İş Sözleşmelerinde Rekabet Yasağı Sözleşmesi Ve Cezai Şart Tazminatı
Sözlük anlamı itibariyle rekabet; “iş ve sanatta, ilim ve hünerde üstün olmaya çalışmak ve başkalarına rağmen kazanma gayreti”, “aynı amacı güden kimseler arasında çekişme, kıskançlık; rekabet etmek, bir- birleriyle yarışmak” yanında “mal ve hizmet piyasalarındaki teşebbüsler arasındaki özgürce ekonomik kararlar verilebilmesini sağlayan yarış” olarak da tanımlanmaktadır.
Rekabet kavramı dışında rekabet yasağı kavramı ise en genel anlamda Borçlar Kanunu ile Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. Zira en genel anlamda rekabet yasağı olgusu ile amaçlanan husus, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi sonucu ortaya çıkan sadakat yükümlülüğünün bir uzantısı olarak, tarafların rekabet yapması sonucu haksız menfaat elde etmelerini engellemektir. Rekabet etmeme borcu iş hukuku alanında da kendini gösterir. Buna göre; hizmet akdi, taraflara -işçi ve işverene- bir takım hak ve borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Bu karşılıklı sözleşmeden iş görme, itaat, sadakat ve rekabet etmeme, işveren açısından ise ücret işçiyi gözetme, eşit işlem yapma gibi borçlar doğar. Bu açıklamalar ışığında işçinin rekabet etmeme borcu ise, sadakat borcunun doğal bir uzantısı olduğu söylenebilir. Rekabet etmeme borcunun yanısıra işçi ile işverenin yapacağı sözleşmeye istinaden doğan bir başka borç ise rekabet yasağı borcudur.
Genel Olarak Rekabet Yasağı Sözleşmesi
Rekabet yasağı belirli durumlarda aynı amacı güden belirli kimselerin birbirleriyle yarışmalarının yasaklanmasıdır. Böyle bir yasak işçi iş veren ilişkisinde de söz konusu olabilir. Gerçektende bir işyerinde çalı şan işçinin işverene ait iş sırlarını öğrenme ve müşterilerini tanıma olanağı, işçinin işverene karşı rekabete girişme durumunu da beraberinde getirebilir. Öğretide işçinin rekabet yasağı yasa ve sözleşmeden kaynaklanması bakımından iki boyutta ele alınmaktadır. İşçi için yasadan doğan rekabet etmeme borcundan kastedilen, iş sözleşmesi devam ederken işçinin rekabet yapmamasıdır. Oysa sözleşmeden doğan rekabet etmeme borcu ise BK. Md.348 ve diğerlerinde düzenlenen rekabet yasağı anlamındandır.
İşçinin Sadakat Borcuna Dayanan Rekabet Etmeme Borcu
Sadakat borcu bir iş sözleşmesinin devam ettiği süre içerisinde, işveren açısından işçiyi gözetme, işçi açısından da, işverenin ve işyerinin menfaatlerini koruma, işverene zarar verebilecek her türlü davranıştan kaçınma borcu olarak karşımıza çıkar. Kısaca yapma ve yapmama borcu olarak iki yönde görünüm arz eden sadakat borcu hizmet ilişkisinin konusuna, işin özelliğine ve iş hayatinin özelliklerine göre değişiklik arz eden bir borç olup kapsamının kesin çizgilerle belirlenmesi güçtür. İşçinin sadakat borcundan kaynaklanan ve bu borcun yapmama borcu şeklindeki yönü olarak ortaya çıkan rekabet etmeme borcunun, iş sözleşmesinde ayrıca belirtilmesine gerek yoktur. İşçinin iş sözleşmesinin devamı süresince rekabet etmeme borcu, yasadan kaynaklanan bir yapmama borcu olması nedeniyle iş sözleşmesinde özellikle taraflarca kararlaştırılmasına gerek olmaksızın geçerlidir. İş sözleşmesinin devamı boyunca, işçinin işverenine rakip bir iş yapması ya da aynı işi gören bir başka işverenle çalışması kural olarak sadakat borcuna aykırılık oluşturduğundan mümkün değildir. Konu ile ilgili Yargıtay kararında, “davalı, cam eşyası için kalıp üreten bir şirket olup cam eşyaları imal eden X şti’ nin kalıp ihtiyacını karşılamakta, davacı da davalı şirkette üretim planlama ve kontrol teknisyeni olarak çalışmaktadır. (…) davacının davalı şirketle çalışırken üç ay ara ile izinli ve istirahattı olduğu dönemde davalı şirket ile aynı konuda iştigal eden firma sahibi ile iş ilişkisine girerek Adana ve Mersine gidip rakip firma sahibi ile birlikle Mersin’ de kurulan fabrikalarında birlikte inceleme yaptığı ve bu nedenle davalı işverenin güvenini kötüye kullandığı anlaşılmaktadır. Davacının bu davranışı İş Kanununun 17/II-d maddesinde yer alan işçinin işverenin güvenini kötüye kullanmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışta bulunmak halini oluşturur. Bu nedenle davacının iş sözleşmesini feshetmekte haklıdır.” Ancak işçi çalışma saatleri dışında başka bir iş yaparsa ve bu durum işverenin çıkarları ile çatışmıyorsa, normal işini yapmasına engel olmuyorsa, kural olarak sadakat borcuna aykırılıktan söz edilemez.
Sözleşmeden Doğan Rekabet Etmeme Borcu
Borçlar Kanununa göre, iş sözleşmesinin tarafları, işverenin müşterilerini tanımayı veya sırlarını öğrenmeyi sağlayan bir iş sözleşmesinin bitiminden sonra işçinin işverenle kendi adına rekabet edecek bir iş yapmamasını veya rakip bir müessesede çalışmamasını yahut böyle bir müessese ile ortak sıfatıyla veya başka bir sıfatla ilgili olmamasını kararlaştırabileceklerdir. Görülüyor ki, olumsuz edim şeklinde ortaya çıkan rekabet etmeme borcu (rekabet yasağı) sadakat borcundaki gibi her iş sözleşmesi için söz konusu olan borçlardan değildir. Bu tür bir borç ancak iş sözleşmesi taraflarının bunu açıkça kararlaştırmış olmaları halinde ortaya çıkar. Sadakat borcuna bağlı rekabet etmeme borcu sadece iş sözleşmesi devam ederken söz konusu iken sözleşmeye dayalı rekabet yasağı borcu iş sözleşmesinden sonraki süre içinde yerine getirilir.
İşçinin işvereni ile iş sözleşmesinin bitiminden sonra rekabet etmemeyi yüklenmesi iş sözleşmesinde öngörülebileceği gibi ayrı ve özel bir sözleşme ile de düzenlenebilir.
Rekabet Yasağı Sözleşmesi Yapmanın Koşulları
Rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin geçerli sayılması bazı koşulların varlığına bağlıdır. Her şeyden önce işçiye rekabet etmeme borcu yükleyen sözleşmenin yazılı yapılması şarttır. Bunun dışındaki bir rekabet yasağı sözleşmesinin hukuken geçerli olduğunu söylemek mümkün değildir. Zira yasa koyucunun burada rekabet yasağı sözleşmesinin yazılı şekle tabi kılmasının en önemli sebebi işçinin korunması ilkesine da yanmaktadır. İşçi ancak rekabet yasağı sözleşmesinin yazılı …. olduğu durumlarda rekabet yasağına uymak zorunda olduğu hususlarını daha iyi bilebilecek konumda olacaktır bunun yanında sözleşme belirli bir iş, yer ve süre ile sınırlandırılmış olmalıdır (BK. m.348,350). Bu esaslara rağmen rekabet etmeme borcunun işçinin ekonomik yönden geleceğini hakkaniyete aykırı bir biçimde tehlikeye sokmaması gerekir. Nitekim Yargıtay işçinin “iş ilişkisi sona erdiği tarihten itibaren iki yıl süre ile Türkiye’ deki tüm bankalarda çalışmamayı kabul ve taahhüt” ettiği rekabet yasağı sözleşmesini, yer ve çalışma alanı bakımından normalin üzerinde sınırlama getirmesi ve işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı şekilde tehlikeye sokması nedeniyle haklı olarak geçersiz saymıştır.
İşçiye, iş akdi sona erdikten sonra rekabet yasağı getirilmesinin temel amacı işçinin çalışırken işyerinde öğrendiği özel bilgileri iş ilişkisi sona erdikten sonra işverenle rekabet edecek bir biçimde kullanmasının önüne geçmektir. Bu nedenle rekabet yasağı işverenin korunabilir haklı bir menfaatinin bulunduğu, özel koşulların söz konusu olduğu iş ilişkileri için geçerlidir. Borçlar Kanunu da bu durumu işçinin işverenin müşterilerini tanıyan, işlerinin gizliliğine nüfuz edebilecek bir işle çalışması ile belirlemiştir. O halde işyerinde çalışan işçi, kesinlikle sır niteliği taşımayan veya müşterilerle doğrudan ilişkide olmayan, işverenin zararına rekabet doğurmayacak bir işte çalışıyorsa rekabet sözleşmesi söz konusu olmamalıdır. Doğaldır ki müşterilere ait bilgiye sahip bir işte çalışma saptanırken, işçinin işyerindeki konumu önemli olacaktır. Nitekim Yargıtay bir kararında “davacının davalı hastanede hemşire olarak çalıştığı anlaşılmaktadır. Davacı işçi ile işveren arasında iş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerin esrarına nüfuz etmek hususlarında uygun olan bir iş sözleşmesi bulunmadığından B.K. 348/1 anlamında belirli bir süre rakip bir işletmede çalışamaması yönünde koşul öngörülemeyeceği” sonucuna varmıştır.
Rekabet yasağı sözleşmelerinin geçerli olabilmesinin bir diğer koşu lu da sözleşmenin tarafı olan işçinin reşit olmasıdır. Nitekim Yargıtay 9. H.D.’nin de genç yaşta işyerinden ayrılan işçinin ekonomik durumunun korunması açısından ekonomik geleceğinin sınırlandırılmaması gerekliliğini vurgulamıştır.
Bunun yanında iş sözleşmelerinin belirli ya da belirsiz olması rekabet yasağı sözleşmeleri için önemli değildir. Ancak iş sözleşmesi kurulmadan önce BK. md.348 anlamında rekabet yasağı sözleşmesi yapılamaz.
Öte yandan rekabet yasağı mevzuat bağlamında açık bir zaman sınırlamasına tabi değildir. Ancak yüksek mahkeme uygulamada bir olayda rekabet yasağı sözleşmesi için altı aylık bir süre saptamıştır. Yargıtay’ın çeşitli kararlarında işçinin hizmet akdinin sona ermesinden sonra işçinin ekonomik hayatını olumsuz yönde etkileyebilecek rekabet yasağı sözleşmelerinin geçerli bir sözleşme sayılamayacağı yönünde kararlar vermektedir.
Rekabet Yasağı Sözleşmesi Yapmanın Sonuçları
Rekabet yasağına aykırı hareket eden işçi, eski işverenin zararını tazmin etmekle yükümlüdür. İş sözleşmesine bu yasakla ilgili bir cezai şart konulmuş, fakat zarar bunu aşmış ise, işçi fazlasını tazminle yükümlüdür (BK. m. 351/11). Ancak unutmamak gerekir ki tarafların belirlemiş olduğu cezai şartın makul, kabul edilebilir nitelikte olması halinde geçerli olması beklenir. Bunun dışında fahiş nitelikteki mevcut bir cezai şartın uygulanması zorunluluğu ortaya çıktığında bu durumun giderilmesini talep etmek ve böylece bunun tenkisini sağlamak mümkündür.
Rekabet etmeme borcu, bunun işçi tarafından yerine getirilmesinde işverenin gerçek bir yararının bulunmadığının sabit olması halinde sona erer (BK. m.352/I). Ayrıca iş sözleşmesinin, işçinin kusuru olmaksızın işveren, işverenin kusuru nedeniyle işçi tarafından sona erdirilmesi durumunda da bu borç sona erer (BK. M. 352/11).