Anayasa Mahkemesi Kararı 2013/5552 Mahkemeye erişim hakkının ihlali

Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Nedir?

Anayasa Mahkemesi Kararı 2013/5552 Mahkemeye erişim hakkının ihlali

Başvuru Numarası 2013/5552

Karar Tarihi  25/3/2015

BAŞVURUNUN KONUSU

Başvurucu, idari para cezalarının iptali istemiyle açtığı davada verilen karar nedeniyle, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talebinde bulunmuştur.

BAŞVURU SÜRECİ

Başvuru, 24/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 17/10/2014 tarihinde  kabuln edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

Bölüm Başkanı tarafından 21/11/2014 tarihinde başvurunun   kabulnedilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

Adalet Bakanlığının 25/12/2014 tarihli yazısı ile görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

OLAY VE OLGULAR

Olaylar

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

Başvurucu, Yaşamkent Ustam Ocakbaşı adındaki işletmesini Yaşamkent Gıda Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti.’ne 26/8/2009 tarihinde devretmiş, fakat gerek devreden gerekse devralan tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığına başvurularak turizm işletme belgesinin iptali yahut devri gerçekleştirilmemiştir.

Bakanlıkça, başvurucuya “haber vermeden işletmesini devretmesi nedeniyle” 12/3/1982 tarih ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 33. maddesinin (e) bendi uyarınca 27/5/2011 tarihinde 3.964 TL tutarında idari para cezası verilmiştir.

Bakanlık daha sonra tesisteki eksiklikler ve ilgili belgelerin ibraz edilememesi nedeniyle 2634 sayılı Kanun’un 33. maddesinin (a) bendi uyarınca 23/8/2011 tarihinde başvurucuya 3.964 TL tutarında idari para cezası vermiştir.

Başvurucu, her iki cezanın iptali istemiyle Ankara 10. Sulh Ceza Mahkemesine itiraz başvurusu yapmış, Mahkeme yalnızca devir işlemi nedeniyle verilen para cezasının hukuka uygunluğunu tartışarak, 14/3/2013 tarih ve 2012/1289 D.lş. sayılı kararı ile başvuruyu reddetmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

“2634 Saydı Kamımın 33. maddesinin e bendi uyarınca “İzinsiz olarak yatırım veya işletmenin tümünün veya belgelendirme için zorunlu bir kısmının devredilmesi, kiraya verilmesi, ortaklık statüsünün, unvanının veya türünün değiştirilmesi hallerinde üçbin Türk Lirası İdarî para cezası verilir.”

Tüm dosya kapsamından; itiraz edem Bakanlıkça 1. Sınıf Lokanta İsletme Belgesi düzenlendiği, bahse konu tesisi devrettiği ve Bakanlığa devir işlemi hakkında bilgi verilmediğinin tespit edildiği, bu durumda itiraz edenin anılan yasal yükümlülüklerini yerine getirmediği anlaşılmakla, itiraz edene verilen idari para cezalarında herhangi bir usul ve yasaya aykırılık olmadığından, yerinde görülmeyen itirazın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gereği doğmuştur.

KARAR ; Yukarıda açıklanan nedenlerle.

5326 sayılı Kabahatler Yasasının 28/8-a maddesi uyarınca; İtiraz konusu idari yaptırım kararı hukuka uygun bulunduğundan İTİRAZIN REDDİNE,

Başvurucu, ikinci cezanın da iptali istenildiği halde İlk Derece Mahkemesinin bu konuya ilişkin bir karar vermediği hususunu da içerir şekilde karara itiraz etmiş, Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesine yer vererek 10/6/2013 tarih ve D.İş.2013/254 sayılı kararı ile itirazı reddetmiş, karar, 25/6/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Anayasa Mahkemesine 24/7/2013 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

İlgili Hukuk

13.2634 sayılı Kanun’un 33. maddesinin (a) ve (e) bentleri şöyledir:

“ Belge sahibine, ilgili diğer Kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla aşağıda belirtilen durumlarda ve miktarlarda İdarî para cezası uygulanır:

(a) Uyarma cezasına rağmen, otuz gün içinde gerekli düzeltmenin yapılmaması veya bir yıl içinde yeni uyarma cezasını gerektiren fiil veya fiillerin tespiti ile bu Kanunda belirtilen veya Bakanlıkça istenilen bilgi veya belgelerin süresi içerisinde verilmemesi veya yanıltıcı bilgi veya belge verilmesi hallerinde üçbin Yeni Türk Lirası İdarî para cezası.

e) İzinsiz olarak yatırım veya işletmenin tümünün veya belgelendirme için zorunlu bir kısmının devredilmesi, kiraya verilmesi, ortaklık statüsünün, unvanının veya türünün değiştirilmesi hallerinde üçbin Yeni Türk Lirası İdarî para cezası. ”

14.30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Başvuruyolu” kenar başlıklı 27. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin İdarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir…. ”

5326 sayılı Kanun’un “Başvurunun incelenmesi” kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili fıkrası şöyledir:

(8) Mahkeme, son karar olarak İdarî yaptırım kararının;

Hukuka uygun olması nedeniyle, “başvurunun reddine”,

Hukuka aykırı olması nedeniyle, “İdarîyaptırım kararının kaldırılmasına”, Karar verir.

Anılan Kanun’un “İtiraz yolu” kenar başlıklı 29. maddesinin ilgili fıkraları ise şöyledir:

“(1) Mahkemenin verdiği son karara karşı, Ceza Muhakemesi Kanununa göre itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde yapılır.

İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir.

Mahkeme, her bir itirazla ilgili olarak “itirazın kabulüne ” veya “itirazın reddine ” karar verir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Mahkemenin 25/3/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 24/7/2013 tarih ve 2013/5552 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

Başvurucunun İddiaları

Başvurucu, idari para cezalarının hukuka aykırı olduğunu, devir işleminin bildirilmemesinden kendisinin sorumlu tutulamayacağını, daha öncesinde uyarı yapılmadığını, ikinci para cezasına da itiraz etmiş olmasına rağmen İlk Derece Mahkemesince bu konuda bir karar verilmediğini, karara yaptığı itiraz başvurusunun da aynı şekilde sonuçsuz kaldığını belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talebinde bulunmuştur.

Değerlendirme

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiaları, yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı ve mahkemeye erişim hakkı kapsamı altında değerlendirilecektir.

Kabul Edilebilirlik Yönünden

Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

Başvurucu, haber vermeden işletmesini devretmesi nedeniyle 2634 sayılı Kanun’un 33. maddesinin (e) bendi uyarınca uygulanan 27/5/2011 tarihli 3.964 TL tutarında idari para cezasına karşı yaptığı itirazın reddedilmesinin, adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

‘‘Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapüamaz. ”

30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir. ”

6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı 49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz. ”

6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §26).

Başvuru konusu olayda, başvurucu, idari para cezalarının hukuka aykırı olduğunu, devir işleminin bildirilmemesinden kendisinin sorumlu tutulamayacağını, daha öncesinde uyarı yapılmadığını, tüm bu nedenlere rağmen açtığı davanın reddedildiğini belirtmiş, Ankara 10. Sulh Ceza Mahkemesi ise başvurucunun tesisi devretmesine karşın Bakanlığa devir işlemi hakkında bilgi vermediğini, bu nedenle yasal yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirterek, davayı reddetmiştir.

Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediği, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarım sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir. Somut olayda başvurucunun, yargılama sürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya da belge sunmamış olup, mahkemece delillerin değerlendirilmesinin ve verilen kararın içeriğinin adil olmadığı şikâyetini dile getirdiği anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen İddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, derece mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşullan yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiği İddiası

Başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmaması ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmaması nedeniyle kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Esas Yönünden

Başvurucu, devrettiği tesisteki eksiklikler ve ilgili belgelerin ibraz edilememesi nedeniyle 2634 sayılı Kanun’un 33. maddesinin (a) bendi uyarınca 23/8/2011 tarihli işlem ile uygulanan idari para cezasını da dava konusu etmesine karşın Ankara 10. Sulh Ceza Mahkemesince bu para cezasına yönelik bir karar verilmediğini, bu konuya ilişkin yaptığı itirazın da sonuçsuz kaldığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucunun bu iddiası mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenecektir.

Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

‘Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. ”

Anayasa’nm “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” kenar başlıklı 40. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır. ”

Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir. ’’

Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (E.2013/64, K.2013/142, K.T. 28/11/2013).

Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

Başvuru konusu olayda başvurucu, haber vermeden işletmesini devretmesi nedeniyle 2634 sayılı Kanun’un 33. maddesinin (e) bendi uyarınca hakkında uygulanan 27/5/2011 tarihli 3.964 TL tutarındaki idari para cezasına ve tesisteki eksiklikler ve ilgili belgelerin ibraz edilememesi nedeniyle 2634 sayılı Kanun’un 33. maddesinin (a) bendi uyarınca hakkında uygulanan 23/8/2011 tarihli 3.964 TL tutarındaki idari para cezasına karşı aynı dilekçe ile Ankara 10. Sulh Ceza Mahkemesinde dava açmış ise de anılan Mahkeme yalnızca 2634 sayılı Kanun’un 33. maddesinin (e) bendi uyarınca uygulanan para cezasının hukuka uygunluğunu incelemiş, 2634 sayılı Kanun’un 33. maddesinin (a) bendi uyarınca uygulanan para cezası hakkında ise bir karar vermemiştir. Başvurucu tarafından İlk Derece Mahkemesi kararma yapılan itiraz başvurusunda bu durum belirtilmesine karşın Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yapılan kanun yolu incelemesinde de dava konusu yapılmasına karşın hukuki denetimi yapılmayan ikinci para cezası hakkında bir değerlendirme yapılmayarak, itiraz başvurusu reddedilmiştir.

Bu durumda, dava konusu yapılmasına karşın 2634 sayılı Kanun’un 33. maddesinin (a) bendi uyarınca uygulanan para cezası hakkında Sulh Ceza Mahkemesince bir karar verilmediği ve Asliye Ceza Mahkemesince yapılan kanun yolu incelemesinde de bu hususun tartışılmadığı ve değerlendirilmediği görülmekle, yargılama sürecine bir bütün olarak bakıldığında, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3.6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

Başvurucu, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılamasına, aksi halde 7.928,00 TL tazminatın ödenmesine karar verilmesini talep etmektedir.

6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir. ”

Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlal, mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmesinden kaynaklandığından ve ihlalin yeniden yargılama yapılarak ortadan kaldırılmasında hukuki yarar bulunduğundan, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin ise reddine karar verilmesi gerekir.

Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL başvuru harcı ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

  1. Başvurucunun,
  2. Verilen para cezasına yönelik yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
  3. Verilen para cezasına yönelik mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
  4. Mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
  5. İhlal ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
  6. Başvurucunun tazminat talebinin tespit edilen ihlal ile bağlantısı olmadığından REDDİNE,
  7. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL başvuru harcı ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
  8. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, 25/3/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat