Nafaka Borcunu Ödememe

Ceza Genel Kurulu 2008/16.HD-199 E., 2008/217 K.

Nafaka borcunu ödememek eylemi nedeniyle kabahatlinin, İİY’nın 5358 sayılı Yasayla değişik 344. maddesi uyarınca 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına ilişkin Avanos İcra Ceza Mahkemesince verilen 28.07.2005 gün ve 8-38 sayılı karara yönelik itiraz, Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesince 29.09.2006 gün ve 673 değişik iş sayılı karar ile kabul edilerek, borçlu M…… Ş….’nın İİY’nın 340. maddesi uyarınca 1 ay tazyik hapsi ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Bu karara karşı Adalet Bakanlığınca yasa yararına bozma isteminde bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Hukuk Dairesince 07.07.2008 gün ve 4009-4935 sayı ile;

Nafaka borcunu ödememe eyleminde suç tarihi; şikâyet tarihinden geriye doğru bir aylık nafaka alacağının muaccel hale geldiği tarih olarak belirlenmesi gerekmekte olup, somut olayda 14.03.2005 tarihinde şikâyette bulunulduğuna göre suç tarihinin 14.02.2005 olduğunun kabulü gerekir.

5326 sayılı Kabahatler Kanununun 20/2-d maddesine göre yirmi bin Türk Lirasına kadar idari para cezasını gerektiren kabahatlerde iki yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Suç tarihi 14.02.2005 olup, itirazın da Ağır Ceza Mahkemesince 29.09.2006 tarihinde incelenmiş olması karşısında eylemin zamanaşımına uğradığını kabul etmek mümkün görülmemiştir.

Tebliğnamenin ikinci bendinde talep edilen kanun yararına bozma talebinin incelenmesi sonucunda;

Dosya kapsamına göre, Nafaka borcunu ödememe eylemi 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 344. maddesinde on günden üç aya kadar hafif hapis cezası ile yaptırım altına alınmış iken, 1 Haziran 2005 tarihinde mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve 2004 sayılı İİK’nunda Değişiklik Yapılmasına Dair 5358 sayılı Kanunla İİK’nun 344. maddesindeki eylemin müeyyidesi olarak 3 aya kadar tazyik hapsi öngörülmüştür. Diğer taraftan 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5349 sayılı Kanunun 3. maddesi ile değişik 7. maddesinin 1. fıkrası ile “

“Kanunlarda hafif hapis veya hafif para cezası olarak öngörülen yaptırımlar idari para cezasına dönüştürülmüştür……”, hükmü ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesi göz önünde tutulduğunda 5349 sayılı Yasa ile değişik 5252 sayılı Kanunun 7. maddesi sanığın lehine olduğundan aynı maddenin 1. fıkra 1. cümlesi ve 5326 sayılı Kabahatler Yasası’nın 24. maddesine göre müeyyidenin suç tarihi göz önüne alınarak İcra Mahkemesince İdari Para cezası olarak belirlenmesi gerekir.

Borçlu hakkında suç tarihindeki mevzuata göre eylemin yaptırımı olarak on günden üç aya kadar hafif hapis cezası öngörüldüğünden, ne kadar süreli hafif hapis cezası üzerinden idari para cezasına çevrilmesi gerektiğinin mahkemesince takdir edilmesinin yerinde olacağı düşünülmüştür.

Bu durum karşısında tebliğnamenin 3 nolu bendinde talep edilen kanun yararına bozma isteminin tartışılmasında hukuki yarar görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen düzenlediği tebliğname kısmen yerinde görüldüğünden Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesinin 29.09.2006 tarih ve 2006/673 değişik iş sayılı kararının bozulmasına, sair işlemlerin mahallinde yapılmasına karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığınca 29.07.2008 gün ve 70039 sayı ile;

Avanos İcra Ceza Mahkemesince nafaka yükümlülüğüne uymama eylemi nedeniyle 5252 sayılı Kanunun 7. maddesi nazara alınarak İİY’nın 344. maddesi uyarınca idari para cezası yerine 3 aya kadar tazyik hapsine karar verilmesi ve itiraz üzerine mercii tarafından itirazın kabulü ile borçlu hakkında vaki eylemi nedeniyle idari para cezasına hükmedilmesi gerekirken, taahhüdü ihlal eyleminden dolayı 1 aya kadar tazyik hapsine karar verilmesi yasaya aykırı bulunmaktadır.

Yüksek Dairenin kabul ettiği ve kanun yararına bozma isteminde ileri sürülen (2) numaralı bozma nedeni CYY’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi kapsamında olup, bu bozma nedeni, kabahatli hakkında daha az ceza belirlenmesini gerektirdiğinden, Özel Dairenin bozma kararı vermesi ile yetinmeyip, bu konuda da karar vermesi ve uygulanacak cezayı tayin etmesi zorunludur. Fakat, itiraz merciince 1 aya kadar tazyik hapsine karar verildiğinden ve bu süre kazanılmış hak oluşturduğundan; Özel Dairenin 1 aylık süreyi geçmemek kaydıyla borçlu hakkında idari para cezasına hükmetmesi gerekmektedir.

Özel Dairece itiraz merciin kararının bozulmasına karar verilmiş, ancak daha hafif cezaya hükmedilmemiştir, gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 07.07.2008 gün ve 4009-4935 sayılı bozma kararından “sair işlemlerin mahallinde yapılmasına” ibaresinin çıkartılmasına ve kabahatli hakkında uygulanacak idari para cezasının belirlenmesi için dosyanın Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmesi, isteminde bulunulmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, nafaka hükmüne uymamak eylemi nedeniyle hükmolunan tazyik hapsinin, anılan eylemin yaptırımın idari para cezasına dönüştürüldüğünden bahisle, yasa yararına bozma istemi üzerine bozulmasına karar verilmesi halinde, anılan yaptırıma, Özel Dairece mi, yoksa Yerel Mahkemece mi hükmolunacağı noktasında toplanmaktadır.

5271 sayılı CYY.nın 309. maddesi uyarınca, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay Ceza Dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Anılan fıkranın (d) bendi gereğince, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay Ceza Dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay Ceza Dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın da doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.

Dosyanın incelenmesinde, Avanos Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.11.2002 gün ve 51-560 sayılı ilamı ile hükmedilip, kesinleşen yoksulluk ve iştirak nafakasının tahsili için başlatılan icra takibinde, takibin kesinleşmesine karşın borçlu tarafından hükmedilen nafaka ödenmemiştir.

Nafaka borcunu ödememe eylemi 2004 sayılı İcra ve İflas Yasasının 344. maddesinde on günden üç aya kadar hafif hapis cezası ile yaptırım altına alınmış iken, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasanın 5349 sayılı Yasanın 3. maddesi ile değişik 7. maddesinin 1. fıkrası ile “

“Kanunlarda hafif hapis veya hafif para cezası olarak öngörülen yaptırımlar idari para cezasına dönüştürülmüştür……”, hükmü uyarınca idari para cezasına dönüşmüştür. Diğer yandan 1 Haziran 2005 gün ve 25832 mükerrer sayılı R.G’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 31.05.2005 gün ve 5358 sayılı Yasanın 15. maddesi ile eylemin yaptırımı üç aya kadar tazyik hapsi olarak belirlenmiş ise de, aleyhe olan bu değişikliğin 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suçlar açısından uygulanma olanağı bulunmamaktadır.

Bu itibarla 1 Haziran 2005 tarihinden önce gerçekleşen eylem nedeniyle, 5252 sayılı Yasanın 7. maddesi uyarınca yasa yararına bozma istemi üzerine, 5271 sayılı Yasanın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca, kazanılmış hak ilkesi de gözetilerek ağır ceza mahkemesince hükmolunan tazyik hapsinin süresini aşmamak üzere daha hafif nitelikteki idari para cezasına Özel Dairece hükmedilmesi zorunludur.

Bu nedenle, Özel Dairece idari para cezasına hükmedilmesi yerine, sair işlemlerin mahallinde yapılmasına karar verilmesi isabetsiz olup, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire kararının kaldırılmasına, dosyanın kabahatli hakkında idari para cezasının belirlenmesi için Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ:Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 07.07.2008 gün ve 4009-4935 sayılı kararından, “müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına…” şeklindeki ibarenin ÇIKARTILMASINA,

3- Bozulmasına karar verilen hukuka aykırılığın giderilmesiyle ilgili olarak CYY’nın 309/4-d madde, fıkra ve bendlerindeki yetkiye istinaden karar verilmesi için dosyanın Yargıtay 16. Hukuk Dairesine gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.10.2008 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...