2022 BOŞANMA DAVASI KISMİ TEMYİZ DİLEKÇESİ
YARGITAY ( ). HUKUK DAİRESİNE
Sunulmak Üzere
…………..( ). AİLE MAHKEMESİNE
Dosya Esas No: 20…./…….
Dosya Karar No:20…./……
DAVACI : Adı ve Soyadı, T.C. Kimlik No:
Adres
DAVALILAR : Adı ve Soyadı, Adres
Adı ve Soyadı, Adres
TALEP KONUSU : Verilen kararın nafaka ve ziynet eşyalarına ilişkin olan hüküm kısmının bozulmasına karar verilmesi talebidir.
AÇIKLAMALAR :
1- Adı geçen kararın ziynet eşyalarına ve nafaka miktarına ilişkin hüküm kısmı usul ve yasaya aykırıdır. Ziynet eşyalarının iadesi talebim ispat edilemediği gerekçesiyle reddedilmiştir. Oysaki bu ziynet eşyaları düğünümüzde davacı ve davalının akrabaları tarafından ve davalı tarafından tarafıma takılan ziynet eşyalarıdır. Ziynet eşyaları gibi belirsiz bir konuda gösterilebilecek bütün delilleri mahkemeye sunmuş bulunmaktayım. Yani adı geçen ziynet eşyalarının tarafıma ait olduğu ve evliliğin hemen akabinde tarafımca H. tarafından kayınpederi olan N.’ye ariyet olarak verildiği bilirkişi incelemesine esas olan düğün fotoğrafları, tanık beyanları ve çeyiz senedi ile sabittir.
2- Ayrıca davalının babasının ve davalının kendisinin maddi durumunun iyi olmaması ve davalının evlilik sırasında işsiz olması da ziynet eşyalarının davalı tarafından zaman zaman alınıp bozdurularak harcandığını ve davalının babası tarafından da bu ziynet eşyalarının dilekçede belirttiğimiz büyük miktardaki kısmının alınmış olduğu dosyada sübut bulduğu halde mahkemece taleplerimin reddine karar verilmesi yerinde değildir.
3- Bunun yanı sıra davalının ödemesine hükmedilen yoksulluk ve iştirak nafakası da geçimimi sağlayabilecek miktarda değildir. Çocuk için hükmedilen 100 Türk Lirası iştirak nafakası, tarafıma hükmedilen 150 Türk Lirası yoksulluk nafakası da günümüz koşullarına göre çok az bir miktardır ve bu bakımdan hukuka aykırı bir hüküm söz konusudur. Davalı her ne kadar 1.200 Türk Lirası maaşla mevsimlik işçi olarak çalışmakta ise de, babası ile birlikte yaşamakta ve geçinmesi için gerekli, giderlerini babasından da sağlamaktadır. Oysa ben, ev hanımıyım, kendime ve çocuğuma bakmak zorunda olup ve daha zor durumdayım. Durumlarımıza göre nafaka takdirinde de hataya düşülmüştür. Davalının bakmakla yükümlü olduğu başka kimseler de yoktur.
HUKUKİ NEDENLER : HMK ve İlgili mevzuat.
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ettiğim nedenler ve tetkikiniz esnasında ortaya çıkacak sair nedenlerle işbu hükmün aleyhe olan nafaka ve ziynet eşyaları ile ilgili hüküm kısmının bozulmasına karar verilmesini saygıyla talep ederim. …/…/2015
Davacı
Adı ve Soyadı
İmza
YARGITAY ( ). HUKUK DAİRESİNE
Sunulmak Üzere
……..( ). AİLE MAHKEMESİNE
Dosya Esas No:20…../…
Karar No:20……./…
TEMYİZ EDEN DAVALI : Adı ve Soyadı, T.C. Kimlik No:
Adres
VEKİLİ : Avukat Adı ve Soyadı
Adres
KARŞI TARAF DAVACI : Adı ve Soyadı
Adres
VEKİLİ : Avukat Adı ve Soyadı
Adres
TEBELLÜĞ TARİHİ : …/…/…
TALEP KONUSU : Aleyhimize olan hüküm kısmının bozulmasına karar verilmesi dileğidir.
TEMYİZ NEDENLERİ :
1- Mahkemece verilen karar usul ve yasaya aykırıdır. Verilen kararın gerekçesi bulunmamaktadır. Dosyamızdaki tanık beyanlarına ve dava dosyaları dahil dosya içindeki delillere niçin itibar edilmediği, karardan anlaşılamamaktadır.
2- Davacı davalıya kötü muamele ettiği, onu aldattığı dosyadaki delillerle sabit olduğu halde dikkate alınmamıştır. Medeni Kanunun 174. maddesinde düzenlenen manevi tazminatın şartlarından olan, kötü muamele ve aldatma fiilleri nedeni ile ayrı yaşamaları söz konusu olması ve müvekkil N. M.’nin ayrılıkta kusuru bulunmaması şartları oluştuğu halde manevi tazminata karar verilmemiştir. Birinci davanın reddinden sonra müvekkilimin eşi davacı müvekkilimi eve dönmesi için davet etmemiştir. Bu da davacının kötü niyetini göstermektedir.
3- Ayrıca talebimizde müvekkilimiz N. U.’nun ziynet eşyalarının iadesine karar verilmemesi hukuka aykırıdır. Eşi bu ziynet eşyalarını düğünden hemen sonra geçici bir süre için almıştır ve evlilik süresi içinde geri vermemiştir. Bu altınların iadesi talebimiz haklı olduğu halde hukuka aykırı olarak talebimiz reddedilmiştir.
4- Yine müvekkilimizin velayeti altında olan Gamze Nur ile babası arasında kurulan şahsi ilişkide, düzenlenen görüşme vakitleri 6 yaşında olan küçük Gamze Nur’un yaşı dikkate alınmadan düzenlenmiştir. Hafta sonu ve dini bayramlar olarak düzenlenen görüşme süreleri, henüz annesinin bakım ve şefkatine ihtiyacı olan Gamze Nur için çok uzundur.
5- Hükümde nafaka miktarları arttırılmasına rağmen günümüz ekonomik şartlarına ve müvekkilimin ekonomik, sosyal şartlarına uygun bir artırım yapılmamıştır. Verilen kararda belirlenen nafaka miktarı hakkaniyete aykırıdır.
HUKUKİ NEDENLER : HMK. ve İlgili mevzuat.
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz edilen nedenlerle ve tetkikiniz esnasında ortaya çıkacak sair nedenlerle işbu boşanmaya ilişkin hükmün aleyhimize sonuç doğuran kısımları olan tedbir ve yoksulluk nafakasına ilişkin kısmının, maddi ve manevi tazminata ilişkin kısmının velayet altındaki küçük ile şahsi ilişki kurulması kısmının, altınların iadesi talebimizin reddine ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmesini saygı ile talep ederim. …/…/2015
Davalı Vekili
Av.Adı ve Soyadı
İmza
Aşağıdaki YHGK kararında irdelendiği gibi boşanma davaları kısmen temyiz edilebilir, temyiz edilmeyen kısım kesinleşir. boşanma kısmı temyiz edilmeyebilir ve bu durumda boşanma ile ilgili kısım kesinleşir.
Boşanma ile ilgili kısmın kesinleşmesi üzerine maddi ve manevi tazminat talepleri ile ilgili kısım icra edilebilir hale gelir yani icraya konulmaları mümkün hale gelir. (Boşanma ile ilgili kısım da temyiz edilmişse maddi ve manevi tazminatla ilgili bölüm icraya konulamaz.)
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No:1992/2-121
Karar No:1992/197
Karar Tarihi:25.03.1992
DAVA : Taraflar arasındaki “nafakanın arttırılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ( Ankara Onüçüncü Asliye Hukuk Mahkemesi )nce davanın açılmamış sayılmasına dair verilen 19.11.1990 gün ve 559-655 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi’nin 16.5.1991 gün ve 5056-7968 sayılı ilamıyla; ( ..Önceki boşanma hükmünün yoksulluk nafakasına ilişkin bölümü temyiz edilmiş isede bu yöne ilişkin temyiz itirazları 18.6.1990 tarihinde reddedilmiş ve yoksulluk nafakası ile ilgili olarak karar düzeltme yoluna gidilmemek suretiyle boşanma hükmü ile birlikte aylık 100.000 TL. yoksulluk nafakasına dair karar 12.9.1990 tarihinde kesinleşmiştir. Öyle ise 28.9.1990 tarihinde açılan yoksulluk nafakasının arttırılmasına ilişkin bu davanın esasının incelenmesi gerekirken yazılı düşüncelerle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır..
) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz eden: Davacı vekili.
KARAR: Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Gerekçesi açısından bugün de geçerliliğini koruyan 7.2.1945 gün ve 4/ 19 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde davacı, neye karar verilmesini ( başka bir ifade ile davalının neye mahkum edilmesini ) istediğini açıkca yazar ( HUMK. 179/3 ). Kuşkusuz talebin birden fazla kalemleri kapsaması halinde de davacının talep sonucu, asıl talep ve yardımcı ( fer’i ) talepler olmak üzere iki bölümden oluşur. Davacının birden fazla davasını aynı dava dilekçesi ile açması halinde, bu durum “objektif dava birleşmesi” olarak tanımlanır ve davacının her davaya ait talep sonucunu açıkca ve ayrı ayrı göstermesi gerekir. Davanın esasına ilişkin bu talepleri yanısıra davacı talep sonucu bölümünde mevcutsa fer’i ( yardımcı ) nitelikte taleplerde de bulunabilir.
Dava dilekçesinin, talep sonucu açısından özetlenen bu niteliklerine paralel olarak yapılan yargılama sonucu verilen kararda ( hüküm fıkrasında ) da, davacının talepleri asıl talep ( esasa ilişkin talep ) ve yardımcı ( fer’i ) talepler olmak üzere iki bölüm halinde değerlendirilir ve bu taleplerin tamamı hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması gerekir ( HUMK. 388/3-4 ).
Hemen söylemek gerekir ki, boşanma hükmü çoğu kez asıl hükmün ( boşanma hükmünün ) yanısıra buna bağlı yan hükümcüklerden oluşan adeta bir kombine hüküm mahiyetini haiz bulunur. Gerçekten hükmün, bozucu inşai nitelikte olan ve evlilik birliğini sona erdiren ana bölümüne bağlı ve ondan bağımsız karakteri ve işlevi bulunmayan bu hükümcüklerle, boşanma sonrası bazı ilişkiler düzenlenir. Bu yan hükümlerden bir kısmı, yine sadece ve doğrudan doğruya inşaya yönelik olabileceği gibi bir tesbite ve edime de ilişkin bulunabilir. Örneğin, boşanma nedeniyle velayet hakkının taraflar arasında taksim ve tevdiine ( MK.148/1 ) ya da, evlenmenin yapıldığı sıralarda dul olan kadının tekrar kendi aile ismini taşımasına müsaade edilmesine ilişkin tali kararlar, yine birer inşai sonuca yönelik olmaları nedeniyle boşanma hükmü kompleksinde yer alan küçük ve bağımlı inşai hükümler ( fer’i inşai hüküm ) olarak değerlendirileceklerdir ( Doç. Dr. Ergun Önen İnşai Dava Ankara 1981 S. 66-67 ). Diğer taraftan örneğin, daha önceki bir zamanda verilen ayrılık kararıyla düzenlenen velayet ilişkisinin aynen devam ettirilmesine dair boşanma hükmü içinde verilecek bir karar tesbit edici; eşler arasındaki evlilik bağını çözen ve evlilik birliğini sona erdiren boşanma kararının asıl unsurunun yanı sıra ortaya çıkan ancak hakimin hükmü ile geçerlik kazanan yan sonuçların bir bölümünü oluşturan parasal ödemelerden maddi ( MK.143/1 ) ve manevi ( MK. 143/2 ) tazminat ile yoksulluk nafakası ( MK. 144 ) konusunda verilecek karar ise edim yükleyici bir görünüm ortaya koyacaktır. Bunlara davacının, talep sonucunda açıklamasa ( istek olmasa ) bile davanın açılmasıyla hükmedilmesi zorunlu eş ve çocuklar için tedbir ( MK. 137 ) ve boşanma sonucuna bağlı olarak iştirak ( MK.148/2 ) nafakalarını da eklemek uygun olacaktır.
İşte olayımızda çözümlenmesi gereken husus, genelde birden fazla talep sonucunu ihtiva eden hukuk davalarında ve özelde kombine hüküm mahiyetini taşıyan boşanma davalarında taraflarca uygun görülerek temyiz edilmeyen ya da temyiz isteği reddedilen ( bozmanın kapsamı dışında kalan ) hususların kesinleşmiş olup olmadığıdır. Özellikle olayımızda olduğu gibi diğer temyiz itirazları reddedilerek yalnızca manevi tazminata karar verilmesi yönünden bozulan davada manevi tazminat dışında kalan diğer talep kalemlerinin ( örneğin, yoksulluk nafakasına ilişkin hükmün ) kesinleşmiş sayılıp sayılmayacağının belirlenmesidir.
Bilindiği gibi dava tarafları, mahkemelerden verilen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurabilme hakkına sahiptirler ( HUMK. 427/1 ). Süresi içinde temyiz edilmeyen ya da esasen temyiz edilmesi mümkün olmayan kararlar kesin olup, Yargıtay kendiliğinden ve istek olmadan temyiz incelemesi yapamaz ve hükmü bozamaz. Diğer taraftan dava tarafları, aleyhlerine olan hükmün tamamını temyiz edebilecekleri gibi hükmün yalnız bir kısmını temyiz edip, diğer kısmını temyiz etmeyebilirler. “Objektif dava birleşmesi” halinde verilen hüküm taleplerinden yalnızca biri örneğin, manevi tazminatın kabul ya da reddi temyiz edilip boşanmaya ilişkin hükmün esası ile maddi tazminat, yoksulluk nafakası, velayet, iştirak nafakası ve fer’i ( yardımcı ) diğer sonuçlar temyiz edilemeyebilir. Bu hal doktrinde “kısmi temyiz” olarak tanımlanır ve kısmi temyiz ( yani hükmün bir kısmının temyiz edilmemiş olması ) halinde, hükmün temyiz edilmeyen kısmı temyiz süresinin geçmesi ile kesinleşir. Başka bir ifade ile kesin hüküm oluşur. Hükmün süresinde temyiz edilmeyerek kesinleşen kısmı yalnız başına icra edilebilir ve icraya konabilir ( Prof. Dr. Saim Üstündağ Medeni Yargılama Hukuku Cilt 2, İstanbul 1977, Üçüncü Bası, S. 87 ). Yargıtay, tarafların bildirdiği temyiz sebepleri ile bağlı değilse de ( HUMK. 439/II ) tarafların temyizi ile bağlıdır. Yani kısmi temyiz halinde Yargıtay hükmün temyiz edilmeyen ve bu nedenle kesinleşen bölümü hakkında temyiz incelemesi yapamaz ve hükmün temyiz edilmeyen bölümünü bozamaz. Kısmi temyiz halinde HUMK.nun 439/II. maddesi hükmü, hükmün yalnız temyiz edilen bölümü hakkında uygulanır. Yargıtay hükmün temyiz edilmeyen bölümünü bozamayacağı gibi, mahalli mahkemede ( temyiz edilen bölümün bozulması üzerine yapacağı tahkikat sonunda ) hükmün temyiz edilmeyen ( ve bu nedenle kesinleşmiş olan ) bölümü hakkında yeni bir karar veremez ( Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü-cilt 4 Dördüncü Baskı, 1984 S. 3354-3355 ).
Diğer taraftan kısmi temyiz sebebiyle hükmün bir bölümünün ( talep sonuçlarından bazılarının ) temyiz edilmemek suretiyle kesinleşmesi ile, temyiz edilip onanmak suretiyle kesinleşmesi ( bozmanın kapsamı dışında kalması ) arasında kesin hükmün bağlayıcılığı, müstakilen infaz kabiliyeti bulunması, mevcut uyuşmazlığı yeniden ele alınması mümkün olmayacak biçimde çözümlenmesi yönlerinden herhangi bir fark mevcut değildir. Nitekim, 9.5.1960 tarihli ve 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı da, doktrinde bu şekilde yorumlanarak, mevcut uygulamanın Yargıtay’ın bozma dışında kalan kısımları da hukuksal denetime tabi tutarak bu kısımlara artık yeniden geri dönülmesini engellemek istediği ve bunu da bozmanın kapsamı dışında kalan yönlerin ( talep sonuçlarının ) kesinleştiğini kabul etmek suretiyle sağladığı biçimde değerlendirilmiştir ( Prof. Dr. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Usulü – Cilt 2 İstanbul 1977 3. Baskı S. 90 ).
Bütün bu genel açıklamalardan sonra olayımıza gelecek olursak, mahkemenin boşanmaya ve boşanmanın feri sonuçlarına ilişkin kararının temyizi üzerine Yargıtay’ca yalnızca manevi tazminat açısından bozulmuş, başta yoksulluk nafakası olmak üzere diğer yönler ( talep sonuçları ) bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiştir. Öyle ise açılan bu dava, önceki davada kesinleşen yoksulluk nafakasının artırılmasına ( MK. 145/son ) ilişkin olup, işin esasının incelenmesi gerekirken bozmanın kapsamı dışında kalmasına rağmen önceki davanın derdest olduğundan bahisle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
İşte bütün bu nedenlerle mevcut uygulama ile yasanın özüne ve sözüne uygun Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek istemin reddi yönüne gidilmesi doğru değildir. O halde usul ve kanuna uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan Özel Daire bozma ilamındaki nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 25.3.1992 gününde oyçokluğu ile karar verildi.