Trafik Kazası Sonucu Ölüm ve Yaralama Suçu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu
ESAS: 2013/12–818
KARAR: 2014/127

Taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma suçundan sanık F…’in 5237 sayılı TCK’nun 85/2 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.03.2010 gün ve 314-60 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 25.06.2012 gün ve 16926-15901 sayı ile;

“…1-Sanığın tutanaklara yansıyan olumsuz bir davranış tarzı bulunmamasına rağmen yetersiz ve yasal olmayan gerekçe ile sanık hakkında TCK’nun 62. maddesinin uygulanmamasına karar verilmesi,

2- Adli sicil kaydında silinme koşulları oluşmuş kayıtlar dışında sabıkası bulunmayan sanığın tutanaklara yansıyan olumsuz bir davranış tarzı bulunmamasına rağmen dosya kapsamına uygun düşmeyen yetersiz ve yasal olmayan gerekçeyle hakkında TCK’nun 50. maddesinin uygulanmamasına karar verilmesi,

3- Taksirli suçlarda TCK’nun 53/1. maddesinde yazılı hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceğinin gözetilmemesi” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 08.11.2012 gün ve 336-344 sayı ile; sanık hakkında TCK’nun 53/1. maddesinde yazılı hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceğine ilişkin bozma nedenine uymuş, diğer bozma nedenleri yönünden;

“…Sanık F… yönünden yapılan temyiz incelemesi neticesinde bu sanık yönünden mahkememizce kurulan hüküm yerinde TCK’nun 62 ve 50. maddelerin uygulanmama yönündeki mahkememizin kanaatine yönelik değerlendirmenin usul ve esasa uygun olmadığı, yargılamayı yapan yerel mahkeme sıfatı ile yargılama sürecinde sanığın davranış tarzını ceza usul hükümleri çerçevesinde değerlendiren mahkemelerin aleyhe kanaat oluşacak durumlarda yalnızca bu gözleminin yeterli olacağı, aksi halde subjektif değerlendirmelerin veya bu yönde delil oluşturmasına yönelik duruşma zaptına ihsas-ı rey kabul edilebilecek kanaatlerin ve değerlendirmelerin de yazılması sonucunu doğuracağı, bu hususların her halükarda yargılama yetkisine sahip mahkemenin takdir hakkını kullanmasını ve değerlendirme yapmasını kısıtlayıcı mahiyette olacağı kanaatine varılmıştır ” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.12.2013 gün ve 269010 sayılı “temyiz isteminin reddi” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nun 50 ve 62. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına ilişkin gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, sanığın temyiz isteminin süresinde olup olmadığı hususunun Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak ele alınması gerekmektedir.

Olağan kanun yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de, 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 310. maddesine göre iki şartın varlığı gereklidir.

Bunlardan ilki süre şartıdır. Kanunun 310. maddesinde, genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süre hükmün tefhiminden, tefhim edilmemişse tebliğinden başlamak üzere bir hafta olarak belirlenmiştir. Temyiz süresi 310. maddenin 3. fıkrasındaki farklı durum hariç olmak üzere, hükmün açıklanması sırasında hazır bulunanlar yönünden bu tarihte, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise gerekçeli kararın tebliği tarihinde başlar.

Temyiz davasının açılabilmesi için gerekli ikinci şart ise istek şartıdır. Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan “Davasız yargılama olmaz” ilkesine uygun olarak temyiz davası kendiliğinden açılmaz, bu konuda bir isteğin bulunması gereklidir. 1412 sayılı CMUK’nun halen yürürlükte bulunan 305. maddesinin 1. fıkrası ile bu kuraldan uzaklaşılmış ve bazı ağır mahkûmiyetlerde istek şartından sanık lehine vazgeçilerek, temyiz incelemesinin kendiliğinden yapılması kabul edilmiş ise de, onbeş yıl ve daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezalara ilişkin hükümler dışında kalan kararlarda, süre ve istek şartlarına uygun temyiz davası açılmamışsa hükmün Yargıtay’ca incelenmesi mümkün değildir.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanığın yokluğunda 08.11.2012 tarihinde verilen ve kanun yolu bildiriminde eksiklik bulunmayan yerel mahkeme hükmünün, 03.01.2013 günü Tebligat Kanununun 21. maddesine uygun şekilde tebliğ edildiği, bu kararın 10.01.2013 Perşembe günü mesai saati bitimine kadar temyiz edilebilmesi mümkün iken, sanık tarafından 22.01.2013 tarihinde temyiz edildiği sabit olup, temyiz isteğinin kanuni sürede olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, sanığın kanuni süreden sonra gerçekleşen temyiz isteminin 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 310 ve 317. maddeleri gereğince reddine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Sanığın kanuni süreden sonra gerçekleşen temyiz talebinin 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesine göre halen yürürlükte bulunan 310 ve 317. maddeleri uyarınca REDDİNE,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2014 günü oybirliğiyle karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...