Zilyetliğin Gaspı Davaları

bb) Zilyetliğin gasbında dava hakkı

İade ve tazminat davası

Zilyetliği gasp edilen kimse, gasp eden şahıs ya da şahıslara karşı iade davası aça­rak eşyayı geri alabilir. Zilyet, MK.nun 981. Maddesinde yer alan kuvvet kullanma hakkını kullanmamış veya yasanın kendisine verdiği bu imkândan yararlanmamış ise, o zaman mahkemeye müracaat ederek zilyetliği elinden alan kişi ya da kişilere karşı iade davası açabilir.

Zilyetliğin gaspında dava hakkını, yasa koyucu MK.nun 982. maddesi ile düzenle­miştir. Maddeye göre: “başkasının zilyet bulunduğu bir şeyi gasbeden kimse, o şey üzerinde üstün bir hakka sahip olduğunu iddia etse bile onu geri vermek­le yükümlüdür.

Davalı, o şeyi davacıdan geri almasını gerektirecek üstün bir hakka sahip olduğunu derhal ispat ederse onu geri vermekten kaçınabilir.

Dava, şeyin geri verilmesine ve zararın giderilmesine yönelik olur.”

Zilyedin “iade davası” açarak iki konuyu ispat etmesi yeterlidir. Birincisi kendisinin daha önce zilyet olduğu, ikincisi de davalıya kendi isteği ve rızası dışında eşyanın geç­miş olduğu. Bu iki husus ispatlandığı takdirde iade davası kabul olunur. Yok eğer bu iki husustan biri ya da ikisi birlikte ispatlanamaz ise dava reddedilir.

Örneğin Aracın kapının önünden çalınması halinde, aracın trafik ruhsatı önceki zil­yedi ispatlamaktadır. Davalının elinde haksız olarak bulunması da illiyet bağını ispatla­maktadır. Bu durumda dava kabul edilir.

Ancak olayımızda davalı derhal üstün bir hakkı olduğunu ispatlarsa dava reddolunur. Örneğimizde davalı, bu aracı noter senedi ile satın aldığını ve aracı birkaç gün önce teslim aldığını ispat ederse, Trafik kanunun 20. maddesine göre noterden yapılan bu satış geçerli olduğu ve teslim ile de zilyetlik devralındığı için davacının davası reddedilir.

Yasa koyucunun buradaki amacı gerçek hak sahibini değil zilyedi korumaktır. Bu sebeple bazen gerçek hak sahibi değil, zilyet açtığı davayı kazanmaktadır. Hatta hırsız bir malı çalsa, zilyet hırsızın elinden bu malı zorla alsa, bu durumda iade davasını hırsız bile açabilmektedir. Çünkü, Zilyetlik sebebiyle iade davası Zilyedi korumak amacı gütmektedir. Hırsızda zilyet olduğuna göre bu davayı pek ala açabilir. Böyle bir halin vuku­unda gerçek hak sahibi hırsıza karşı üstün bir hakkı olduğunu ispatlamak zorundadır.

Madde uyarınca Zilyetliği gasp edilen kimse, bu sebeple gasp eden şahıs ya da şa­hıslara karşı “tazminat davası” açarak zararın giderilmesini de isteyebilir.

cc) Zilyetliğe saldırıya dava hakkı

Zilyetliğine her hangi bir tecavüz yapılması halinde zilyet, bu tecavüzün kaldırılma­sını (ref’ini) mahkemeden isteyebilir. Ayrıca zilyet saldırının sona erdirilmesini, sebebinin önlenmesini ve zararın giderilmesini de isteme hakkına sahiptir.

Konu hakkındaki düzenleme MK.nun 983. maddesi ile düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Saldırıda bulunan, şey üzerinde bir hak iddia etse bile; zilyetliği saldı­rıya uğrayan ona karşı dava açabilir.

Dava, saldırının sona erdirilmesine, sebebinin önlenmesine ve zararın gi­derilmesine yönelik olur.”

Yasanın tabiri ile, saldırıda bulunan şey üzerinde bir hak iddia etse bile zilyetliği saldırıya uğrayan kimse ona karşı dava açabilir. Bu sebeple gaspta üstün hak sahibi olduğunu iddia eden şahsın bunu derhal ispat etmesi halinde onu geri vermekten ka­çınma hakkı bu maddeye göre açılacak davada tanınmamıştır. Bu nedenle buradaki davanın iade davasından farklı olduğu görülmektedir. Bu davada üstün hak iddiası naza­ra alınmaz.

Gaspta gasp edene karşı dava açıldığı gibi, tecavüzün (ref i) kaldırılması davası da tecavüz eden şahıs veya şahıslara karşı açılır. Maddenin son fıkrasında, Tecavüz sebebinin önlenmesi (men’i) davası ile zararın giderilmesine yönelik olarak Taz­minat davası açılabilmesi de hükme bağlanmıştır.

dd) Dava hakkının düşmesi

Yukarıda açıklanan zilyetlik davalarını açmak için yasada çok kısa süreler düzen­lenmiştir. MK.nun 984. maddesinde :”Gasp ve saldırıdan dolayı dava hakkı, zilye­din fiili ve failini öğrenmesinden başlayarak iki ay ve her halde fiilin üzerin­den bir yıl geçmekle düşer.” denmektedir.

Buna göre fail ve fiilin öğrenilmesinden itibaren iki ay ve olay tarihinden itibaren 1 yıl geçmekle dava hakkı düşer.

Maddenin başlığında dava hakkının düşmesi dendiği ve metninde gösterilen süre­lerde davanın açılmaması halinde bu hakkın düşeceği konusunda kesin bir ifade kulla­nıldığı için bize göre bu süre hak düşürücü süredir. Bu sebepledir ki süresi içinde zaman aşımı defi ileri sürülmese bile hâkim kendiliğinden nazara alır. Mahkemenin gözünden kaçması halinde Yargıtay aşamasında re’sen nazara alınır.

HMUK.nun 501. maddesi uyarınca zilyetlik davalarında seri muhakeme usulü uygulanır.

b) Zilyetliğin idari yolla korunması

MK.nun gösterdiği ve yukarıda açıklanan davalardan başka, yasa koyucu sadece taşınmazlara mahsus olmak üzere zilyetliğin idari yolla korunmasını da düzenlemiştir.

3091 sayılı gayrimenkul zilyetliğine tecavüzü önleyen bu kanun uyarınca: taşınmaz­lara vaki tecavüz halinde illerde vali, ilçelerde kaymakam, tecavüzün men’i kararı vere­bilmektedir.

Taşınmazına el konulan, yanı başkası tarafından taşınmazı sürülen, ekilen veya otu biçilen, ya da üzerine inşaat yapıldığını öğrenen zilyet, taşınmazı il merkezi veya bu merkeze bağlı köyde ise valiliğe, ilçede ise kaymakamlığa yazılı olarak dilekçe ile başvurur.

Zilyedin tecavüzü öğrendiği tarihten itibaren 60 gün ve her halde tecavüz tari­hinden itibaren 1 yıl içinde müracaatı şarttır. Aksi takdirde süre aşımı sebebiyle talep reddedilir.

Bu başvuru üzerine vali veya kaymakam, bir ya da birkaç memuru görevlendirerek taşınmazın başında keşif yaptırır.

Muhakkik olarak isimlendirilen bu memurlar, tarafların iddialarını ve yeminle tanık­ları dinleyerek tecavüz olup olmadığını tespit eder, krokisini de çizdirerek düzenleyeceği bir raporu, vali veya kaymakama sunarlar.

3091 sayılı yasada zilyetliğin korunması amaçlandığı için yapılan incelemede zilyetligin tecavüze uğrayıp uğramadığı araştırılır. Yoksa mülkiyet yönü araştırılmaz.

Vali veya kaymakam, ilgili dosyayı inceleyerek kararını verir. Bütün bu işlemler 15. gün içinde sonuçlandırılır.

İddianın ispatlanması halinde tecavüzün men’ine, ispatlanmaması durumunda ise talebin reddine karar verilir. Men kararı verilmesi halinde üstün hak iddiasında bulunan kimsenin adliye mahkemelerinde dava açma hakkı vardır.

Vali ya da kaymakamın verdiği karar taraflara tebliğ edilir. Bu karara karşı adli yar­gıda tedbir kararı verilemez (m.7.)

Bu karar kesindir. İdari bir karar olduğundan ötürü, kararın iptali için İdari yargıda dava açılabilir. Ancak hemen belirtelim ki, karar sadece tecavüzü önler nitelikte olup, hakkın çözümü kararı olmadığı için, üstün hakkı olanın adli yargıya başvurarak dava açması mümkündür.

3091 sayılı yasaya göre karar veren makam, tayin edeceği memurlar ile kararı in­faz ettirir. Yani taşınmazın başına gidilerek, taşınmaz zilyedine teslim edilir ve müteca­vize de tekrar girmesi halinde suç işleyeceği ve cezalandırılacağı bildirilir.

Böylece karar uyarınca taşınmaz, zilyede teslim edildikten ve infaz tutanağı düzen­lendikten sonra tecavüz edenin ya da onun adına bir başkasının bilerek bu taşınmaza yeniden girmesi halinde yasadaki özel ceza hükümleri uygulanır.

c) Zilyetlik dolayısıyla hakkın korunması

1- Mülkiyet karinesi:

Menkul mallarda zilyetlik mülkiyet karinesidir. Bu sebeple MK.nun 985. maddesi bu esası şöyle düzenlemiştir. ‘Taşınırın zilyedi onun maliki sayılır. Önceki zilyetler­de zilyetlikleri süresince o taşınırın maliki sayılırlar.”

Görüldüğü üzere yasamız; halen zilyet bulunanlar için, birinci fıkrada ve eski zilyet­ler lehine olarak ta ikinci fıkrada yapılan düzenleme ile her iki zilyet için elinde bulun­durmayı onun mülkiyet karinesi olarak kabul etmiştir.

Örneğin atı çalınan şahıs, eski zilyet olup atı elinde bulundurduğu sürece mülkiyet karinesi uyarınca atın maliki sayılır. Çalan hırsız ise şimdiki zilyettir. Yukarıda bahsi ge­çen madde uyarınca hırsız şimdiki zilyet olduğu için, mülkiyet karinesi onun hakkında geçerlidir. Eğer 2. Fıkradaki düzenleme olmasa idi. Mülkiyet karinesi sadece hırsız için geçerli olacaktı. Buda hayatın olağan akışına ters düşecek ve hırsızı ödüllendirmek gibi garip bir haksızlığın ortaya çıkmasına sebep olacaktı. İşte bunu önlemek için yasa koyu­cu 2. fıkra ite bir başka düzenleme yapma zorunluluğunu duymuştur ve önceki zilyedin lehine zilyetlik süresi boyunca mülkiyet karinesini koymuştur. Olayımızda atın sahibi, ön­ceki zilyetliğini ve atının çalındığını ispat ederek bu hükme göre atını geri alabilmektedir. 2

Fer’i zilyetlikte karine

MK.nun 986. maddesinde fer’i zilyet lehine bir hak karinesi düzenlenmiş bulun­maktadır.

Maddeye göre;”Bir taşınıra malik olma iradesi bulunmaksızın zilyet olan kimse, taşınırı kendisinden iyi niyetle aldığı kişinin mülkiyet karinesine da­yanabilir.

Taşınıra bir sınırlı ayni hak veya kişisel hak iddiasıyla zilyet bulunan kim­senin iddia ettiği hakkın varlığı karine olarak kabul edilir. Ancak, zilyet bu karineyi şeyi kendisine vermiş olan kişiye karşı ileri sürülemez.”

Böylece kullandığınız otomobili kiralandığınızı ileri sürerseniz esas itibariyle bu iddi anız doğru kabul edilir. Fer’i zilyet kullandığı şeyi bir başkasına vermiş bulunursa, kendi­side vasıtalı zilyet olur. Bu halde bile maddenin koyduğu bu karineden yararlanır. Ancak maddenin son fıkrasında zilyet bu karineyi eşyayı kendisine vermiş olan kimseye karşı kullanamaz.

3 – Davaya karşı savunma

Menkul malın zilyedi, kendisi aleyhine eğer bir dava açılmış olursa, açılan her da­vada üstün hakka sahip olduğu karinesine dayanabilir.

Nitekim MK.nun 987.maddesi bu prensibi şu şekilde düzenlemiştir. ” Bir taşınırın zilyedi, kendisine karşı açılan her davada üstün hakka sahip olduğu karinesi­ne dayanabilir.

Gasp ve saldırıya ilişkin hükümler saklıdır.”

Maddeye göre önceki zilyet ile sonraki zilyet karşılaşınca önceki zilyet tercih edile­cektir. Bu madde ile hali hazırdaki zilyede ispat kolaylığı tanınmıştır. Fakat hâlihazırdaki zilyet zilyetliği önceki zilyetten gasp etmiş ise bu maddeden yararlanamaz. Çünkü; maddenin son fıkrasında bu konu açıkça belirtilmiştir.

4 – Tasarruf yetkisi ve taşınır davası

Kendi rızası hilafına zilyetliği sona erdirilen bir kimse, hâlihazır zilyedin hak karine­sini çürüterek ve kendi hak karinesine dayanarak eşyayı ondan geri alabilir. Bu imkân sadece menkul mallarda geçerli olduğu için buna tatbikat ve öğretide “menkul dava­sı” ya da “taşınır davası” denmektedir.

Örneğin atı çalınan kişi, hırsıza karşı zilyetlik davaları açma süresini geçirmiş olursa, bu durumda menkul davası açmalıdır.

MK.nun 988.maddesi;

  1. Emin sıfatıyla zilyetten edinme başlığı ile: “Bir taşınırın emin sıfatıyla zil­yedinden o şey üzerinde iyi niyetle mülkiyet veya sınırlı ayni hak edinen kim­senin edinimi, zilyedin bu tür tasarruflarda bulunma yetkisi olmasa bile ko­runur.” diyerek düzenlemiş
  2. madde ise; kaybedilen ve çalınan eşya bakımından “Taşınırı çalınan, kaybolan ya da iradesi dışında başka her hangi bir şekilde elinden çıkan zilyet, o şeyi elinde bulunduran her kese karşı beş yıl içinde taşınır davası açabilir.

Bu taşınır, açık artırmadan veya pazardan ya da benzeri eşya satanlar­dan iyi niyetle edinilmiş ise; iyi niyetli birinci ve sonraki edinenlere karşı ta­şınır davası, ancak ödenen bedelin geri verilmesi koşuluyla açılabilir.

Diğer konularda iyi niyetli zilyedin haklarına ilişkin hükümler uygulanır.” düzenlemesine ilişkindir.

Maddenin unsurlarına baktığımız zaman taşınır davası açabilmenin şartlarını şu şekilde sıralayabiliriz.

aa) Zilyetliğin zilyedin, iradesi dışında kaybedilmiş olması,

bb) Davacı tarafından hâlihazır zilyedin üstün hak karinesinin çürütü

cc) Davanın 5 yıllık süre içinde açılmış olması.

Ancak hemen belirtelim ki 991. madde uyarınca, kötü niyetli zilyetlere karşı dava süresi yoktur. Bunlara karşı her zaman dava açılabilir.

dd) Önceki zilyedin, zilyetliği iyi niyetle elde etmiş olması,

Eğer önceki zilyet de zilyetliği iyi niyetle elde etmemişse yani kötü niyetle malı elde etmiş olursa sonraki zilyede karşı dava açamaz.(MK.m.991)

Maddenin anlamına göre iki kötü niyetli zilyetten hali hazırdaki kötü niyetli zilyet korunmaktadır.

ee) Çalınan veya irade dışı elden çıkan para veya hamile yazılı senetlerin kötü ni­yetle alınmış olması,

Çalınan veya irade dışında elden çıkan para veya hamile yazılı senetleri iyi niyetle kazanan kimseye karşı taşınır davası açılamaz.

MK.nun 990. maddesi ne göre; “Zilyet, iradesi dışında elinden çıkmış olsa bi­le, para ve hamile yazılı senetleri iyi niyetle edinmiş olan kimseye karşı taşı­nır davası açamaz”

İrade dışında elden çıkmış mal, açık artırmada veya benzeri eşya satanlardan iyi niyetle elde edilmiş ise, bu durumda taşınır mal davası ancak ödenen bedelin geri ve­rilmesi koşulu ile açılabilir.(MK.m.989/son)

Ancak bunun için talep gerekmektedir. Yoksa bu husus kamu düzeninden sayılmadığı için hâkim re’sen nazara alamaz. Çünkü: HMUK.nun 74. maddesine göre hâkim taleple bağlı olduğu için taleple bağlılık ilkesine uymak zorundadır.

5 – Taşınmazlarda karine

Menkullerde elinde bulunduran zilyedin malik sayıldığına dair hak karinesi genel olarak tüm taşınmazlar için tanınmamıştır. Yasa koyucu sadece tapuda kayıtlı taşın­mazlar için mülkiyet karinesi kabul etmiş olup, tapusuz taşınmazlarda üstün hakkın ispatı gerekmektedir.

MK.nun 992. maddesi bu ilkeyi aşağıdaki şekilde düzenlemiştir,”.

-Tapuya kayıtlı taşınmazlarda, hak karinesinden ve zilyetlikten doğan dava açma hakkından yalnız adına tescil bulunan kimse yararlanır.

Bununla birlikte taşınmaz üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse, gasp veya saldırı sebebiyle dava açabilir.”

Bu maddeye göre tapuda kayıtlı taşınmazlarda taşınmaz maliki veya onun mirasçı­ları için hak karinesi geçerlidir. İkinci fıkrada ise taşınmaz üzerinde fiili hâkimiyeti bulu­nan kimsenin gasp ve saldırı sebebiyle dava açabileceği hükme bağlanmış bulunmaktadır. İster tapulu olsun ister tapusuz, bir taşınmazın haksız zilyedinden, bu zilyetliğe da­yanarak hak kazanılması imkânı yoktur. Yani bu durumda hak karinesi uygulanmaz.

Ancak, bizzat hakkının varlığını ispat eden kimsenin hakkı korunur. Hak ispat edil­medikçe sadece zilyetliği gasp ve saldırıya karşı koruyan davalardan ve idari yoldan zilyet yararlanabilir.

Bu husustaki süreleri geçiren kimse, hakkını ispat etmedikçe, her hangi bir karine­den yararlanamaz.

D- Sorumluluk

1 – İyi niyetli zilyet bakımından

a) Yararlanma

MK.nun 993. maddesine göre: “İyi niyetle zilyedi bulunduğu şeyi, karineyle mevcut hakkına uygun şekilde kullanan veya ondan yararlanan zilyet, o şeyi geri vermekle yükümlü olduğu kimseye karşı bu yüzden her hangi bir tazmi­nat ödemek zorunda değildir.

İyi niyetli zilyet, şeyin kaybedilmesinden, yok olmasından veya hasara uğramasından sorumlu olmaz.”

Aleyhine açılan bir davada zilyet malı geri vermek zorunda kalırsa, maddeye göre iyi niyetli zilyet, yani zilyetliğin haksız olduğunu bilmeyen veya bilebilecek durumda olmayan zilyet, mal ne vaziyette ise onu o şekilde geri vermekle yükümlü olup, ayrıca tazminat ödemez.

Malın çalınması, kaybedilmesi veya irade dışı elinden çıkması halinde, iyi niyetli zil­yet, artık geri vermekle yükümlü tutulamaz. Hasara uğraması halinde ise tazminatla mükellef olmaz.

b) Tazminat

İyi niyetli zilyede yasanın tanıdığı başka bir hakta tazminat hakkıdır. MK.nun 994. maddesinde; “İyi niyetli zilyet, geri vermeyi isteyen kimseden şey için yapmış olduğu zorunlu ve yararlı giderleri tazmin etmesini isteyebilir. Ve bu tazmi­nat ödeninceye kadar şeyi geri vermekten kaçınabilir.”

İyi niyetli zilyet, diğer giderler için tazminat isteyemez. Ancak şeyin geri verilmesinden önce kendisine bu giderler için bir tazminat önerilmezse, ken­disi tarafından o şeyle birleştirilen ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri o şeyi geri vermeden önce ayırıp alabilir.

Zilyedin elde ettiği ürünler, yaptığı giderler sebebiyle doğan alacaklarına mahsup edilir şeklinde düzenleme yapılmıştır.

Yapılan düzenlemeye göre üç ayrı masraf kalemi belirlenmiştir.

aa) Zorunlu giderler: Malın korunması ve iktisadı değerini kaybetmemesi için yapılan giderler zorunlu giderlerdir. Bunlara zaruri giderlerde denmektedir

Örneğin kiracının çürümüş ve akmakta olan su borularını değiştirmesi gibi. Bu gi­derleri iyi niyetli zilyet kiralanan daireyi teslim ederken isteyebilir.

bb) Faydalı giderler: O malın değerini artıran giderlere faydalı giderler (Faydalı masraflar) denmektedir. Örneğimizde sobalı eve kalorifer tesisatı çekilmesi gibi. Tıpkı zorunlu giderlerde olduğu gibi faydalı giderleri de zilyedin isteme hakkı vardı

cc) Lüks giderler: Zorunlu ve faydalı olmayan giderlere lüks giderler (lüks mas­raflar) denmektedir. Kiracının mecur da bir takım lüks masraflar yapması, Örneğin evin duvarlarına kendi zevkine göre tablolar asması ya da yağlıboya resimler çizdirmesi birer lüks masraftı Kendisine bu giderler için şeyin geri verilmesinden önce tazminat öneril­mezse lüks masraflar zilyet iyi niyetlide olsa istenemez.

Ancak eve zarar vermeden söküp götürülebilmesi mümkün ise söküp alınabilir. Yok eğer sökülmesi zarar vermekte ise bu durumda bırakmak zorundadır. Örneğimizde bir çiviye asılan tabloları alıp götürebilir.

Fakat duvara çizdirdiği yağlı boya resimleri sökemez. Çünkü: bunları sökmeye kalk­sa evin boya ve badanası zarar görür.

Eğer iyi niyetli zilyet ürünlerden yararlanmış ise bu durumda ürün bedelleri tazmi­nattan mahsup edilir. Yani indirilir.

Kaybolmuş ve elden çıkmış bir mal için yapılan masraflar istenemez.

Zilyede faydalı ve zaruri masrafları alıncaya kadar malı elinde tutma yetkisini yasa ta­nımıştır, Böylece zilyedin bu masrafları alıncaya kadar bir nevi Hapis hakkına benzeyen geri vermekten kaçınma (İmtina ) hakkı mevcuttur. Çünkü hapis hakkında hak sahi­binin o şeyi satarak alacağını karşılama hakkı vardır. Oysa zilyedin böyle bir hakkı yoktur.

2 – İyi niyetli olmayan zilyet bakımından

MK.nun 995. maddesine göre: “İyi niyetli olmayan zilyet, geri vermekle yü­kümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır.

İyi niyetli olmayan zilyet, yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zo­runlu olanların tazmin edilmesini isteyebilir.

İyi niyetli olmayan zilyet, şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece an­cak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olur.”

Maddeye göre iyi niyetli olmayan zilyet, malı geri verdikten başka malı alıkoyması nedeniyle hak sahibinin, uğradığı zararları tazmin etmekle mükelleftir.

Elde ettiği ürünün bedelini yine mal sahibine ödemek zorundadır. Kötü niyetli zilyet bunlardan başka elde etmeyi ihmal ettiği ürünleri de tazmin etmek zorundadır. Örneğin mahsulü toplamayarak ağaçta kalması sonucu ortaya çıkan zararı da tazmin ile mükelleftir. Kötü niyetli zilyet bu malı kullanmaktan dolayı uygulamada fuzuli işgal ettiği ve fu­zuli şagil durumunda olduğu için Ecrimisil adı verilen bir tazminatı ödemek zorundadır. 25.5.1938 gün ve 37/29-38/10 K. sayılı Yargıtay içtihadı birleştirme kararına göre; Ecrimisil, yıllık kira karşılığı olarak hesaplanmakta ve BK.nun 126. maddesi gereğince S yıllık zaman aşımına tabi olmaktadır. Bu nedenle ancak 5 yıllık ecrimisil istenebilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrası kötü niyetli zilyede hak sahibinin yapmak zorunda olduğu giderleri talep hakkını tanımıştır.

Örneğin bir atın ot ve yem yemesi gerekmektedir. Bu konuda mal sahibi de ayni giderleri yapacaktı. Öyle ise iyi niyetli olmayan zilyet atın beslenme giderlerini, iade edeceği at sahibinden isteyebilir.

Nihayet kötü niyetli zilyet şeyi kime vereceğini bilmediği sürece ancak kusuru ile verdiği zararlardan sorumludur.

E- Kazandırıcı Zaman Aşımından Yararlanma

Kazandırıcı zaman aşımından yararlanma hakkına sahip olan zilyet, zilyetliği kendi­sine devreden ayni yetkiye sahip idiyse onun zilyetlik süresini kendi süresine ekleyebilir.

MK.nun 996. maddesinde yer alan bu ilkeye göre; bilhassa taşınmazlarda zaman aşımı ile iktisaptan bahseden 713. madde uyarınca, zilyedin kendisine taşınmazı haklı sebeple devreden kişinin yani satanın ya da miras bırakan kimsenin zilyetlik süresini kendi zilyetlik süresine eklemesi hükmü düzenlenmiştir.

Örneğin babası bir taşınmazı 10 yıl kullansa, babasının ölümü ile hali hazır zilyedin kendi si de 10 yıl kullanmış olursa ikisinin toplam zilyetlik süresi 20 yılı doldurduğu için bu taşınmazın kendi adına tescilini isteyebilir.

F- Taşınır (menkul) Davasının Öteki Davalardan Farkı
a) Taşınır davasının diğer zilyetlik davalarından farkı

Menkul davası, niteliği itibariyle bir zilyetlik davası olarak yasada düzenlenmiş ol­masına karşılık, yine yasa ile düzenlenmiş öteki zilyetlik davalarından farklıdırlar.

aa) Menkul davası sadece menkul eşya için açı Yargıtay içtihatları ile tapu­suz taşınmazlar içinde menkul davası açma imkânı tanınmıştır. Oysa menkul davası dışında açılan öteki zilyetlik davaları, tapulu ve tapusuz tüm taşınmazlar için açılabil­mektedir.

bb) Menkul davası irade dışı elden çıkan bütün haller için açı Oysa diğer zil­yetlik davası sadece gasp ve saldırı hallerinde açılabilir.

cc) Menkul davaları irade dışı elden çıkma tarihinden itibaren iyi niyetli zilyede karşı 5 yıl içinde, kötü niyetli zilyede karşı her zaman açı Diğer zilyetlik davaları ise fiil ve faile ıttıladan itibaren iki ay ve fiil tarihinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süreye bağlıdır.

dd) Menkul davasında davalı üstün hak sahibi olduğunu savunmasında ileri sürebi­lir. Zilyetlik davalarında davalı genel olarak üstün hak sahibi olduğu savunmasını ileri sü

ee) Menkul davalarında mahkemenin görevi, dava değerine göre; belirlendiği halde diğer zilyetlik davalarında münhasıran Sulh Hukuk Mahkemesi gö (HUMK m.8)

b) Taşınır davasının istihkak davasından farkı

Eski Medeni Kanunumuzun 901,902 ve 903. maddelerinde zilyetlik iade davası için İstihkak davası ibaresi kullanılmıştır. 4721 sayılı yeni Türk Medeni Kanununda yapılan düzenleme ile istihkak davası kelimesi haklı olarak kullanılmamış, bunun yerine malın iadesi bakımından Taşınır Davası (MK. m.989) denilmiştir.

Menkul davasında zilyetliğin ispatı yeterlidir. İstihkak davasında ise Mülkiyet hakkı­nın ispatlanması gerekir. Zilyetliğin ispatı ise çok defa Mülkiyet hakkının ispatından çok daha kolaydır.

c) Taşınır davasının sebepsiz iktisap davasından farkı

Menkul davasında eşya hak sahibinin rızası dışında elinden çıkmıştır. Oysa sebepsiz iktisaba dayanan iade davasında hak sahibinin rızasının olup olmaması önemli değildir. Malın elinden çıkmış olması yeterlidir. Öte yandan menkul davası her ne kadar bir zilyet­lik davası ise de niteliği itibariyle ayni nitelikte bir davadır. Hâlbuki Sebepsiz iktisap davası şahsi nitelikte bir davadır. Bunlardan başka menkul davası, MK.nun hükümleri ile düzenlenmiş iken, sebepsiz iktisap davası BK.nu hükümleri ile düzenlenmiştir.

1-   Görev

Zilyetlik davalarında HUMK.nun 8/3. maddesi uyarınca Sulh Hukuk Mahkemeleri görevlidir.

Ancak Menkul davalarında, dava değeri esas alınır.

2-   Yetki

Taşınırlar ile tazminat davalarında, davalının ikametgâhı mahkemesi, (HUMK.m.9) Taşınmazlarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi (HUMK. m. 13)

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...

2017-08-09T22:56:55+00:00 21 Haziran 2016|

Leave A Comment