Tescilli Marka ve Logonun İltibas Yaratacak Şekilde Kullanılması

Fazla çalışmaya ilişkin yasal düzenlemeler

Tescilli Marka ve Logonun İltibas Yaratacak Şekilde Kullanılması

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu
ESAS: 2013/1954
KARAR: 2015/1202

Taraflar arasındaki “markanın hükümsüzlüğü” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 3.Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince asıl davada maddi tazminat talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davalı N.. A.. hakkındaki davanın reddine, davalı şirket hakkındaki davanın kabulüne; birleşen davanın kabulüne dair verilen 02.07.2008 gün ve 2007/159 E.-2008/177 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili ile davalılardan A.. A.. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 11.11.2010 gün ve 2009/5787 E.- 2010/11667 K. sayılı ilamı ile;

(…Davacılar vekili, müvekkili A.. O..’nun (35) yıldır sahibi bulunduğu sağlık kuruluşlarında yaklaşık (10) yıldan bu yana “Universal Hospital Group” unvan ve markasını kullandığını, davacı şirketin de bu unvan ve markayı kullanmasına muvafakat ettiğini, davalının anılan unvan ve markayı kendi hastanelerinde izinsiz kullandığını ileri sürerek, eylemin durdurulmasını, (150) milyar TL maddi ve manevi tazminatın faiziyle tahsilini ve kararın üç gazetede ilanını, birleştirilen davada ise davacı A.. O.. vekili, davalı şirketin 05.08.2002 tarihinde tescil edilen Adana Universale Hastanesi” markasının hükümsüzlüğünü talep ve dava etmiş, tazminat talebini daha sonra atiye bırakmıştır.

Davalılar vekili, tarafların farklı bölgelerde faaliyette bulunduğunu, unvanlar arasında benzerlik bulunmadığını, müvekkili şirketin tescilli hizmet markasını kullandığını savunarak her iki davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, birleştirilen davanın kabulüne, asıl davanın kısmen kabulü ile dava tarihinde markaya tecavüz mevcut olup dava açmakta haklı bulunan davacı lehine vekalet ücreti tayinine, tecavüz oluşturan fiillerin durdurulması isteminin reddine karar verilmiş, taraf vekillerinin temyiz istemi üzerine Dairemizce, (asıl davada davalı N.. A..’ın hukuki durumunun tartışılmaması ve hakkında olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmaması gerekçesiyle asıl davada davalı N.. A.. yararına, “davanın açıldığı 31.07.2002 tarihi itibariyle davacı tarafın tescilli hizmet markasına ve işletme adına tecavüz sabit görüldüğüne nazaran dava dilekçesinin sonuç bölümünün B bendinde yer verilen unvan ve markaya tecavüz oluşturan fiillerin durdurulması, davalı şirketin tabela, reklam, matbu evrakına ve diğer gereçlerine el konulması, ismin kullanıldığı ruhsat, resmi belge, internet, ticaret sicili, meslek odaları gibi türlü resmi kayıtlardan, uluslararası yayın ve belgelerden silinmesi yolundaki istemlerin somut olarak yerindeliği, karşılanabilirliği değerlendirilerek işletme adı ve markaya tecavüzü önleyici ve sonuçlarını ortadan kaldırıcı biçimde hüküm kurulma gereğine işaret edilerek) davacılar yararına bozulmuş, mahalli mahkemece yapılan yargılama sonucunda, davalılardan N.. A.. hakkında unvan ve markaya tecavüzde bulunduğu iddiası mevcut ise de, A.. A..’nin 10 yönetim kurulu üyesinden biri olması, hastanede başhekim olması sebebiyle ve fiilden bizzat sorumlu olduğuna dair belge ve delil sunulmamış olması sebebiyle şahsen sorumlu tutulamayacağı, fiilin sorumlusunun tüzel kişiliği haiz olan diğer davalı şirket olduğu, asıl davanın 31.07.2002 tarihinde açıldığı, her davanın açıldığı tarihteki duruma göre değerlendirilmesi gerektiği, davalının birleşen dosya ile hükümsüzlüğüne karar verilen 2002/19632 sayılı “Şekil + Adana Üniversal Hastanesi” ibareli markanın 05.08.2002 tarihinde tescil edildiği, dava tarihinde davalının tescilli bir marka başvurusunun dahi olmadığı gerekçesiyle asıl davada; tazminat talepleri atiye terk edildiğinden bu taleple ilgili karar verilmesine yer olmadığına, davalı N.. A.. hakkındaki davanın reddine, davalı A.. A.. hakkındaki unvan ve markaya tecavüzün durdurulmasına yönelik davanın kabulüne, birleşen davanın ise kabulü ile, davalı adına tescilli 2002/19632 sayılı “Şekil + Adana Universale Hastanesi” ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.

Kararı, asıl ve birleşen davada davalı şirket vekili ile asıl ve birleşen davada davacılar vekili temyiz etmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, asıl ve birleşen davada davalı şirket vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Asıl ve birleşen davada davacılar vekilinin temyiz istemine gelince; Asıl davada dava, davalı şirket yanında davalı şirketin yönetim kurulu üyesi ve şirketin işlettiği hastanenin başhekimi olan N.. A..’a yöneltilmiştir. Bu davalı, davalı şirketin yönetim kurulu üyesi ve şirketin işlettiği hastanenin başhekimi olduğuna, dava ise, marka hakkına tecavüzün önlenmesi istemiyle açılmış olmasına göre, dosyadaki fotoğraf ve diğer deliller nazara alındığında, davalı N.. A..’ın marka hakkına tecavüz eylemini işlediğinin kabulü gerekir.
Bu durumda, mahkemece, davalı N.. A.. aleyhine açılan marka hakkına tecavüz davasının kabulüne karar verilmek gerekirken, eksik inceleme ile bu davalı bakımından davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır…)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDENLER : Davacılar vekili ile davalılardan A.. A.. vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; markaya ve unvana tecavüzün men’i, tazminat ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.

Davacılar vekili asıl davada, müvekkili A.. O..’nun 35 yıldır sahibi bulunduğu sağlık kuruluşlarında yaklaşık 10 yıldır “Universal Hospitals Group” unvan ve markasını kullandığını, bu unvanı 30.04.1997 tarihinden itibaren geçerli marka olarak TPE nezdinde tescil ettirdiğini, aynı isimle hastane ruhsatı aldığını, diğer müvekkili şirketin de bu unvan ve markayı kullanmasına muvafakat ettiğini, davalının anılan unvan ve markayı kendi hastanelerinde izinsiz olarak kullandığını ileri sürerek, davalı tarafın müvekkilinin unvan ve markalarına tecavüz teşkil eden fiillerinin durdurulmasını, 150.000.00 TL maddi ve manevi tazminatın faiziyle tahsilini ve kararın ilanını, birleştirilen davada ise davalı şirketin 05.08.2002 tarihinde tescil edilen Adana Universale Hastanesi markasının hükümsüzlüğünü talep ve dava etmiş, tazminat talebini daha sonra atiye bırakmıştır.

Davalılar vekili, her iki davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, asıl davanın kısmen kabulü ile maddi tazminat talebi atiye bırakıldığından karar verilmesine yer olmadığına, birleştirilen davanın kabulü ile davalı adına tescilli “Adana Universale Hastanesi” markasının hükümsüzlüğüne dair verilen karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Özel Dairece, asıl davada davalılardan N.. A.. hakkında ve dava dilekçesindeki taleplerin tamamı hakkında hüküm verilmemiş olması nedenleri ile bozulmuştur.

Mahkemece; uyulan Özel Daire bozma ilamına göre, asıl dava yönünden, tazminat talepleri atiye terk edildiğinden bu taleple ilgili karar verilmesine yer olmadığına, davalı N.. A..’ın, davalı Adana Özel Sağlık Hizmetleri A.Ş’nin 10 yönetim kurulu üyesinden biri olup, hastanede başhekim olması sebebiyle ve fiilden bizzat sorumlu olduğuna dair belge ve delil sunulmamış olması sebebiyle şahsen sorumlu tutulamayacağı, fiilin sorumlusunun tüzel kişiliğe haiz olan diğer davalı şirket olduğu anlaşılmakla bu davalı hakkındaki davanın reddine; dava tarihi itibarıyla davalının tescilli bir markasının bulunmadığı, davaya konu her iki marka arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu ve davalılarca ticaret unvanı ve markasal kullanımının davacı markasına tecavüz teşkil ettiğinden, davalı A.. A.. hakkındaki davanın kabulü ile, davalı şirketin tabela, reklam, ve matbu evraklarda davacı şirketin markası ile iltibas oluşturan “Adana Universale Hastanesi” ibaresini taşıyan kullandığı materyallere el konulmasına, bu ibarelerin kullanıldığı ruhsat resmi belge, internet sitesi, ticaret sicili, meslek odaları gibi kayıtlardan uluslararası yayın ve belgelerden ibarenin silinmesine, birleşen dava yönünden, davanın kabulü ile davalı adına tescilli 2002/19632 sayılı Adana Universale Hastanesi ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine dair verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine, Özel Dairece, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

Mahkemece, önceki gerekçeler genişletilerek direnme kararı verilmiş, direnme kararını davacılar vekili ile davalılardan A.. A.. vekili temyize getirmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı şirket yönetim kurulu üyesi ve davalı şirketçe işletilen hastanenin başhekimi olan N.. A..’ın dava konusu marka hakkına tecavüz eyleminden sorumlu tutulup tutulmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce davacılar vekiline yapılan karar tebliğinin usulüne uygun olup olmadığı ile varılacak sonuca göre davacılar vekilince 21.11.2012 tarihinde yapılan temyizin süresinde olup olmadığı hususu önsorun olarak tartışılmış, tebligatın usulüne uygun olarak yapıldığı oybirliği ile kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Markayı kullanma hakkı, münhasıran marka sahibine veya onun yetkilendirdiği kişiye aittir (ARKAN, Sabih: Marka Hukuku, Ankara 1997, c. II, sh. 212). Bir markanın tescilinden doğan hakların kapsamı 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’nin 9. maddesi ile tanımlanmıştır. Bu maddenin 1. fıkrasına göre, tescil olunan bir marka, sahibine her şeyden önce bu markanın “haksız kullanımının önlenmesini talep yetkisi” bahşeder. Böyle bir yetkinin doğabilmesi için, kullanımın haksız olması lazımdır (TEKİNALP, Ünal: Fikri Mülkiyet Hukuku, B. 3, İstanbul 2004, sh. 367, 377). Nitekim KHK’nın 61/1-a. maddesinde, 9. maddenin ihlali, “tecavüz teşkil eden” bir başka deyişle “haksız” fiil sayılmıştır.

Markanın kullanımını haksız kılan hallerden ilki, markanın tescil kapsamına giren aynı mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin kullanılmasıdır. Bu itibarla, korunması istenen marka ile kullanımının önlenmesi talep olunan işaretin aynı olması ve bunların aynı mal veya hiz­metlerle ilgili bulunmaları gerekir.

Haksız kullanım tarzlarından ikincisi, tescilli bir marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı veya benzeri mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk üzerinde, işaret ile tescilli marka arasında bağlantı olduğu ihtimali de dahil, karıştırılma ihtimali olan herhangi bir işaretin kullanılmasıdır. Haksızlık, tescilli bir markanın aynısının veya benzerinin aynı veya benzer mal veya hizmetler üzerinde kullanılmasından kaynaklanmaktadır.

Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsamına giren mal veya hizmetlerle benzer olmayan mal veya hizmetlerde kullanılması halinde, tescili istenen işaretin kullanılmasıyla tescilli markanın itibarından dolayı haksız avantaj elde edecek veya tescilli markanın ayırt edici karakterine zarar verecek nitelikteki herhangi bir işaretin kullanılması ise diğer bir haksız kullanım şeklidir. KHK’nın 8/4. maddesinden fıkrasındakinden farklı olarak, burada korunması talep olunan markanın “toplumda tanınmışlık düzeyine ulaşmış” olması şart kılınmamıştır.

KHK.nın 9/2.maddesi dört bend halinde hangi kullanım tarzlarının yasaklanabileceğini göstermektedir. Buradaki sayma, tahdidî olmayıp, örnek kabilindendir (KARAN, Hakan- KILIÇ, Mehmet: Markaların Korunması 556 Sayılı KHK Şerhi ve İlgili Mevzuat, Turhan Kitabevi, Ankara 2004, sh. 259-260-261).

KHK’nın 9/2-d bendinde haksız işaretin, bir kişinin iş evrakında veya reklamlarında kullanılması yasaklanmıştır. Buna göre, iş evrakı içine mektup, zarf, fatura, kartvizit, ticari defterler vs. girerken, reklamlara kataloglar, broşürler ve ilanlar örnek olarak gösterilebilir.
KHK’nın 61.maddesi ile de marka hakkına tecavüz sayılan fiiller sınırlı olarak sayılmıştır. Marka sahibinin izni olmaksızın KHK’nın 9.maddesine aykırı biçimde bir markanın kullanımı marka hakkına tecavüz sayılmaktadır.

Somut olay bu ilke ve kavramlar ışığında değerlendirildiğinde:

Dosyada mevcut deliller ve anılan davalıya ait kartvizit örneğinden de görüleceği üzere davalı şirketin yönetim kurulu üyesi ve davalı şirketçe işletilen hastanenin başhekimi olan diğer davalı N.. A.. tarafından, davalı şirkete ait işletme adından bağımsız olarak, davacı tarafa ait tescilli marka ile iltibas yaratacak şekilde marka ve logonun kullanıldığı sabit olup bu hususun KHK’nın 9 ve 61.maddeleri anlamında marka hakkına tecavüz teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, mahkemece, anılan davalı aleyhine açılan marka hakkına tecavüz davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

O halde, Özel Daire bozma ilamında ve yukarıda belirtilen gerekçelerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen bozma ilamına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

S O N U Ç : Davacılar vekili ile davalılardan A.. A.. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, 15.04.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat