Anlaşmalı Boşanmada Kararlaştırılan Nafakanın İndirilmesi Davası

Tam kanunsuzluk nedir? Tam kanunsuzluk başvurusu neden yapılır?

Anlaşmalı Boşanmada Kararlaştırılan Nafakanın İndirilmesi Davası

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO: 2017/3-1532
KARAR NO: 2017/1465
KARAR TARİHİ: 29.11.2017

>> ANLAŞMALI BOŞANMA İLE NAFAKAYI KABUL EDEN KOCANIN, ARADAN BİR SÜRE GEÇTİKTEN SONRA NAFAKANIN YÜKSEK OLUŞU NEDENİ İLE NAFAKANIN KALDIRILMASI VEYA İNDİRİLMESİNİ DAVA ETMESİ.

Taraflar arasındaki “yoksulluk nafakasının kaldırılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 11. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 31.10.2013 gün ve 2012/589 E., 2013/1261 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 10.06.2014 gün ve 2014/2077 E.,2014/9274 K. sayılı kararı ile;
“…Davada, 2000 TL olarak ödenen yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.
Mahkemece, yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmiştir.
Davada, yoksulluk nafakasının kaldırılması talep edilmektedir.

Somut olayda; tarafların 23.10.2009 tarihli mahkeme kararı ile anlaşmalı olarak boşandıkları, 14.10.2009 tarihli protokol gereğince de, davacı tarafından davalı kadına aylık 2000 TL. yolsulluk (yoksulluk) nafakası ödeneceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmıştır.
4721 Sayılı TMK.nun 175.maddesi gereğince; “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.” Aynı kanunun 176/4.maddesinde ise; “Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir”.
Anılan yasal düzenlemeye göre, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu sağlaması gerekmektedir.

Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir. Ancak, sözleşme ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arzeder. (arz eder) Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen ya da karşı tarafın mali durumunun iyi olduğunu ve geçinmek için nafakaya ihtiyacı olmadığını bilen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz.

Ancak, Borçlar Kanununun 19 ve 20. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmelerde, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa, sözleşme koşulları değişen koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye hakimin müdahalesi gerekebilir.

Dava konusu olayda; davacı kocanın elektrik mühendisi olup aylık 1650 TL gelirinin bulunduğu, davalının ise, 1900 TL emekli maaşı, 400 TL babasından yetim aylığı aldığı, babadan kalma bir dairesi ile kendisine ait arabasının bulunduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda, mahkemece; yukarda açıklanan esaslar çerçevesinde olay değerlendirilip; davacı ile davalı tarafın, boşanmaya karar verildiği tarih itibariyle ekonomik ve sosyal durumunun belirlenip, şimdiki durumları ile kıyaslanarak; boşanma kararından sonra tarafların mal varlığında ve gelirinde bir değişiklik olup olmadığı detaylı şekilde araştırılarak, değişiklik var ise, bunun kararlaştırılan nafaka miktarına ne ölçüde etkisi bulunduğu tartışılarak, başlangıçtaki denge gözetilerek, bununla birlikte “çoğun içinde azı da var kuralı gereği”, nafakanın tamamen kaldırılması yerine, hakkaniyet ölçüsünde indirilebileceği de gözetilerek, yapılacak yargılama neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir…”

gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR

Dava, aylık 2.000,00 TL olarak ödenen yoksulluk nafakasının kaldırılması istemine ilişkindir.

Davacı vekili tarafların Sincan 2. Aile Mahkemesi’nin kararı ile boşandıklarını, boşanma sırasında müvekkilinin davalıya 2.000,00 TL nafaka ödemeyi kabul ettiğini, ancak boşanma davasından sonra davacının ortağı olduğu şirketin ekonomik sıkıntı içerisine girdiğini ve davacının hem şirket olarak hem de kişisel olarak icra takiplerine maruz kaldığını, emekli maaşından başka gelirinin bulunmadığını ileri sürerek 2.000,00 TL yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin almış olduğu nafaka dışında emekli maaşının ve babasından aldığı 400,00 TL yetim aylığının bulunduğunu, davalının üniversitede okuyan oğlunun olduğunu ve onun giderlerini yerine getirmekte dahi güçlük çektiğini, diğer taraftan evin ve arabanın masraflarını karşılayamadığını, davacının kendisinden oldukça küçük yaşta bir kadınla evlendiğini, eldeki davayı açma nedeninin de bu olduğunu, davacının şimdiye kadar ödemesi gereken nafakaları da ödemediğini belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece yapılan yargılama sırasında aldırılan ekonomik ve sosyal durum araştırma raporlarında davacının elektrik mühendisi olduğunun, 1.650,00 TL gelir elde ettiğinin ve kardeşine ait evde kira vermeden oturduğunun; davalının ise 1.900,00 TL emekli maaşı ile 400,00 TL yetim aylığı aldığının, kendisine ait evde birisi çalışan birisi öğrenci iki oğluyla birlikte yaşadığının ve bir otomobili ile dairesinin bulunduğunun belirtildiğinin görüldüğü, yine tüm dosya kapsamından, tarafların boşanmaları ve yoksulluk nafakasının ödenmesine karar verilmesinden sonraki dönem içinde davacının işlerinin bozulduğu, davacının icra takiplerine maruz kaldığı ve yurt dışında yaptığı işlerin parasını alamadığı, dava tarihi itibariyle davalının gelir durumunun ve mal varlığının davacıdan daha çok bulunduğu, davacının ödeme gücünün davalıya nazaran azaldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece, yukarda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel mahkemece Özel Dairenin bozma kararında boşanmaya karar verildiği tarih itibariyle tarafların ekonomik ve sosyal durumunun belirlenerek boşanmadan sonra meydana gelen değişikliklerin saptanması ve buna göre bir karar verilmesi gerektiğine işaret edildiği, mahkemece yapılan işlemin de bu olduğu, tarafların Sincan Aile Mahkemesi’nin 23.10.2009 tarih ve 2009/1012 E., 2009/922 K. sayılı kararı ile boşandıkları ve nafaka ile diğer hususları anlaşma ile belirledikleri, söz konusu boşanma dosyasında araştırmanın yapılmadığı, dolayısıyla o tarihte kıyaslamaya tabi tutulacak somut bir ekonomik-sosyal durum raporunun olmadığı, iki tarih arasında ekonomik ve sosyal durum değişikliklerinin delil ile kanıtlanabileceği, eldeki dosyada bu yönde gerekli incelemelerin yapıldığı, davacının çalışıp çalışmadığına dair kanıtların getirtildiği, tarafların ekonomik ve sosyal durumunun tam olarak belirlendiği, tanıkların dinlendiği, bu itibarla davacının boşanmadan sonra işlerinin bozulduğu, yurt dışındaki alacaklarını alamadığı, Türkiye’deki borçlarını ödeyemediği, bu sebeple ceza yargılamalarına maruz kaldığı, dolayısıyla ödeme gücünün nafaka yatıramayacak biçimde azaldığı, mal varlığı bakımından da davalının gelir durumunun iyi olduğu belirtilerek direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda mahkeme tarafından yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre boşanma protokolü ile kararlaştırılan yoksulluk nafakasının tamamen kaldırılmasına mı yoksa indirilmesine mi karar verilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Yoksulluk Nafakası” başlıklı 175. maddesi;
“Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.
Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”
Şeklinde düzenlenmiştir.

Aynı Kanunun “Tazminat ve nafakanın ödenmesi” başlıklı 176. maddesi ise;
“Maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir.
Manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez.
İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır.
Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.
Hâkim, istem halinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.”
Hükmünü içermektedir.

Yoksulluk nafakası, yoksulluğa düşecek olan eş için verilen bir nafaka türü olup, söz konusu bu nafaka boşanma davası kesinleştikten sonra işlemeye başlar.

Yoksulluğun ortadan kalkması halinde mahkemece nafakanın kaldırılmasına karar verilebileceği gibi, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına da karar verilebilir. Diğer bir anlatımla iradın arttırılması veya azaltılması için tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu gerektirmesi aranmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve1998/ 2–656–688 Sayılı kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir.

Yoksulluk durumu günün ekonomik koşulları ile birlikte, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmelidir. Yoksulluk nafakası ahlaki ve sosyal düşüncelere dayanır. Onun içindir ki, bilimsel öğretide; evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olduğu belirtilmektedir.

Yoksulluk nafakasının temelini teşkil eden Sincan Aile Mahkemesi’nin 2009/1012 E., 2009/922 K. sayılı dosyasında yapılan araştırmada tarafların 23.10.2009 tarihli karar ile anlaşmalı olarak boşandıkları, taraflarca imzalanan protokolün 5. maddesinde …’ın, Ülya Parlak’a aylık 2.000,00 TL yoksulluk nafakası ödemeyi kabul ettiği, anılan protokolün boşanmanın eki niteliğinde kabul edilerek mahkemece, Ülya lehine 2.000,00 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiği görülmüştür.

Somut olayda ise anlaşmalı boşanma davasında verilen aylık 2.000,00 TL nafakanın kaldırılması istenilmiş, mahkemece mevcut şartlar dikkate alınarak bir inceleme yapılmış, diğer bir anlatımla davacının 22.10.2012 tarihi itibariyle, davalının ise 05.06.2012 tarihi itibariyle ekonomik ve sosyal durumları tespit edilmiş, ancak boşanma kararının verildiği tarihteki ekonomik ve sosyal durumlar belirlenmemiş ve tarafların boşanma tarihi ile eldeki davanın açıldığı tarihteki mal varlıkları konusunda bir karşılaştırma yapılmamıştır.

O hâlde mahkemece yapılacak iş, anlaşmalı boşanma kararının verildiği 23.10.2009 tarihi itibariyle tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını belirlemek, belirlenen bu durumun nafakanın kaldırılması amacıyla açılan eldeki davada aldırılan ekonomik ve sosyal durumlar ile kıyaslamak, boşanma kararından sonra tarafların mal varlığında ve gelirinde bir değişiklik olup olmadığını detaylı şekilde araştırmak, değişiklik var ise, bunun kararlaştırılan nafaka miktarına ne ölçüde etkisi bulunduğunu tartışmak ve Özel Daire bozma kararında da değinildiği gibi başlangıçtaki denge gözetilmek suretiyle, bununla birlikte “çoğun içinde az da bulunur” kuralı gereği, nafakanın tamamen kaldırılması yerine, hakkaniyet ölçüsünde indirim yapılabileceği de gözetilerek, oluşacak sonuca göre bir karar vermek olmalıdır.

Buna göre tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.11.2017 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat