Sözleşmenin Feshi Nedeniyle Uğranılan Zararın Tazmini

Fazla çalışmaya ilişkin yasal düzenlemeler

Sözleşmenin Feshi Nedeniyle Uğranılan Zararın Tazmini

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu
ESAS: 2013/630
KARAR: 2014/332

Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce dava dilekçesinin yetkisizlik nedeniyle reddine dair verilen 12.09.2011 gün ve 138/334 E., K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 17.07.2012 gün ve 6610/12410 E., K. sayılı ilamı ile;

(…Davacı vekili, taraflar arasında imzalanan sözleşme ile müvekkilinin, davalının Dalaman Hava Limanı’na gelen yolcularını Fethiye ve çevresine taşıma işini üstlendiğini, davalının haksız ve hiçbir sebep göstermeden sözleşmeyi fesh ettiğini ileri sürerek, kazanç kaybı, masraf ve manevi tazminat olmak üzere toplam 100.000 TL’nin avans faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkilinin şirket merkezinin Bodrum/Muğla adresinde bulunduğunu, Bodrum Asliye Ticaret Mahkemesinin yetkili mahkeme olduğunu, yetki itirazının kabulüne karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, davanın hizmet sözleşmesinden kaynaklandığı, sözleşmenin ifa yerinin Dalaman Hava Limanı ve çevresi olduğu, davalı şirket merkezinin Bodrum’da bulunduğu gerekçesiyle mahkemenin yetkisizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine, karar kesinleştiğinde ve istem halinde dosyanın Bodrum Asliye (Ticaret) Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, taşıma sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Sözleşmenin varlığı ve davacı şirketin merkezinin İzmir’de olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık yoktur. Dava konusu, her ne kadar taşıma sözleşmesinden kaynaklanmakta ise de, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle tazminata hasredilmiş olduğundan artık para borcuna dönüşmüştür. BK’nun 73/1. md. uyarınca sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bu para borcu alacaklının ödeme zamanındaki ikametgâhında ödenir hükmü öngörülmüştür. Yani, bu para borcunun yerine getirileceği yer alacaklının ikametgâhıdır. Bu durumda alacaklı, bu para borcunun ödenmesi için kendi ikametgâhı mahkemesinde de dava açabileceğinden mahkemece yetki itirazının reddi ile işin esasına girilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın yetki yönünden reddi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, taşıma sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında imzalanan 27/07/2010 tarihli sözleşme ile davalı şirketin 28/07/2010-30/04/2011 tarihleri arasında gerçekleşecek Dalaman Havaalanı çıkışlı Fethiye ve çevresine gidecek shuttle ve özel araç tüm transfer işlerinin müvekkili şirket tarafından yapılmasının hüküm altına alındığını, yüklenilen işin yerine getirilebilmesi için müvekkili tarafından yeni araç, ekipman ve personel alımı yapıldığını ve günlük transfer listeleri doğrultusunda transfer işlemleri yapılmaya başlandığını, ancak davalı şirket tarafından 25/08/2010 tarihinde haksız ve hiçbir sebep gösterilmeden sözleşmenin tek taraflı olarak feshedildiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydı ile müvekkili şirketin kazanç kaybından kaynaklanan zararına karşılık 75.000,00 TL, sözleşmenin yerine getirileceği düşüncesi ile yapılan masraf tutarı olan 15.000,00 TL ile 10.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 100.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkilinin şirket merkezinin Bodrum/Muğla adresinde olduğunu belirterek yetki itirazında bulunmuştur.

Mahkemece, dava tarihi itibariyle davalı şirket merkezinin Bodrum’da bulunduğu gerekçesiyle mahkemenin yetkisizliğine, talep ve kesinleşme halinde dosyanın Bodrum Asliye (Ticaret) Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davacı vekili getirmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yetkili mahkemenin belirlenmesine ilişkin olup, davanın para alacağı olarak nitelendirilmesi ile davacı şirketin merkezinin bulunduğu İzmir mahkemelerinde dava açılmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) yetkiye ilişkin hükümleri “selahiyet” başlıklı ikinci kısmında düzenlenmiş olup (6100 Sayılı HMK m.5-19), çok genel bir açıklamayla bunlar; davalının ikamet mahkemesi, sözleşmenin ifa olunacağı yer mahkemesi, gayrimenkulün bulunduğu yer mahkemesi ve diğer yetki belirlemeleridir.

Anılan yasanın 9. maddesinin ilk fıkrası aynen; “Her dava, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça açıldığı tarihte davalının Türk Kanunu Medenisi gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde görülür” şeklindedir.

Davalının ikametgahı mahkemesinin yanında, başka yer mahkemeleri de yetkili kılınmıştır. Öğretide ve uygulamada özel yetki kuralları olarak adlandırılan ve bazı dava çeşitleri için kabul edilen bu istisnai nitelikteki yetki kuralları, ilke olarak kamu düzenine ilişkin değildir.
Böylece, kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kuralları, genel mahkemenin (m.9) yetkisini kaldırmadığından, eş söyleyişle onunla birlikte uygulandığından, davacı davasını genel veya özel yetkili mahkemede açmak hususunda bir seçim hakkına sahiptir. Zira özel yetki genel yetkiyi ortadan kaldırmaz, onun yanında varlığını sürdürür; dolayısıyla dava veya icra takibi, davacının/alacaklının seçimine göre, hem genel ve hem de özel yetkili icra dairesinde veya mahkemede açılabilir.

Bu noktada, somut uyuşmazlın çözümü için alacaklının kendi ikamet yerinde dava açma yetkisinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri ile ilgili düzenlemeyi içeren ve kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kuralı niteliğinde bulunan 1086 sayılı HUMK’nın 10. maddesinde; “Dava, mukavelenin icra olunacağı veyahut müddeaaleyh veya vekili dava zamanında orada bulunmak şartiyle akdin vuku bulduğu mahal mahkemesinde de bakılabilir” düzenlemesi bulunmaktadır.

Sözleşmenin ifa edileceği yerin taraflarca açık veya zımni olarak belirlenmediği durumlarda, şayet borç bir para borcu ise, sözleşmenin ifa edileceği yer mülga 818 Sayılı BK.73 maddesine (6098 sayılı TBK m.89) göre belirlenecektir.

818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 73. maddesi “Borcun ifa edilmesi lazım gelen yer, iki tarafın sarih veya zımni arzusuna göre tayin edilir. Hilafına bir şart mevcut olmadığı surette aşağıdaki hükümler tatbik olunur:

1 – Borç bir miktar paradan ibaret ise tediye alacaklının verme zamanında mukim bulunduğu yerde vukubulur.
2 – Borç muayyen bir şeye taalluk ediyorsa bu şey akdin inikadı zamanında bulunduğu yerde teslim olunur.
3 – Bunlardan başka her borç doğumu zamanında borçlunun mukim bulunduğu yerde ifa edilir. Alacaklının ikametgahında tediye edilmesi lazım gelen bir borcun ifası borcun doğumundan sonra alacaklının ikametgahını değiştirmesi sebebiyle ehemmiyetli bir surette güçleşmiş ise borç alacaklının evvelki ikametgahında ifa olunabilir.” şeklinde düzenleme içermektedir.

6098 Sayalı TBK’nun 89. maddesinde de aynı yönde düzenleme bulunmakta olup, aksi kararlaştırılmadıkça, para borcunun, alacaklının ödeme zamanında ikamet ettiği yerde ödenmesi gerekir.

Bu durumda, BK’nun 73. maddesi (TBK m.89) ve 1086 Sayılı HUMK’nın 10. maddesi (HMK m.10) uyarınca bir para borcunun alacaklısının, kendi ikamet adresinde dava açmasında (veya İİK’nun 50. maddesi belirlemesiyle icra takibi başlatmasında) bir usulsüzlük bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı şirket merkezinin davanın açıldığı İzmir ili mülki sınırlarında olduğu ve davalı şirket merkezinin de dava tarihi itibariyle Muğla ili, Bodrum ilçesinde bulunduğu konusu ile taraflar arasında fesihten önce akdi ilişkinin bulunduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Dava dilekçesinde davacı tarafın talebi, sözleşmenin feshi nedeniyle uğranılan kazanç kaybı ve sözleşmenin yerine getirileceği düşüncesiyle yapılan masraf tutarı ile manevi tazminat olmak üzere toplam 100.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmesi istemini içermek olup, davanın konusunun para alacağı olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda, BK’nun 73. maddesi ile HUMK’nın 10. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, alacaklının, şirket merkezinin bulunduğu yer olan İzmir ili mülki sınırlarındaki mahkemeler nezdinde dava açmasında usulsüzlük bulunmamakta olup, davalının yetki itirazının reddi gereklidir.

Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce, somut olayda BK’nnu 73. maddesi anlamında bir para borcunun bulunmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın taşıma sözleşmesinin feshinden kaynaklanan tazminat istemlerine ilişkin olduğu, bu nedenle de davanın genel yetki belirlemesi uyarınca davalının ikamet mahkemesinde görülmesinin gerektiği, aksi yönde yorum yapılması halinde, neticesinde para ile belirleme yapılan tüm tazminat istemlerinin para borcu olarak nitelendirilmesinin gerekeceği, tüm borç kaynaklarına göre değerlendirme yapıldığında aynı sonuca ulaşılabileceği, bu durumda da, yetkiye ilişkin genel hüküm olan HUMK’nın 9. maddesi yerine özel hüküm olan 10. maddesinin genel hüküm halini alacağını belirtilmişler ise de, çoğunluk tarafından bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle kabul edilmemiştir.

Bu itibarla, davanın para alacağından kaynaklanması nedeniyle alacaklı şirketin merkezinin bulunduğu yerde dava açma hakkı bulunduğundan Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı kanunun 440/III maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 19.03.2014 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY
Dava, taşıma sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir.
Uyuşmazlık, yetkili mahkemenin belirlenmesine ilişkin olup, davanın para alacağı olarak nitelendirilmesi ile davacı şirketin merkezinin bulunduğu İzmir mahkemelerinde dava açılmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında imzalanan 27/07/2010 tarihli sözleşme ile davalı şirketin 28/07/2010-30/04/2011 tarihleri arasında gerçekleşecek Dalaman Havaalanı çıkışlı Fethiye ve çevresinde gidecek shuttle ve özel araç tüm transfer işlerini sözleşmede belirlenen ücret karşılığında müvekkili davacı şirket tarafından yapılmasının hüküm altına alındığını, yüklenilen işin yenrie getirilebilmesi için müvekkili tarafından yeni araç, ekipman ve personel alımı yapılarak davalı şirket tarafından e-mail yoluyla gönderilen günlük transfer listeleri doğrultusunda transfer işlemleri yapılmaya başlandığını, ancak davalı şirketçe 23/08/2010 tarihinde haksız ve hiçbir sebep gösterilmeden durdurulduğunu, 25/08/2010 tarihinde keşide edilen ihtarname ile de sözleşmenin tek taraflı olarak feshedildiğinin müvekkili şirkete tebliğ edildiğini, davalı şirketin işi tek taraflı ve haksız olarak durdurduğu 23/08/2010 tarihinin ertesi günü 24/08/2010 tarihinde havaalanı transferlerini bu minibüslerle yapmaya başladığını, davalı şirketin daha önceden hazırlık yaptığı ve bu durumu planladığını, dolayısıyla davalı şirketin bilinçli olarak kendi araç ve ekibini kuruncaya kadar müvekkili şirketi kullandığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydı ile müvekkili şirketin kazanç kaybından kaynaklanan zararına karşılık 75.000,00 TL, sözleşmenin yerine getirileceği düşüncesi ile yapılan masraf tutarı olan 15.000,00 TL ile 10.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 100.000,00 TL’nin avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle: Müvekkili şirketin 17/09/2010 tarihinde şirket merkez adresini “K… Mah., … Sk., No:.. Bodrum/Muğla” adresine taşıdığını, bu nedenle davaya bakmaya yetkili mahkemenin Bodrum Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davanın, davalının ikametgahında açılmasının zorunlu olduğunu, esas yönünden de davanın kötüniyetle açıldığını, reddinin gerektiğini savunarak yetki itirazlarının kabulü ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Bodrum Asliye 3.Hukuk Mahkemesi, Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla baktığı bu davada 15.09.2011 tarih,2011/169 Esas,2011/461 Karar sayılı kararı ile dava dilekçesinin yetki yönünden reddine,karar kesinleştiğinde ve süresinde talep edildiğinde dosyanın İzmir Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş,dosya İzmir 8.Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiş ve bu mahkemece İzmir 2.Asliye Ticaret mahkemesinin 2011/138 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmiş ve bu mahkemenin 12.09.2011 tarih 138/334 Esas sayılı kararı ile .HUMK’nun 10. Maddesine göre davanın hizmet sözleşmesinden kaynaklandığı, hizmet sözleşmesinin yerine getirileceği yerin İzmir ili dışında Dalaman Hava Limanından alınacak yolcuların çevre ilçeye taşınması ile ilgili davanın açıldığı, dava tarihi itibariyle davalının adresinin Bodrum Muğla adresi olduğu gerekçesi ile yetkisizlik kararı verilmiştir.Davacı vekilinin temyizi üzerine Yüksek 11. HD. 17.07.2012 gün ve 6610/12410 E.sayılı kararı ile “…Davacı vekili, taraflar arasında imzalanan sözleşme ile müvekkilinin, davalının Dalaman Hava Limanı’na gelen yolcularını Fethiye ve çevresine taşıma işini üstlendiğini, davalının haksız ve hiçbir sebep göstermeden sözleşmeyi fesh ettiğini ileri sürerek, kazanç kaybı, masraf ve manevi tazminat olmak üzere toplam 100.000 TL’nın avans faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin şirket merkezinin Bodrum/Muğla adresinde bulunduğunu, Bodrum Asliye Ticaret Mahkemesinin yetkili mahkeme olduğunu, yetki itirazının kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davanın hizmet sözleşmesinden kaynaklandığı, sözleşmenin ifa yerinin Dalaman Hava Limanı ve çevresi olduğu, davalı şirket merkezinin Bodrum’da bulunduğu gerekçesiyle mahkemenin yetkisizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine, karar kesinleştiğinde ve istem halinde dosyanın Bodrum Asliye (Ticaret) Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, taşıma sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Sözleşmenin varlığı ve davacı şirketin merkezinin İzmir’de olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık yoktur. Dava konusu, her ne kadar taşıma sözleşmesinden kaynaklanmakta ise de, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle tazminata hasredilmiş olduğundan artık para borcuna dönüşmüştür. BK’nun 73/1. md. uyarınca sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bu para borcu alacaklının ödeme zamanındaki ikametgahında ödenir hükmü öngörülmüştür. Yani, bu para borcunun yerine getirileceği yer alacaklının ikametgahıdır. Bu durumda alacaklı, bu para borcunun ödenmesi için kendi ikametgahı mahkemesinde de dava açabileceğinden mahkemece yetki itirazının reddi ile işin esasına girilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın yetki yönünden reddi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle temyiz olunan kararın oybirliğiyle bozulmasına karar verilmiştir.
İzmir 8. Asliye Ticaret Mahkemesi yeni kurulmakla bu mahkemeye dosyanın tevzi edilmesi sonrası 28.01.2013 gün ve 2012/720 E., 2013/31 Karar sayılı kararı ile ;
“…Dosya kapsamı itibarıyla, davanın sözleşmenin haksız fesih edildiği iddiasıyla açılan tazminat davası olup istenen tazminat Borçlar Kanunu 73.maddesinde öngörülen, salt belli bir para miktarının borç alınıp verilmesi gibi bir para alacağı talebi olmadığından tazminatın haklılığının ve miktarının tespiti için ön şart olarak sözleşmenin haksız olarak feshedilip edilmediği hususun tespitinin gerektiği, bunun tespitinden sonra tazminat alacağının olup olmadığının tespiti ile para alacağı hesabının yapılması gerektiğinden ve Borçlar Kanunu’nda öngörülen götürülecek borçlardan da olmadığından, davalının ikametgahı mahkemesinde davanın görülmesi gerektiği ayrıca; sözleşme sebebiyle yapılacak hizmetin de, Dalaman Havaalanı ve çevresi olduğu da düşünüldüğünde davanın davalının ikametgahı Bodrum Asliye (Ticaret) Hukuk Mahkemesi’nde açılması gerektiğinden, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17/07/2012 tarih 2012/6610 E-2012/12410 K sayılı 17/07/2012 tarihli bozma ilamı yerinde görülmediğinden direnilmesine, mahkememizin yetkisizliğine, yetkisizlik sebebi ile dava dilekçesinin reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. “ gerekçesi ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17.07.2012 tarih, 2012/6610 esas, 2012/12410 karar sayılı Bozma ilamına karşı direnme kararı verilmiş,direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmiş, Yüksek Hukuk Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşleri doğrultusunda direnme kararı bozulmuştur.
Aşağıdaki nedenlerle sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşlerine katılmıyoruz.
Herşeyden önce yetkisizlik kararının verildiği tarihte 6100 sayılı HMK henüz yürürlüğe girmediğinden 1086 sayılı HUMK yürürlükte olup,bu mülga kanuna göre uyuşmazlığının çözülmesi gerekmektedir.
Yasal mevzuatı hatırlamamız gerekirse;
1086 sayılı HUMK nun 9. maddesinde “Her dava, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça açıldığı tarihte davalının Türk Kanunu Medenisi gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde görülür.Davalının ikametgahı belli değilse, davaya Türkiye’de son defa oturduğu yer mahkemesinde bakılır. Davalı birden fazla ise, dava bunlardan birinin ikametgahı mahkemesinde açılır. Şu kadar ki, kanunda dava sebebine göre davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belli edilmiş ise, davaya o mahkemede bakılır. Ancak davanın, sırf davalılardan birini kendi mahkemesinden başka bir mahkemeye getirmek amacıyla açıldığı belirtiler veya başka delillerle anlaşılırsa mahkeme onun hakkındaki davayı ayırarak yetkisizlik kararı verir.Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, davacının ikametgahı veya eşlerin davadan evvel son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.” hükmü,Yine aynı Kanunun 10 maddesinde “ Dava, mukavelenin icra olunacağı veyahut müddeaaleyh veya vekili dava zamanında orada bulunmak şartıyle akdin vuku bulduğu mahal mahkemesinde de bakılabilir.” hükümleri bulunmaktadır.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 73. maddesinde ise “Borcun ifa edilmesi lazım gelen yer, iki tarafın sarih veya zımni arzusuna göre tayin edilir. Hilafına bir şart mevcut olmadığı surette aşağıdaki hükümler tatbik olunur:
1 – Borç bir miktar paradan ibaret ise tediye alacaklının verme zamanında mukim bulunduğu yerde vukubulur.
2 – Borç muayyen bir şeye taalluk ediyorsa bu şey akdin inikadı zamanında bulunduğu yerde teslim olunur.
3 – Bunlardan başka her borç doğumu zamanında borçlunun mukim bulunduğu yerde ifa edilir. Alacaklının ikametgahında tediye edilmesi lazım gelen bir borcun ifası borcun doğumundan sonra alacaklının ikametgahını değiştirmesi sebebiyle ehemmiyetli bir surette güçleşmiş ise borç alacaklının evvelki ikametgahında ifa olunabilir. “ hükmü bulunmaktadır.
Somut olayda ;yerel mahkemece davalının adresinin Bodrum/Muğla olması nedeniyle yetkisizlik kararı verildiği,Yüksek Daire tarafından para borcunun alacaklının ödeme zamanında ki ikametgahında ödeneceğinden bahisle kararın bozulduğu,yerel mahkemece direnme kararında davalının ikametgahı mahkemesi yanında aktin ifa edileceği yer mahkemesinin de İzmir olmadığı gerekçelerine dayandığı anlaşılmaktadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın taşıma sözleşmesinden kaynaklandığı,davacı şirket merkezinin İzmir,davalı şirket merkezinin Bodrum olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmadığı gibi, esasen Yüksek Özel Daire ve yerel mahkemenin kabulleri de bu doğrultudadır.
Bilindiği üzere borçlar,sözleşmeden,haksız fiilden ya da sebepsiz zenginleşmeden doğar.Bu 3 borcun kaynağına göre yetkili mahkeme ayrı ayrı düzenlenmiş olup, genel yetkili mahkeme ise HUMK.nun 9.(6100 sayılı HMK.nın 6.) maddesi gereğince davalının ikametgahı mahkemesidir.Yetkiye ilişkin diğer düzenlemeler, bu düzenlemenin yanında özel düzenlemeler olup,genel düzenlemeyi ortadan kaldırıcı nitelikte değildir.
Borçlar Kanununun 73.maddesinde yer alan düzenleme, para borçlarının ifa yerine göre yetkili mahkemeyi belirleme esasını getirmiştir.Yerel mahkemenin direnme kararında belirtiği ve Yüksek Özel Dairenin bozma kararında kabul ettiği üzere dava taşıma sözleşmesinin feshinden kaynaklanmakta olup,tazminat talebinin kabulü ya da reddi yönündeki karar feshin haksız olup olmadığına göre belirlenecektir.Bir başka ifade ile davanın konusu münhasıran para borcuna ilişkin değildir.Feshin haksız olup olmadığı tartışıldıktan sonra nihayetinde bir paraya hükmedilecek olması uyuşmazlığın esasının para borcu olduğu sonucunu doğurmaz.Aslında tüm borç kaynaklarına göre değerlendirme yapıldığında dahi, neticede bir para ödeme kararına hükmedildiği için, tüm borçların para borcu olduğu gibi bir sonuca ulaşılır.Haksız fiilden kaynaklanan bir borçta sonuçta haksız fiilin varlığının tespiti halinde para borcuna dönüşeceği gibi, sebepsiz zenginleşmeye dayalı bir borçta,sebepsiz zenginleşme koşulların varlığı kabul edildiğinde bir tazmin hükmüne varıldığı için neticede bir para borcuna dönüşecektir.Tüm bu borç ilişkilerinden doğan borçların para borcu olduğu kabul edildiğinde. HUMK nun yetkiye ilişkin genel hükmü olan 9.madde hükmü yerine özel hüküm olan 10.madde genel hüküm halini alacaktır.
Bilimsel içtihatlarda bu görüş kabul edildiği gibi Dairemiz uygulamalarında da bu görüşe uygun kararlar verilmektedir.
Prof. Dr. A.. M. Kılıçoğlu Borçlar Hukuku Genel Hükümler adlı (Ankara,2006, 7. Bası) eserinin 391 sayfasında aynen “kanımca BK. md.73 b.1’deki para borçlarında ifa yeriyle ilgili kuralı, kaynağı ne olursa olsun bütün para borçları için getirilmiş bir kural olarak yorumlamak mümkün değildir. Böyle bir yorum tarzı, borç ilişkilerinin tamamına yakın kısmında ifa yerinin alacaklının yerleşim yeri olması sonucunu doğuracaktır. Zira sözleşmelerin büyük bir kısmında borcun konusu para olduğu gibi (kiracının kira borcu, alıcının bedel borcu, işverenin ücret borcu, vekil edenin ücret borcu gibi), haksız fiillerde ve sebepsiz zenginleşmede de failin ve zenginleşen kişinin borcu olayların büyük çoğunluğunda paradır. Bu durumda BK. md.73 b.3’de yer alan “Bunlardan başka her borç doğumu zamanında borçlunun mukim bulunduğu yerde ifa edilir” şeklindeki ana kural istisna, BK. md.73 b.1’deki istisna ise kural haline getirilmiş olacaktır. Öte yandan bu yorum tarzı Türk Hukuku için oldukça sakıncalı sonuçlar doğuracaktır. Yukarıda açıklamış olduğumuz gibi, ifa yeri özellikle yetkili mahkemeyi ve icra dairesini tayin bakımından önem taşımaktadır. HUMK.muza göre kural olarak her dava açıldığı tarihte davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir (HUMK.md.9). BK. md.73 b.1’deki ifa yeri ile ilgili hükmün “kaynağı ne olursa olsun bütün para borçlarıyla” ilgili olduğu yorumu yapılacak olursa, borç ilişkilerinin tamamına yakın kısmında ifa yeri verme zamanında alacaklının yerleşim yeri olacak, borç ilişkisinden doğan bütün davaları alacaklı kendi yerleşim yeri mahkemelerinde dava edebilecektir. Bu durum HUMK.muzda davalarda yetki ile ilgili ana kuralı adeta istisna haline getirmiş olacaktır. Bundan başka HUMK.muz sözleşmeden doğan davalarda sözleşmenin yapıldığı ya da ifa edileceği yer mahkemelerinin de yetkili olduğuna ilişkin bir kural getirmiştir (HUMK. md.10). BK. md.73 b.1’de para borçlarında ifa yeri ile ilgili kuralı, kaynağı ne olursa olsun bütün para borçları için geçerli bir kural olarak yorumlayacak olursak, sözleşmeden doğan borçlarla ilgili HUMK.muzun getirmiş olduğu sözleşmenin yapıldığı yer mahkemelerinin de yetkili olduğuna ilişkin hükmün uygulanma alanı oldukça daraltılmış adeta bir istisna hükmü haline getirilmiş olacaktır. Bütün bu açıklamalardan sonra, BK. md. 73 b.1 ile getirilen, para borçlarında ifa yerine ilişkin kuralın, konusu alacaklının borçluya vermiş olduğu bir miktar paranın borçlu tarafından alacaklıya iadesi borcu ile, yani karz sözleşmesinden doğan borçlarla sınırlı olduğunu kabul etmek gerekir.” demek suretiyle sözleşmeden doğan borçlarda tüm sözleşmelerin para borcu gibi değerlendirilip, buna göre yetkili mahkemenin belirlenmesinin , genel yetki hükmü olan 9. maddeyi istisna, özel yetki hükmü olan 10. maddeyi ise kural haline getireceğini haklı olarak ileri sürmüştür. Nitekim Dairemizin yerleşmiş uygulaması da bu yöndedir. Dairemizin 11.10.2012 tarih 2011/6415 E. – 2012/6394 K., 24.01.2013 tarih 2012/973 E. – 2013/345 K., 20.11.2013 tarih 2013/2895 E. – 2013/6110 K., 11.03.2014 tarih 2013/3454 E. – 2014/1693 K. sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenerek para borçlarında ifa yerine ilişkin kuralın,konusu alacaklının, borçluya verdiği bir miktar paranın iadesi talebini içeren karz sözleşmesinden doğan borçlarla sınırlı olduğu kabul edilmiştir.Somut olaydaki uyuşmazlık karz aktinden kaynaklanan bir uyuşmazlık olmayıp,taşıma sözleşmesinin feshinden kaynaklanan tazminata ilişkin bulunduğundan davalının ikametgahı olduğu çekişmesiz olan Bodrum Asliye Hukuk (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) mahkemesinde görülmesi yönündeki yerel mahkeme kararı isabetlidir.
Tüm bu nedenlerle; yerel mahkeme kararının onanması gerektiğinden, sayın çoğunluğun yerel mahkeme kararının bozulması yönündeki görüşlerine katılmıyoruz.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat