Sahte Sürücü Belgesi ve Nüfus Cüzdanı

Ceza Genel Kurulu 2007/6-3 E., 2007/129 K.

Sahtecilik suçundan sanık Kürşat B…..’ün 765 sayılı TCY.nın 350/1-3, 59, 350/1-3, 59 ve 71. maddeleri uyarınca sonuç olarak 20 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, sanığın davranışları, suç işlemekteki eğilimi nazara alınarak cezasının ertelenmesine yer olmadığına ilişkin Kadıköy 6. Asliye Ceza Mahkemesince 11.06.2002 gün ve 767-309 sayı ile verilen kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 22.03.2004 gün ve 22813-3231 sayı ile;

“Suça konu sahte sürücü belgesi ve nüfus cüzdanını aynı tarihte elde ettiği anlaşılan sanık hakkında TCK.nun 350/1-3, 80. maddeleri yerine, yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel Mahkeme ise, 17.06.2005 gün ve 644-519 sayı ile;

“765 sayılı TCK.nun 350. maddesinde “hüviyet cüzdanlarını, nüfus tezkerelerini, pasaportları ve ruhsatnameleri taklit edenlerin …” bu maddeye göre cezalandırılacağı belirtilmiştir. Anılan bu maddedeki eylemler tek tek sayılıp, tarif edilmiştir. Anılan bu maddedeki tarif edilen suçun kanuni unsuruna göre, hüviyet cüzdanı, nüfus tezkeresi, pasaport ve ruhsatnamede yapılacak sahtecilik her biri ayrı suç olarak tarif edildiğinden, kanuni unsur olarak, tarif edilmiş eylemin her biri ayrı suç olup, burada TCK.nun 78, 79 ve 80. maddelerinin uygulanması gerekmemekte olup, anılan maddede tarif edilen her fiil başlı başına ayrı suçu oluşturup, bunların aynı anda elde edilmesi bahsedilen bozma kararındaki gibi TCK.nun 80. maddesinin tatbikini gerektirmeyeceği, kaldı ki bu konuda daha önceden verilmiş mahkeme kararlarının Yargıtay’ca onanmış olduğu da nazara alınarak, bu nedenlerle evvelki hükümde ısrar kararı verilmesi uygun görülmüştür” gerekçeleriyle önceki hükümde direnmiş, bu kez de sanığın aynı maddeler uyarınca aynı şekilde cezalandırılmasına, ancak 5237 sayılı TCY.nın 50 ve 51/1-b maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına karar vermiştir.

Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının 25.12.2006 gün ve 289508 sayılı “bozma” istemli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği görüşülüp düşünüldü.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanığın sahtecilik suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki hukuki uyuşmazlık, yüklenen sahtecilik suçlarının zincirleme olarak işlenip işlenmediğinin belirlenmesine ilişkindir.

Ancak, 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY.nın 326. maddesinde, “Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.

Sanık veya müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekir.” hükmü yer almaktadır.

Bu hüküm gereğince, bozma kararı sanık lehine olsa dahi bozmadan sonra yapılan yargılamada Yerel Mahkemece sanık, katılan ve varsa vekillerine duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ olunmalı, duruşma gününden haberdar edilmelidirler. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, tebligat yapılamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen sanığın duruşmaya gelmemesi halinde, verilecek ceza bozmaya konu olan cezadan daha hafif ise yargılamaya devam olunarak bir karar verilmelidir.

İncelenen dosya içeriğine göre;

Bozmadan sonra yapılan yargılamada Yerel Mahkemece sanığın bozmaya karşı diyeceklerinin sorulması için bir başka suçtan hükümlü olduğu nazara alınarak, Buca Cezaevinde bulunduğu düşüncesiyle İzmir Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine talimat yazılmış, sanığın bu cezaevinde bulunmadığından bahisle talimat yerine getirilememiştir. Yerel Mahkeme ise bozmanın lehe olduğundan bahisle sanığın dinlenmesinden vazgeçerek yokluğunda direnme kararı vermiştir. Ancak, ilk hüküm sanığa Muğla Cezaevinde tebliğ edilmiş olup, sanığın bu cezaevinde yattığı dosya kapsamı ile sabittir. Buna rağmen, sanık, hakkındaki bozma kararından haberdar edilmeden, yokluğunda direnme kararı verildiği anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, sanığın bulunduğu yer mahkemesine talimat yazılarak bozma ilamından haberdar edilmesi ve diyeceklerini bildirme olanağının sağlanması gerekirken, bu usulî zorunluluğa uyulmadan, yargılamaya devamla savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yokluğunda karar verilmesi CYUY.nın 326/2 ve 308/8. maddelerine aykırı olup, hükmün, diğer yönleri incelenmeksizin öncelikle bu usul yanılgısı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Yerel Mahkeme direnme hükmünün öncelikle saptanan usul yanılgısı nedeniyle diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 05.06.2007 günü sonuçta tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliği ile karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...