nitelikteki vekaletname de böyle bir davanın açılabilmesi için yeterli değildir. Davacı ayrıca bir talimat aldığını da kanıtlayamamıştır. Bu durumda azil haksız da olsa davacının tam ücrete hak kazandığı kabul edilemez. Ancak dava dilekçesinin hazırlanması ve davanın açılması konusunda da belirli bir hukukî yardımın yapıldığı kuşkusuzdur. Bu nedenle dava dilekçesinin hazırlanması için geçen emek karşılığının işin niteliğine, emsallerine göre ortalama değerinin (kadri matuf) saptanarak, ödetilmesi gerekir. (Y. HGK. 7.5.1980,4/146 – 1960)

Özet: Mahkemece davacılarm davalıya yemin teklif ettikleri gözetilerek davalıya bu hususta tekrar davetiye çıkarılarak bu noksanlık giderilmeli ve hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir.

Davacılar, takip ettikleri icra ve dava dosyalarının haricinde davalıya sözlü danışma hizmeti verdiklerini de iddia etmişlerdir. Davacılar sözlü danışma hizmeti hususunda yazılı delil ibraz edememiş iseler de yemin deliline de dayandıkları ve hatta yargılama aşamasında davalıya yemin teklif ettikleri ve davalıya yemin davetiyesi tebliğine rağmen mahkemece davalıya yeminin yaptırılmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece davacılarm davalıya yemin teklif ettikleri gözetilerek davalıya bu hususta tekrar davetiye çıkarılarak bu noksanlık giderilmeli ve hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. Mahkemenin değinilen bu yönü göz ardı ederek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 14.12.2010,2010/7879-2010/16862)

Davalı avukat davacıların ortağı ve temsilcisi olduğu dava dışı şirketin de vekili olduğunu, şirket adına takip ettiği davalar ve işler için oluşan vekalet ücreti alacağının davacılar tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığını savunmuştur. Davacılar böyle bir kararlaştırmanın olmadığını, husumet düşmeyeceğini bildirerek sadece kendi adlarına takip edilen işler için vekalet ücretinden sorumlu olduklarını, fazlası için icraen yapılan ödemenin istirdadım talep etmişlerdir. Taraflar arasında yazılı sözleşme olmadığı uyuşmazlık konusu değildir. Davalı dava dışı şirketten olan vekalet ücreti alacağının davacılar tarafından ödeneceğine ilişkin kararlaştırma olduğu hususunda yemin teklif edeceklerini 19.10.2009 tarihli dilekçelerinde belirttikleri halde mahkemece davalıya davacı tarafa yemin teklif etme hakkı kullandırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 11.11.2010, 2010/7297-2010/14983)

Davacı, dava dışı E. tarafından kendisi hakkında açılan G.Antep 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/415 Esas sayılı dosyasında, davalıların kendisinin avukatı olduğunu ve bu davanın aleyhine sonuçlandığını, bu dava için davalılar ile dava dışı babası İ. arasında 19.2.2007 tarihli ücret sözleşmesi yapıldığını, ancak bu sözleşmedeki şartın gerçekleşmediğini, davanın kendisi aleyhine sonuçlandığını, bu nedenle davalıların vekalet ücretine hak kazanmadıklarını belirterek, davalılar tarafından bu dosyanın vekalet ücreti için hakkında yapılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti talepli bu davayı açmıştır. Davalılar ise, davacı ile aralarında 2006/415 Esas Sayılı dosya için yapılmış bir ücret sözleşmesi bulunmadığını ve davacının bu kararın temyiz edilmesi için gereken masrafları vermemesi nedeniyle, davacı yararına temyiz talebinde bulunamadıklarını, bu nedenle vekalet ücretine hak kazandıklarını savunmuşlardır. 19.2.2007 tarihli davalılar ile dava dışı İ. arasındaki ücret sözleşmesinde, 2006/415 Esas sayılı dosyadan ismen bahsedilmese de, bu dosyadaki talep yazılmak suretiyle, bu davanın tarafı olan E.’ye dairelerin verilmemesi durumunda, davalı avukatlara ayrıca 13.000 YTL prim ödeneceği belirtilmiştir. Davalı avukatlar, davacının babası ve ücret sözleşmesinin tarafı olan dava dışı İ. hakkında, Gaziantep İcra Müdürlüğünün 2007/11482 sayılı icra takibi ile 2006/415 Esas sayılı dosyanın vekalet ücretinin tahsilini istemişler, İ’nin takibe itirazı üzerine, Gaziantep 5.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/5 Esas sayılı dosyasında itirazın iptali istenmiş, yapılan yargılama sonunda 19.2.2007 tarihli sözleşmedeki şart gerçekleşmediğinden, davalıların vekalet ücretine hak kazanmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Gaziantep 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/5 Esas sayılı dosyasındaki kesinleşmiş karar, eldeki dosya için kuvvetli delil sayılır. Bu karar karşısında davalılar, davacıdan vekalet ücreti isteyemezler. Davanın kabulü gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 27.9.2010, 2010/3430 – 2010/12010)

Davacı, avukat olduğunu davalıları Vize Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan izaleyi Şuyu davasın da ve satış dosyasında vekil olarak temsil ettiğini, yaptıkları anlaşmaya göre satış sonucu davalıların hisselerine düşen bedelin %7,5 nin tarafına avukatlık ücreti olarak verilmesi hususunda anlaştıklarını, ücretinin ödenmediğini, bu nedenle başlattığı icra takibine yapılan haksız itirazın iptaline istemi ile eldeki davayı açmış, davalı Aydan, davacı ile dava değerinin %5 üzerinden anlaşma yaptıklarını, bunun karşılığını da ödediğini savunmuş, davalı Veysel davacıya yemin teklif etmiş, davalı Pakize duruşmalara katılmadığı gibi cevapta vermemiştir. Mahkemece davalılar Aydan ve Veysel’in davacıya yemin teklif ettiklerini, davacının da yemin ettiğini belirterek bunlar hakkında açılan davanın kabulüne, davalı Aydan’ın %5 üzerinden anlaşma yapıldığını belirtiğinden davalı Pakize yönünden bu bedel üzerinden anlaştıklarının kabulü gerektiğinden bahisle Pakize hakkında satış bedelinin %5 üzerinden hüküm kurmuştur. Davacı davalılara ait davayı takip etmiş ise de dava sonucunda ne kadar Avukatlık ücreti ödeneceği hususunu ispatlayamamıştır, bu nedenle davalı Pakize’ye yönelik davada Avukatlık ücret sözleşmesi gereğince belirlenecek maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir. Aydan yönünden ise Aydan’ın %5 üzerinden anlaştıklarını belirttiğine göre bu beyan kendisini bağlayacağından bu bedel üzerinden hüküm kurulması gerekir. Mahkemece yukarıda açıklanan nedenlerle davalıların ödemiş oldukları bedellerde dikkate alınarak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir. (Y. 13. HD. 18.1.2010, 2009/8346-2010/68)

Dava, davalı avukatın, davacı müvekkiline vekaleten tahsil ettiği halde, iade etmediği 15.000 YTL’nin ödetilmesi istemine ilişkin olup, az yukarıda da özetlendiği gibi, dava konusu tahsilatın davacı müvekkile iade edilmediği uyuşmazlık konusu değildir. Davacı şirket, vekalet ücretinin ödendiğini, davalı ise ödenmediğini, söz konusu miktarın da, davacı ile aralarındaki anlaşma gereğince vekalet ücretine mahsuben iade edilmediğini savunduğuna göre, taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalıya vekalet ücretinin ödenip ödenmediği, bu konuda yapılmış bir sözleşmenin mevcut olup olmadığı hususlarına ilişkindir. Davacı şirket, davalı avukata yapılan işten dolayı vekalet ücretinin ödendiği konusundaki iddiasını yasal delillerle ispat edememiştir. Davalı ise, davacı şirket yetkilisinin imzasını içeren 25.5.2005 tarihli sözleşme ve 27.10.2004 tarihli belgeye dayanmış, yapılan iş ve tahsilattan dolayı
15.0 YTL vekalet ücreti ödenmesinin kararlaştırıldığını savunmuşsa da, sözü edilen sözleşme ve belgedeki yazı ve imza davacı tarafından kabul edilmemiştir. 25.5.2005 tarihli sözleşme, fotokopi niteliğinde olup, aslı ibraz edilemediğinden davada delil olarak dayanılması mümkün değildir. 27.10.2004 tarihli belgedeki yazı ve imza ise davacı şirket tarafından kabul edilmediğinden, bu konuda inceleme yaptırılması zorunludur. Bu durumda mahkemece HUMK.nun 308. ve devamı maddeleri gereğince belge altındaki imza ve gerektiğinde yazının davacı şirket temsilcisine ait olup olmadığı konusunda inceleme ve araştırma yapılarak, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gereklidir. 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 4467 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten sonraki 163/1. maddesindeki “Avukatlık sözleşmesi serbestçe düzenlenir. Yazılı olmayan anlaşmalar genel hükümlere göre ispatlanır.” Hükmü ile vekalet ücret sözleşmeleri konusunda daha önce yasada mevcut olan “yazılı geçerlik” şartı kaldırılmış olup, yapılan değişiklikle avukatlık sözleşmelerinin belirli bir şekil şartına bağlı olmaksızın yapılabileceği kabul edilmiş olduğundan, yapılacak inceleme sonucunda belgenin davacı şirket temsilcisi tarafından vekalet ücreti konusunda düzenlendiğinin tespiti halinde, her iki tarafın imzasını taşımasa da davacı şirketin yetkili temsilcisinin imzasını taşıyan 27.10.2004 tarihli belge gereğince, bu yönde bir sözleme yapıldığı kabul edilerek belge içeriğine göre, aksi durumda ise taraflar arasında vekalet ücret sözleşmesinin bulunmadığı durumlarda ödenecek vekalet ücreti ile ilgili Avukatlık Kanununun ilgili hükümleri gereğince tespit ve takdir edilecek vekalet ücreti miktarına göre, davalının şirket adına tahsil etmiş olduğu 15.000 YTL’den davacı şirkete iade etmesi gereken bir miktarın bulunup bulunmadığının tespiti ve bunun sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar gözardı edilerek, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 22.6.2009,2009/251 – 2009/8577)

Özet: Genel vekaletnameye sahip olan avukat, takip ettiği iş için, iş sahibi tarafından özel olarak yetkilendirildiğini ispat etmelidir.

Davacı genel vekaletnamesine dayanarak müvekkilinin açtığı ve yürüttüğü icra kovuşturması nedeniyle emek karşılığının ödenmesini istemektedir. İcra takibini davalı müvekkili 17.4.1971 tarihinde açmış ve 23.7.1971 gününe kadar bütün işlemleri bizzat kendisi yürütmüştür. Oysa davacı davalının genel vekaletname ile vekaletini üzerinde bulunduruyordu. Bu durumdan yararlanarak dosyaya kovuşturmayı yapan memurunun katibine ibraz ettiği vekaletnameyi koydurmuş ve bunda icra memurunun da kabul havalesi bulunmamıştır. Bir avukatın genel vekaletini yükümlendiği bir kimsenin haberi olamadan işini yürütmesi olanağı usul açısından olanaksızdır. Çünkü bir kimse birden çok avukata vekaletname verebileceği gibi yalnız bir avukata bir iş için genel vekaletname vermesi olanağı her zaman vardır. Müvekkilin böyle bir genel vekaletname verdiği kişiye veya bunlardan herhangi birine bu işinde görülmesi için özel bir talimat vermesi gerekir. Olayda böyle bir talimatın veya genel yetkinin verildiği anlaşılmadığı gibi verilmesini gerektirir durumda olayların akışından anlaşılamamaktadır. Bir ipotekli kovuşturmanın varlığını duyan herhangi bir genel vekilin üzerinde bulunan vekalet yetkisine dayanarak müvekkilinin haberi olmadan da böyle bir kovuşturmaya girmesi olanağı vardır. Nitekim yapılan kovuşturmada davacı hiçbir yardımda bulunmamış gerektiğinde iş başka bir vekile özel talimatla verilmiştir. O halde bu davada alacak hakkının doğması için bir genel vekilin veya bunlardan birisinin hiçbir iş yapmadan ve müvekkilinden bir talimat almadan vekaletnamesini dosyaya koydurması ve hiçbir iş yapmaması müvekkilinden iş parası istemesini haklı kılmaz. Özel talimatın alındığının ispatı yükü genel vekilindir. Vekil bu talimatı aldığını ve bu talimat uyarınca vekaletnameyi dosyaya koyduğunu fakat sonradan azledilmiş olsa bile hiçbir iş yapması olanağının tanınmadı¬ğını ispat zorundadır. (Y. 4. HD. 25.11.1976,10400 -10338)

Avukatlık sözleşmesi hakkındaki kabul beyanları tarafları bağlar.

2- Davacı icrada, ücret sözleşmesi gereği davalılardan 6000 USD’nin tahsilini talep etmiş, mahkemece; yapılan ücret sözleşmesinin Avukatlık Kanununa aykırı olması ne¬deniyle geçersiz olduğuna dayanılarak dava değerinin %25’i olan 1.680.000.000 TL’nin karşılığı olan 1200 USD üzerinden hüküm kurulmuştur. Oysa davalı cevap dilekçesi ile 2.351.627.500 TL vekalet ücretini kabul etmiştir. Mahkemece davacının bu kabulü gö¬zetilerek hüküm kurulması gerekirken kabul edilen miktardan az olacak şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 2.3.2006 17090 – 2800)

Avukatlık sözleşmesi yemin delili ile ispatlanabilir.
Davacı, davalıların dava dışı akrabalarının borcunun davalılar tarafından ödenmesi karşılığı, bu kişilere ait taşınmazların davalılar adına tapuda devrinin yapılması karşılığı olarak kararlaştırılan ücretinin ödenmediğini bildirmiştir. Davalılar aralarında yazılı sözleşme bulunmadığını, istenen alacağın fahiş olduğunu savunmuşlardır.
Mahkemece tapu devri işlemi için avukat olan davacıya asgari ücret tarifesine göre hukuki yardımın yapıldığı tarihteki karşılığı olan 150.000.000 TL’nin tahsili yönünde takibin devamına karar verilmiştir. Avukat olan davacı, davalılar ile ilgili bir dava ve icra takibi diğer deyişle yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili bir hizmet vermiş değildir. Resmi dairelerdeki işlemler ile ilgili hizmet vermiştir. Bu yardımın karşılığı 150. 000.000 TL’ye anlaştıklarını yazılı delille ispatlayamamış ise de, delilleri arasında yemin deliline de dayandığından mahkemece davacıya, davalılardan alacağını ispat bakımından yemin teklif etme hakkı olduğunun hatırlatılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir. (Y. 13. HD. 28.3.2006,17645 – 4582)

Avukatlık sözleşmesinde yer alan imza inkar edilir ise usulüne uygun şekilde imza incelemesi yapılmalıdır.
Davacı, davalının avukatı olarak taksim davası açtığını, duruşmadan bir gün önce karşı tarafla anlaşarak, avukatlık ücretini ödemediğini, 30.11.2004 tarihli sözleşme ile belirlenen 6.000.000.000 TL. vekalet ücretinin ödetilmesini istemiştir.
Davalı, davacı ile ücret sözleşmesi yapmadığını, 350.000.000 TL. ücretini ödediğini savunmuştur.
Mahkemece, kesin süreye rağmen keşif avansı yatırılmadığından davanın ispatlanamadığı kabul edilerek reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı müvekkili ile yapılan 30.11.2004 tarihli sözleşmede 60. 000.000 TL. vekalet ücretinin ödeneceğinin kararlaştırıldığını ve ödeme yapılmadığını ileri sürerek bu davayı açmıştır. Davalı ise, davacı ile yazılı bir sözleşme yapılmadığını, sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığım ileri sürmüştür. Mahkemece, davalının sözleşmeye itirazı ve sözleşmedeki rakam ve yazı ile yazılan ücretin çelişkili olması nedeni ile dava konusu yerin değerine göre avukatlık ücretinin belirleneceği açıklanarak keşif avansı yatırılması için davacıya kesin süre verilerek ve avans yatırılmadığından davanın reddine karar verilmiştir. Davalı açıkça sözleşmedeki imzayı inkar ettiğine göre öncelikle imza incelemesi konusunda HUMK’un 308 ve devamı maddeleri gereğince yöntemine uygun bir araştırmanın yapılması gerekir. Davalının tetkike medar imzaları toplanarak, duruşmada davalı istiktap edilerek örnek imzalan ile eldeki imzaları, sözleşme aslı ile birlikte bilirkişi incelemesi yaptırılmalı ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Mahkemece zamansız keşif kararı verilerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 6.2.2006, 13958 – 1266)

Vekil tayin edildiğini ispat etmek avukata düşer.
Davacılar vekalet ücreti alacağı için talipte bulunmuşlar, davalı ise kat mülkiyeti ile ilgili hukuki yardımda bulunmak için anlaşma yaptıklarını ve bu hizmetin bedelini ödediğini savunarak makbuz sunmuş ayrıca Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde aleyhine açılan dava ile ilgili bir anlaşmaları olmadığını da bildirmiştir. Anılan dosyaya davacıların vekaletname vererek girdikleri uyuşmazlık konusu değil ise de 4.6.2003 tarihli Beyoğlu 22. Noterliğin’de düzenlenen vekaletname özel vekaletname olup Şişli 778 ada 8 parselle ilgili işlemleri yapmaları için davacılara verilmiş olup Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen dava ise Bakırköy ilçesi Haznedar mahallesi pafta 18 parsel 10026’ da bulunan taşınmazla ilgilidir.
Davacılar bu taşınmazla ilgili davayı takip etmeleri için davalının kendilerini vekil tayin ettiğini yasal delillerle ispat etmelidir. Ayrıca davalı tarafından kat mülkiyeti ile ilgili hukuki yardımların bedelinin ödendiği savunulduğuna göre mahkemece bu konudaki delillerin de değerlendirilmesi gerekir. Bu durumda, davacılar davalı aleyhine açılan davada davalı tarafından görevlendirildiklerini, davalı da ödeme iddiasını yasal delillerle ispat etmelidir. Mahkemece taraflara bu iddiaları konusunda delilleri sorularak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 7.3.2006, 17011 – 3150)

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat