Yazılı Delil Başlangıcı Varsa Tanıkla İspat Mümkündür

Fazla çalışmaya ilişkin yasal düzenlemeler

Yazılı Delil Başlangıcı Varsa Tanıkla İspat Mümkündür

YARGITAY 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/8044
KARAR NO: 2011/12256

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 04.12.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 01.02.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle tayin olunan 18.10.2011 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av. M…geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

Davacı, dava konusu 1 parsel sayılı taşınmazı dava dışı M…satın aldığını, köyde oturduğundan ve kardeşler arasında sorun bulunmadığından taşınmazın davalı adına tescilinin sağlandığını, davalı ile birlikte taşınmaz üzerine 3 katlı bina yaptığını, kardeşler arasında sorun çıkınca oturduğu evden atıldığını, taraflar arasında düzenlenmiş 21.09.2005 tarihli tutanak bulunduğunu ileri sürerek 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaliyle adına tescilini; 02.04.2008 ve 01.07.2008 tarihli duruşmalarda da şu an oturduğu bağımsız bölümün adına tescilini istemiştir.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, taraflar arasındaki tutanağın soruşturmadan kurtulmak amacıyla ve çekişme konusu taşınmazın edinildiği tarihinden sonra düzenlendiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.

İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolayı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.

İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmeleri kaynağını Borçlar Kanunun 18.maddesi ile 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararından alır. Sözü edilen bu karar uyarınca inanç ilişkisinin ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Kısaca, inanç ilişkisinin varlığını kabul edebilmek için yazılı bir sözleşmenin açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belgenin varlığı aranır. Yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge varsa 6100 sayılı HMK’ nun 202.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.

Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince;

İmza ve içeriği konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmayan 21.09.2005 tarihli belge yazılı delil başlangıcı niteliğindedir. Bu belgenin taşınmazın edinildiği 03.11.1994 tarihinden sonra düzenlenmesinin bir önemi yoktur. Çünkü; 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında böyle bir kısıtlama bulunmamaktadır. Bu husus, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.07.2010 günlü ve 2010/14-394Esas 2010/395 Karar sayılı ilamında da belirtilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının yorum yolu ile genişletilerek bir taraf aleyhine durum yaratılması da İçtihadı Birleştirme Kararı ile amaçlanan sonuca uygun değildir.

Mahkemece yapılan bu saptamalar doğrultusunda çekişmenin esası incelenerek bir hüküm kurulması gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 825 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 18.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat