Resmi Belgede Sahtecilik

Ceza Genel Kurulu 2006/11-301 E., 2006/296 K.

Sahtecilik suçundan sanığın, 5237 sayılı Yasanın 204/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, tutuklulukta ve gözaltında geçirdiği sürenin 63. madde uyarınca cezasından mahsubuna, 51. madde gereğince cezasının ertelenmesine, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca 2 yıl süre ile yükümlülük belirlenmeden denetim süresi altında bulundurulmasına, hakkında 5237 sayılı TCY’nın 53. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, pasaportun delil olarak dosyada muhafazasına ilişkin A… 9. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04.05.2006 gün ve 406-390 sayılı hüküm, yasayoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir.

Adalet Bakanınca yasa yararına bozma isteminde bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 12.10.2006 gün ve 5714-8064 sayı ile;

“…….5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53. maddesi 3. fıkrası 1. cümlesinde; hapis cezası ertelenen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerinden yoksun bırakılamayacağı, 2. cümlesinde de 53. maddenin 1. fıkrasının (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebileceği hükmüne yer verildiği gözetilmeden infazı kısıtlar şekilde sanık hakkında 53. maddenin tümüyle uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi isabetsiz olup, yasa yararına bozma istemine dayanan ihbarnamedeki düşünce yerinde bulunduğundan A… 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 4.5.2006 gün ve 2006/406-390 sayılı kararının CMK.nun 309. maddesi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak üzere bozulmasına” karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığınca 22.11.2006 gün ve 180164 sayı ile;

Güvenlik tedbirlerinde, kazanılmış haktan bahsedilemez. Bu nedenle 5237 sayılı TCY’nın 53. maddesinin bütünüyle uygulanmamasına karar verilmesi hükümlü açısından kazanılmış hak doğurmaz. Aleyhe bozma yasağı bu tür durumlarda söz konusu olamaz. CGK.nun 19.09.2006 gün ve 8/199-188 sayılı kararında da belirtildiği üzere, 5271 sayılı CMY’nın 309. maddesince yasa yararına bozma hallerinde aleyhe değiştirme yasağının ceza ile sınırlı tutuluşu karşısında, bozmanın aleyhe sonuç doğurup doğurmaması da herhangi bir önem taşımamaktadır, gerekçeleriyle itiraz yasayoluna başvurularak, Özel Daire bozma kararından “aleyhe sonuç doğurmamak üzere” ibaresinin çıkarılmasına karar verilmesi, isteminde bulunulmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin tümüyle uygulanmasına yer olmadığına ilişkin kararın olağanüstü yasayolu olan yasa yararını bozma istemi üzerine bozulmasında, 53. maddenin uygulanmamasına karar verilmesinin hükümlü açısından aleyhe bozma yasağı kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, başka bir anlatımla bu hususun hükümlü açısından kazanılmış hakka konu olup olamayacağı noktasında toplanmaktadır.

“Reformatio in pejus” olarak adlandırılan ve doktrinde “cezayı aleyhe değiştirmeme ilkesi” veya “aleyhte düzeltme yasağı” gibi kavramlarla ifade edilen ilkenin amacı; hükmün aleyhe de bozulabileceğini düşünen sanığın, bazı olaylarda Yargıtay’a başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek, yasa yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır.

Bu kural, 5252 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlüğünü koruyan 1412 sayılı Yasanın 326. maddesinin 4. fıkrasında “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz.” şeklinde ifade edilmiş, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.09.2006 gün ve 199-188 sayılı kararında da aleyhe değiştirmeme yasağının “ceza” ile sınırlı tutulduğu, güvenlik tedbirleri yönünden aleyhe sonuç doğurup doğurmamasının herhangi bir önem taşımayacağı vurgulanmıştır.

Bu şekilde aleyhe değiştirmeme yasağının ceza ile sınırlı olduğunun saptanmasından sonra, 5271 sayılı Yasanın yaptırım sisteminin değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasada “cürüm-kabahat”, “asli-fer’i” ceza ayrımı kaldırılarak, yaptırım olarak cezalar ve güvenlik tedbirlerine yer verilmiştir.

5237 sayılı TCY’nın “Birinci Kitap”, “Üçüncü Kısım”, “Birinci Bölüm”, 45 ilâ 60. maddelerinde; suç karşılığı olarak uygulanabilecek yaptırımlar, ceza ve güvenlik tedbirleri olarak belirlenmiş, bir kısım kabahatlerin ceza kanunundan çıkarılması, bir kısım kabahatlerin de suç olarak düzenlenmesi nedeniyle, ağır ve hafif hapis ile ağır ve hafif para cezası ayrımı kaldırılarak, ceza olarak sadece hapis ve adli para cezası öngörülmüş, hapis cezası da süresi ve infaz koşulları dikkate alınmak suretiyle, ağırlaştırılmış müebbet, müebbet ve süreli hapis cezası şeklinde üçlü bir ayrıma tabi tutulmuş, ayrıca süreli hapis cezası da kısa ve uzun süreli olmak üzere ikili bir ayrıma tabi tutularak kısa süreli hapis cezası yerine uygulanabilecek seçenek yaptırımlara yer verilmiştir.

5237 sayılı TCY’nın 2. maddesinde güvenlik tedbirleri yönünden de yasallık ilkesinin geçerli olduğu vurgulandıktan sonra, “Birinci Kitap”, “Üçüncü Kısım”, “İkinci Bölüm” de, “Güvenlik Tedbirleri” düzenlenmiş, 53. maddede “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma”, 54. maddede “Eşya müsaderesi”, 55. maddede “Kazanç müsaderesi”, 56.maddede “Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri,” 57. maddede “Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri,” 59. maddede “Sınır dışı edilme” ve 60. maddede “Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri” ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Kuşkusuz güvenlik tedbirleri anılan maddelerde sayılanlarla da sınırlı olmayıp, özel yasalarda da, yasallık ilkesine uyulmak koşuluyla farklı güvenlik tedbirlerine yer verilmesi olanaklıdır.

5237 sayılı Yasanın 53. maddesinde;

“(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;

a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,

b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasî hakları kullanmaktan,

c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,

d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasî parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,

e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,

Yoksun bırakılır.

(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.

(3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.

(4) …

….

(5)…

… (6)…

….” şeklindeki hüküm ile, hak mahrumiyetleri ve kısıtlılıklar güvenlik tedbiri olarak tek bir madde altında toplanmıştır.

5237 sayılı TCY’sının 53. maddesindeki hak yoksunlukları kural olarak hapis cezasının infazı ile sınırlandırılmış, infaz tamamlanmakla, herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın, bu hak yoksunluklarının kendiliğinden ortadan kalkacağı öngörülmüş ancak, aynı maddenin 5. fıkrasındaki düzenleme uyarınca, 1. fıkrada sayılan hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, infazın sona ermesinden sonra da, kararda ayrıca hükmedilmesi koşuluyla, hak yoksunluğunun bir süre daha devam etmesi sağlanmıştır. Yine maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlü hakkında 1. fıkranın (c) bendinde yer alan kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerinin kullanılmasına ilişkin yasaklama hükmü uygulanamayacak, ayrıca cezası ertelenen hükümlü hakkında, 1. fıkranın e bendindeki hak yoksunluğunun uygulanmamasına da karar verilebilecek, ancak kısa süreli hapis cezası ertelenenler ile suçu işlediği sırada 18 yaşını doldurmamış kişiler hakkında, 1. fıkradaki hak yoksunluğuna hiçbir şekilde karar verilemeyecektir.

Görüldüğü gibi “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlığı altında yeni sistemde güvenlik tedbiri olarak düzenlenmiş bulunan ve mahkûmiyetin yasal sonucu olan bu hak mahrumiyetleri, mahkûmiyetin doğal sonucu olduğundan, kararda gösterilmemiş olsa bile hükümlü açısından kazanılmış hakka konu olamazlar, bir başka anlatımla aleyhe bozma yasağı kapsamında değerlendirilemezler.

Aleyhe düzeltme yasağı (kazanılmış hak) ve 5237 sayılı Yasadaki güvenlik tedbirlerinin kapsamı bu şekilde belirlendikten sonra, olağanüstü bir yasayolu olan yasa yararına bozma kurumu üzerinde de durulmasında yarar bulunmaktadır.

Öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan bu olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları “kanun yararına bozma” adı ile 5271 sayılı CYY’nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir.

5271 sayılı Yasanın 309. maddesi uyarınca, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Bozma nedenleri;

5271 sayılı Yasanın 223 üncü maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddenin 4.fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için, verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.

Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.

Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, “tekriri muhakeme” yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.

4’üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, Yerel Mahkemece cezası ertelenen hükümlü hakkında 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin hatalı bir değerlendirme ile uygulanmamasına karar verilmiş ise de; hükümdeki yasaya aykırılık ceza ile ilgili olmayıp güvenlik tedbiri ile ilgili olduğundan, gerek olağan yasayolu denetiminde gerekse olağanüstü yasayolu denetiminde aleyhe bozma yasağı kapsamına konu olamayacaktır. Ancak, Özel Daire ilamından “aleyhe sonuç doğurmamak üzere ibaresinin çıkartılması, 53. maddenin 1. fıkrasının (c) bendi ve (e) bendindeki haklardan yoksunluğu da sonuçlayabilecektir. Her ne kadar 53. maddenin 1. fıkrasının (e) bendinin cezası ertelenenler hakkında uygulanıp uygulanmayacağı, mahkemenin takdirinde ise de, mahkemece maddenin tamamen uygulanmaması yönündeki iradesi (e) fıkrası hükmünün de uygulanmamasını içereceğinden, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının bu değişik gerekçe ile kabulüne Özel Daire ilamının kaldırılmasına ” “hükümlü hakkında 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) ve (e) bentleri hükümlerinin uygulanmamasına” karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyeleri, 53. madde konusunda mahkemece bir karar verilmemesi halinde bu husus infazda nazara alınacağından kazanılmış hakka konu olamayacak ise de, mahkemece açıkça uygulamama yönünde karar verilmesi durumunda, bu hususun hükümlü lehine kazanılmış hak oluşturacağı gerekçeleriyle itirazın reddi yönünde oy kullanmışlardır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE,

2- Yargıtay 11.Ceza Dairesinin 12.10.2006 gün ve 5714-8064 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3- Adalet Bakanının isteminin kabulü ile A… 9.Asliye Ceza Mahkemesinin 04.05.2006 gün ve 406-390 sayılı kararının CYY’nın 309. maddesi uyarınca YASA YARARINA BOZULMASINA,

4- Ancak bu hususta 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak Ceza Genel Kurulu’nca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, hükümlünün 5237 sayılı Yasanın 204/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, tutuklulukta ve gözaltında geçirdiği sürenin 63. madde uyarınca cezasından mahsubuna, 51. madde gereğince cezasının ertelenmesine, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca 2 yıl süre ile yükümlülük belirlenmeden denetim süresi altında bulundurulmasına, 5237 sayılı TCY’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca hükümlü hakkında aynı maddenin 1.fıkrasının c ve e bentleri hükümlerinin uygulanmamasına, pasaportun delil olarak dosyada muhafazasına, 12.12.2006 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...