Müvekkilin İşi Başka Bir Avukata Vermesi halinde Avukatlık Ücretine ilişkin Yargıtay kararları

Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gebze 2.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 5.10.2006 gün ve 2005/202 E.-2006/442 K. sayılı kararın incelenmesinin davalı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 22.5.2009 gün ve 2009/718 E-7021 sayılı ilamı ile; davacı, 11.2.2004 tarihli vekaletname ile davalının vekili olarak davalı aleyhine açılan tapu iptali davasında 6.4.2004 ile 13.7.2004 tarihli duruşmalara girdiğini, 2.11.2004 tarihli duruşmada tanık listesini bildirmek için davalıya telefon ettiğinde, başka avukatın görevlendirildiğinin ve kendisinin takip etmesinin istenmediğinin bildirdiğini, davayı gereği gibi takip ettiğini, oluru alınmadan başka avukatın atanması ve işi bırakmasının istenmesi nedeniyle kendisinin davayı takip etmediğini, davalının ücretini ödemediğini, yapılan icra takibine de itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile inkar tazminatını talep etmiştir.
Davalı, davacıyı azletmediğini, diğer avukata davacıdan önce vekaletname verdiğini, davacının durumu bildiğini, davayı kendisinin takip etmediğini, davacıyla 1.000,00 YTL ye anlaştıklarını, 500,00 YTL sini verdiğini, borcu olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının izni olmaksızın haksız olarak davalının ikinci bir avukatı görevlendirmesi nedeniyle davadan çekilip takip etmemesinin haklı olup, ücrete hak kazandığı gerekçesi ile davanın kabulüne, itirazın iptali ile inkar tazminatına karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının, 11.2.2004 tarihli vekaletname ile 7.1.2004 tarihinde davalı aleyhine açılmış olan tapu iptali-tescil davası için görevlendirildiği, 6.4.2004 tarihli ilk celse ile, 13.7.2004 tarihli 2.celseye girdiği, 2.11.2004 tarihli 3.celse öncesi yaptığı telefon konuşması ile başka avukatın görevlendirildiğinin öğrenildiği, buna rağmen 2.11.2004 tarihli celseye diğer avukat ile birlikte girdikleri ve davacı tarafından itiraz edilmeksizin davalıyı birlikte temsil ettikleri, davacının kabulü ve dosya içeriği ile sabittir. Davalı diğer avukatın davacıdan önce 3.2.2003 tarihinden buyana vekili olduğunu, davacının davayı birlikte takip edeceklerini bildiğini ileri sürmekte ise de; diğer avukatta daha önceden vekaletnamesinin olması bu davayı birlikte takip edeceklerini ve davacının baştan beri bu durumu bildiğini göstermeyeceği gibi, davacı da bunu kabul etmemektedir. Dayalı bu iddiasını yasal delillerle ispatlayamamıştır. Avukatlık Kanununun 172. maddesi gereğince ” iş sahibi ilk avukatın yazılı olurunu alarak başka bir avukatı görevlendirebilir.” Eldeki davada davalı, davacının yazılı olurunu almaksızın başka bir avukatı davacı tarafından takip edilen davada görevlendirmiştir. Bu durum davacının işi bırakması için haklı bir neden oluşturmaktadır. Ancak davacı başka bir avukatın görevlendirildiğini bildiği halde 2.11.2004 tarihli celseye görevlendirilen yeni avukat ile birlikte girmiş, duruşma sırasında da ikinci avukata onayının olmadığını bildirmemiştir. Bu durumda davacının ikinci avukata zımni olarak muvafakat vermiş olduğunun kabulü gerekmektedir. Davacı, 2.11.2004 tarihli celse sonrası duruşmalara katılmamış ve 12.1.2005 tarihinde avukatlık ücreti için icra takibinde bulunmuştur. Davacı ihtirazi kayıtsız diğer vekil ile duruşmaya katılmakla, kendisinin yazılı oluru alınmadan ikinci bir vekil tutulmuş olduğu için davayı takip etmediğini bildirerek ücretini isteme hakkını kaybetmiş bulunmaktadır. Bu durumda davacı haklı sebep olmaksızın davalının davasını takip etmemiş konumuna düştüğünden davalıdan vekalet ücreti isteyemez. Mahkemece davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, vekalet ücretinin tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin avukat olup, davalı aleyhine açılan 2003/927 E. numaralı tapu iptal davasmda davalıyı temsil etmek üzere davalı tarafından 11.2.2004 tarihinde vekil tayin edildiğini, müvekkilinin bu dosyada 6.4.2004 ve 13.7.2004 tarihlerindeki duruşmalara girdiğini, davalının gayrimenkulu üzerine konulan ihtiyati tedbire itiraz ettiğini, delil listesi verdiğini, ancak 2.11.2004 tarihli duruşmadan önce davalıyla yaptığı telefon görüşmesinde, davalının bu dava için başka bir avukatı görevlendirdiğini, dolayısıyla davayı artık takip etmesini istemediğini ve vekalet ücretini de ödemeyeceğini öğrendiğini, vekalet ücretinin tahsili için davalı hakkında icra takibi başlattığını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini belirterek, itirazın iptaline ve borçlunun haksız itirazlarından dolayı %40 ‘tan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı ile Gebze 2.Asliye Hukuk Mahkemesinde halen derdest olan 2003/927 E. sayılı dosyaya vekaleten bakması için 1.000.-YTL karşılığında anlaştığını, ücretin yarısının peşin olarak diğer yarısının ise ilk duruşma günü kendisine ödendiğini, davacının anlaşma gereği belirtilen davayı diğer Avukat birlikte takip edip neticelendireceğini, ancak davacının belirtilen davada sadece iki duruşmaya katılıp bundan sonraki duruşmalara katılmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar; Özel Daire’ce yukarıda başlık bölümünde yazılan gerekçe ile bozulmuş; mahkemece, önceki kararda direnilmiştir.
Direnme kararını davalı temyize getirmektedir.
Açıklanan maddi olgu, iddia ve savunma ile bozma ve direnme kararlarının kapsamları itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Gebze 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2003/927 E. Sayılı dava dosyasında, davalının vekilliğini yapan davacı avukatın 11.2.2004 tarihli duruşmaya davalıyı Avukat Necmi  ile birlikte temsil için katılıp katılmadığı; burada varılacak sonuca göre davacının vekalet ücretine yönelik talebinin kabul edilip edilmeyeceği noktalarında toplanmaktadır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunumun 172. maddesinde, “İş sahibi, ilk anlaşmayı yaptığı avukatının yazılı muvafakati ile, başka avukatları da işin kovuşturma ve savunmasına katabilir.
İş sahibi, ilk avukatın muvafakatim kendisine tevdi veya tebliğ edilecek bir yazı ile en az bir haftalık süre vererek talep eder. Avukat bu süre içinde cevap vermemişse muvafakat etmiş saydır.
İlk avukatın muvafakat etmemesi halinde, vekalet akdi kendiliğinden sona erer. İş sahibi, muvafakat etmeyen avukata ücretin tamamını ödemekle yükümlüdür.
İlk avukatın muvafakati ile işin başka avukatlar tarafından da takibi halinde iş sahibi, ilk avukatın ücretinden kısıntı yapamaz. Bu halde avukatların müvekkile karşı sorumluluğu konusunda 171 inci maddenin üçüncü fıkrası hükmü uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir.
Davalının, davacıyı 11.2.2004 tarihinde vekil olarak tayin ettiği, davacının ise, davalıya vekaleten Gebze 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2003/927 E. sayılı dosyasında 6.4.2004 ve 13.7.2004 tarihli duruşmalara katıldığı hususlarında taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Davalı, Avukatlık Kanunu’nun 172. maddesi gereğince davacının yazılı muvafakatini almadan, davacının takip ettiği davaya bakma görevini başka bir avukata vermiş, davacının iddiasına göre de 2.11.2004 tarihli duruşma öncesinde kendisini durumdan telefon ile haberdar etmiştir. Bu durum davacının işi bırakması için haklı bir neden oluşturmaktadır.
Dosya kapsamından davacının 2.11.2004 tarihli duruşmaya hiç katılmadığı, görevlendirilen yeni avukatın davalıyı temsil ettiği de duruşma zabıtlarından açıkça anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacı vekillik görevini gereği gibi yerine getirdiğinden; davalı da haklı bir neden olmaksızın ve anılan kanunun 172. maddesinde belirtilen usule uymaksızın yeni bir avukat görevlendirdiğinden, eldeki davayı açmakta haklıdır. Direnme bu nedenle yerindedir.
Ne var ki, Özel Daire’ce hüküm diğer yönlere ilişkin incelenmemiştir. Bu nedenle dosyanın Özel Daire’ye gönderilmesi gerekmektedir. (Y. HGK. 30.1.2013, 2012/13 – 691 -2013/173)

Davacı, davalı şirketin vekili olarak, Eyüp 3. İcra Müdürlüğe ait 2008/6399 esas sayılı icra dosyasını takip etmekte iken, davalı şirket tarafından muvafakati alınmadan başka bir avukatın vekil tayin edildiğini, bu durumda gerek akdi gerekse yasal vekalet ücretine hak kazandığını, ancak 18.2.2011 tarihli ihtarla talep etmesine rağmen, ücret alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 6.500,00 TL akdi, 1.500,00 TL karşı taraf vekalet ücreti olmak üzere toplam 8.000 TL vekalet ücreti alacağının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket, davacının bilgisi dahilinde başka bir avukata daha vekalet verildiğini, nitekim davacının bu duruma itiraz etmeyerek zımnen muvafakat ettiğini, ancak gerek avukat-müvekkil ilişkisinde olması gereken güven ve sadakate aykırı söz ve davranışları, gerekse mesleki hata ve kusurları nedeniyle davacının haklı olarak azledildiğini, kaldı ki davacının vekaletten çekilerek istifa ettiğini, her iki nedenle de ücrete hak kazanamayacağını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, “davacı avukat tarafından takip edilen icra dosyasına 4.8.2010 tarihinde başka bir avukata ait vekaletin sunulması, bu konuda davacının muvafakatinin alındığına dair herhangi bir delilin bulunmaması nedeniyle davacının vekalet ücretine hak kazandığı, öte yandan davalının, haklı azil ve haksız istifa nedeniyle ücret talep edilemeyeceği yönündeki savunmalarının da yerinde olmadığı” belirtilerek, davanın kabulüne, 320.482,58 TL ücret alacağının, 8.000,00 TL’lik kısmının faizsiz olarak, geriye kalan 312.482,58 TL’Lik kısmının ise ıslah tarihi olan 11.7.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava, vekalet ücretinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, davacı eldeki davada, vekil olarak takip etmiş olduğu Eyüp 3. İcra Müdürlüğe ait 2008/6399 esas sayılı icra dosyası nedeniyle akdi ve karşı taraf vekalet ücretlerinin tahsilini istemiştir. Davacının, davalı şirketin avukatı olarak dava ve icra dosyalarmı takip etmekte iken taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin sona erdiği uyuşmazlık konusu değildir. Az yukarıda da özetlendiği üzere davacı, söz konusu icra dosyasında muvafakati alınmadan başka bir avukata vekalet verilmiş olması nedeniyle ücrete hak kazandığını iddia ederken, davalı ise, davacı avukatın bilgisi ve rızası ile başka bir avukata daha vekalet verildiğini, ancak davacının, sadakat ve özen borcuna aykırı davranması nedeniyle haklı olarak vekaletten azledildiğini, kaldı ki davacının ücret talep ettiği icra dosyasını takipten kendi isteği ile istifa ettiğini belirterek, herhangi bir ücrete hak kazanamayacağını savunmuştur.
Görüldüğü üzere taraflar arasındaki uyuşmazlık, öncelikle “vekalet ilişkisinin hangi nedenle sona erdiği ve buna bağlı olarak da davacının ücrete hak kazanıp kazanamayacağı” noktasında toplanmaktadır.
Davacı iş bu davada, talep konusu ücret alacağını, “muvafakati alınmadan başka bir avukata vekalet verilmesi” hukuki sebebine dayandırmıştır. O halde öncelikle davacının dayandığı “İş Sahibinin İşi Başka Bir Avukata Vermesi” başlığı altında düzenlenen Avukatlık Kanunu’nun 172. maddesinin somut olay itibariyle irdelenmesi gereklidir.
Avukatlık Kanunu’nun 172. maddesine göre iş sahibi, ilk anlaşmayı yaptığı avukatın yazılı muvafakati ile, başka avukatları da işin kovuşturma ve savunmasına katabilir. Buna göre iş sahibi, ilk avukata göndereceği bir yazı ile en az bir haftalık süre vererek, bu duruma muvafakat edip etmeyeceğini bildirmesini ister. Bir haftalık süre içerisinde avukat cevap vermez veya olumlu bir cevap verirse, her iki avukat işi birlikte yürütür. İlk avukatın, müvekkilinin bu talebine bir haftalık süre içerisinde muvafakat etmediğini açıkça beyan etmesi durumunda ise, iş sahibi ile aralarındaki vekalet akdi kendiliğinden sona erer. Bu halde vekaletin sona erebilmesi için, avukatın muvafakat vermediğine dair beyanının iş sahibine ulaşması yeterlidir. Karşı tarafın kabulüne ise gerek bulunmamaktadır. Görüldüğü üzere, Avukatlık Kanunu’nun 172. maddesinde vekalet ilişkisinin, vekilin istifası ile sona ermesine benzeyen yeni bir sone erme biçimi öngörülmüş olup Kanun, vekalet konusu işi başka bir avukatla birlikte takip etmek istemeyen avukata vekaleti sona erdirme hakkı tanımaktadır. Nitekim iş sahibi, ikinci avukatın görevlendirilmesine muvafakat etmeyen ilk avukata ücretinin tamamını ödemekle yükümlüdür. İkinci bir avukatın görevlendirilmesi konusunda kendisine böyle bir bildirimin yapılmamış olması halinde ise avukat durumu öğrendiği andan itibaren ikinci avukata muvafakat etmediğini iş sahibine bildirerek vekalet aktini sona erdirebilir. Aksi halde, yasa hükmüne göre buna muvafakat etmiş sayılır. Başka bir ifade ile kendisine, ikinci bir avukatın görevlendirilmek istendiği yazılı olarak bildirilmese de, ikinci bir avukatın iş sahibince kendisinin yanında görev yapmak üzere görevlendirildiğini öğrenen avukatın, öğrenme tarihinden itibaren makul süre içinde bu durumu kabul etmediğini iş sahibine bildirmesi gerekir. Bildirmediği takdirde, artık daha sonra bu konuyu ileri sürerek haklı sebebe dayalı istifa hakkı bulunduğunu ileri süremez.(Bkz. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 27.12.2006 tarihli 13581/16718 esas ve karar sayılı; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.5.2007 tarihli 2007/13 – 305 /313 esas ve karar sayılı ilamları)
Bu bilgilerin ışığında somut olaya bakıldığında; davacı tarafından vekalet ücreti talep edilen Eyüp 3. İcra Müdürlüğüne ait 2008/6399 esas sayılı icra dosyasına, 4.8.2010 tarihinde başka bir avukat tarafından şirkete ait vekalet ve protokol sunulduğu anlaşılmaktadır. İkinci bir avukatın dosyaya vekalet sunmasının ardından, ilk avukat olan davacı tarafından bu duruma muvafakat etmediğine ilişkin bir bildirimin yapıldığı iddia ve ispat edilmemiştir. Eldeki dosyada, söz konusu icra dosyası mevcut olmayıp, sadece bir kısım sayfalarının fotokopisi bulunduğundan, net ve kesin olarak ifade edilememekle birlikte davacı avukatın, ilk avukatın dosyaya vekalet sunmasından sonra da bazı takip işlemleri yaptığı, örneğin 23.8.2010 ve 16.9.2010 tarihlerinde alacaklı müvekkili adına dosyaya dilekçe ibraz ettiği, 21.9.2010 tarihinde de hacze katıldığı görülmektedir. Nitekim davalı taraf da cevap dilekçesinde, dosyaya başka bir avukat tarafından vekalet ve protokolün sunulmasından sonra, herhangi bir talimatlan olmadığı halde davacı avukatın birtakım takip işlemleri yaptığı ve bu durumun şirketin zararına neden olduğu belirtilmiş, hatta bu husus avukatın haklı olarak azledilmesine ilişkin sebeplerden biri olarak gösterilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, söz konusu icra dosyasına başka bir avukat tarafından vekalet sunulmuş olmasına rağmen, bunu öğrenen davacı avukatın, makul sürede bu duruma muvafakat etmediğini bildirmemesi ve sessiz kalması, aksine takip işlemlerine devam etmesi durumunda, vekalet konusu işte kendisi ile birlikte ikinci bir avukatın görevlendirilmesine muvafakat etmiş sayılacağının kabulü gerekir. Mahkemece açıklanan hususlar göz ardı edilerek, bu hususta gerekli inceleme ve değerlendirme yapılmadan sadece, “davacıdan muvafakat alınmadan icra dosyasına vekalet sunulduğu” gerekçesiyle davacının ücrete hak kazandığının kabul edilmesi, usul ve yasaya aykırıdır.
Mahkemece yapılacak inceleme ve değerlendirme sonunda, icra dosyasına ikinci bir avukat tarafından vekalet sunulması üzerine ilk avukat olan davacının buna muvafakat etmediğini makul bir süre içinde bildirmediğinin, dolayısıyla ikinci avukata muvafakat etmiş sayılacağının kabul edilmesi halinde, taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin bu nedenle sona ermiş sayılamayacağı kuşkusuzdur. Bu durumda ise davacının 25.2.2011 tarihinde azledilmiş olması nedeniyle azlin haklı olup olmadığının incelenmesi gerekecektir. Zira haklı azil halinde avukat hiçbir vekalet ücreti talep edemezken, ancak haksız azil halinde ücrete hak kazanabilmektedir.
Her ne kadar davacı avukat tarafından azil tarihinden önce icra dosyasına 1.2.2011 tarihinde “Dosyanız alacaklısı C… A.Ş. vekilliğim 31.12.2010 tarihi itibariyle sona ermiş bulunmaktadır. Keyfiyetin şirkete tebliği” açıklamasını içeren bir dilekçe sunulmuş ise de, davacı iş bu davada “istifa ve azlin bu dava ile ilgisi olmadığım, istifa olarak adlandırılan yazıyı, sözleşme süresi bittiğinden, asile tebligat yapılması için dosyaya sunduğunu” ifade etmiştir. Yine, aynı taraflar arasında ve aynı vekalet ilişkisi kapsamında davacı tarafından iş hukuku kapsamında tazminat talep edilen ve iş mahkemesi sıfatıyla Orhangazi Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2011/144 esas sayılı dosyası üzerinden açılan davada, “taraflar arasındaki ilişkinin vekalet ilişkisi olduğundan” bahisle davanın reddine karar verilmiş olup, davacı söz konusu dosyadaki dava dilekçesinde, “25.2.2011 tarihinde azledildiğini, sözleşme ilişkisinin bu şekilde sona erdiğini” belirtmiş, vekaletten istifa ettiğinden ise söz etmemiştir. Tüm bu nedenler ve taraflar arasındaki 31.12.2007 tarihli hukuk müşavirliğini de kapsayan sözleşmenin varlığı karşısında, olayda gerçek bir istifa iradesi mevcut olmadığından vekalet ilişkisinin istifa ile sona erdiğini kabul etmek de mümkün değildir.
O halde mahkemece, az yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınarak, yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ve yanlış değerlendirmelerle, “taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin, davalı tarafından başka bir avukata vekalet verilmiş olması ve davacının bu duruma muvafakati olmadığından bahisle sona erdiğinin ve davacının tüm vekalet ücretine hak kazandığının” kabulü ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 20.1.2015, 2014/44817 – 2015/618)

Dava, ödenmeyen vekalet ücreti alacağının tahsili talebine ilişkindir. Davacı avukatın davalıya vekaleten Gaziantep 4.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/273 esas sayılı dava dosyasını yürüttüğü, taraflar arasmda yazılı vekalet ücret sözleşmesi bulunmadığı hususları dosya kapsamından anlaşılmakta olup bu hususlar taraflar arasında da çekişmesizdir. Avukatlık Kanununun 164/4 maddesinde “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlannı incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir.” hükmü düzenlenmiştir. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığına göre davacı avukat anılan yasal düzenleme gereğince dava değerinin %10-20’si oranında vekalet ücreti isteyebilir. Davalının başka vekilinin bulunması ve bunlarla ibraname düzenlemesi davacıyı bağlamaz. Ne var ki davalının aynı dosyada farklı iki vekili daha bulunduğuna göre davacı, hesaplanacak ücretin 1/3’üne hak kazanır. Öyle olunca mahkemece az yukarda açıklanan yasa hükmü ve ilkeler doğrultusunda davacı avukatın harcadığı emek ve mesaiye göre takip ettiği dava değerinin %10’u ile %20’si arasında hak ettiği vekalet ücreti belirlenerek bu ücretin 1/3’nün tahsiline karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 27.6.2013, 2012/21698 – 2013/17720)

Davacı haksız azil sebebi ile vekalet ücretinin tahsilini talep etmiş, davalı sözleşmenin karşılıklı olarak sonlandığını belirterek davanın reddini dilemiştir. Mahkemece 23.11.2011 tarihli bilirkişi raporu esas alınmış, “Avukatlık Yasasının 172. maddesine göre davalının davacının muvafakatim almadan başka bir avukat görevlendirmesi sebebi ile davacının ücrete hak kazandığını, Ankara 21 .Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.4.2009 tarih 2008/460 esas 2009/113 sayılı kararında 29.595,92 TL yasal vekalet ücretine hükmedildiği ve davayı takip  eden ikinci avukat tarafından da tahsil edildiği, bozma sonrası hükmedilen 10.225,92 TL’lik vekalet ücretinin iki avukat arasında paylaştırılması gerektiği, bu paylaşımdan davacı payına düşen 5.112,96 TL ile bozma öncesi hükmedilen 19.370 TL’nin toplamı olan 24.482,96 TL’lik vekalet ücreti alacağını davacının davalıdan isteme hakkının bulunduğu” gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Somut olayda Ankara 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2008/415 E. ve 2010/163 karar sayılı dosyada Avukatlık Kanunu’nun 172. maddesi hükmüne göre davacı avukatın yazılı muvafakati olmadan başka bir avukatın görevlendirilmesi sebebi davalı tarafından vekalet aktinin sona erdirildiğinin ve bunun haksız azil mahiyetinde olduğu yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Davacının muvafakati alınmadan başka bir avukatın görevlendirilmesi haksız azil mahiyetinde olduğuna göre davacı ücretin tamamına hak kazanmıştır. Mahkemece dava konusu dosyada davalı lehine takdir edilen vekalet ücretinin tamamına hak kazanmasına rağmen yazılı şekilde hüküm ve tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 4.2.2013, 2012/8196 – 2012/2246)

Dava, vekalet ücreti alacağına ilişkin alacak davası olup, davalı savunmasında davacı avukatın vekil olarak takip ettiği Karşıyaka 1. Aile Mahkemesinin 2006/164 esas sayılı dava dosyasında fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmaması nedeniyle zarara uğradığını, bu nedenle yeni vekil atadığını, davacı avukatın davadan çekilmesinin haklı sebebe dayanmadığını savunmuştur. Taraflar arasındaki ilişki, vekalet sözleşmesine dayanmaktadır. Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil, sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin özen yükümlülüğü çerçevesinde dava açmadan önce gereken araştırmayı yapmak ve vekil edenin zarara uğramasını önleyecek her türlü usulü tedbiri almak zorundadır. Somut uyuşmazlık itibariyle davacı vekilin takip ettiği Karşıyaka 1. Aile Mahkemesinin 2006/164 esas sayılı dava dosyasına konu dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmaması nedeniyle davalı vekil edenin zarara uğradığı sabit olup, söz konusu davaya ilişkin dava dilekçesinde belirlenen dava değerinin miktarı hakkında davalı vekil edenin bilgisinin ve onayının olduğuna dair bir belge bulunmadığı gibi aksi de ispat edilememiştir. Hal böyle olunca davalı vekil edenin yeni vekil tayin etmesinin haklı sebebe dayandığının kabulü gerekir. Avukatlık Kanununun 174/1. maddesi gereğince, Üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen vekil hiçbir ücret isteyemez Ancak vekillikten çekilme tarihine kadar sonuçlandırdığı işlerin ücretini isteyebilir. Mahkemece, bu kabule uygun şekilde yapılacak hesaplama ile karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 12.3.2012, 2011/19209-2012/10028)

Davalının eşi tarafından davalı aleyhine İstanbul 2. Aile Mahkemesinin 2005/542 esas sırasına kayıtlı boşanma istekli dava açıldığı davalı asılın davaya cevap verirken aleyhine açılan boşanma davasının reddi ile karşı yanın kusurlu olmast nedeniyle boşanmalarına karar verilmesini istediği ve kusurlu olan davacı tarafından maddi ve manevi tazminat olarak 8000.0 TL talep edildiği anlaşılmaktadır. Davacı eldeki davada, boşanma davasında karşı dava olarak talep edilen 800.000TL üzerinden hesaplanacak müvekkil vekalet ücreti ile, karşı yan aleyhine hükmedilecek vekalet ücretini istemektedir. Hemen belirtmek gerekir ki; davalı, davacının muvafakati olmaksızın başka bir avukatı vekil tayin ettiği için davacının istifa etmesi haklı nedene dayanmakta olup, bu nedenle vekalet ücretini isteme hakkına sahiptir. Ne var ki, davalı boşanma davasına karşı dava olarak boşanma talebinde bulunmuş ve aynı zamanda fer’i talep olarak da tazminat istemiştir. Boşanma davası para ile ölçülemeyen bir dava olup maktu vekalet ücretine tabidir. Boşanma talebinin fer’isi niteliğindeki maddi ve manevi tazminat talepleri için ayrıca vekalet ücretine hükmedilmez. Bu itibarla istifa etmekte haklı olan davacı avukat ancak maktu vekalet ücreti isteme hakkına sahip bulunmaktadır. Mahkemece, davacı avukatın davalı müvekkilinden boşanma davasına özgü maktu vekalet ücret isteyebileceği kabul edilerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şeklinde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 17.1.2012, 2011/3749 – 2012/362)

Davacı dava dilekçesinde, bilgisi ve rızası dışında başka bir avukatın görevlendirildiği gerekçesiyle ödenmeyen vekalet ücretinin tahsili istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davacı avukatın başka bir avukata vekalet verildiğini öğrendikten sonra makul bir sürede Avukatlık Kanununun 172. maddesi uyarınca çekilip çekilmediği hususu araştırılmalı, makul sürede çekilmediği tespit edildiği takdirde ücret isteyemeyeceği gözönünde bulundurularak karar verilmelidir. Mahkemece az yukarıda değinilen hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Boz-mayı gerektirir. (Y. 13. HD. 8.6.2011, 2011/2283-2011/8982)

Davacının davalı şirketin vekili olarak vekaletname alarak 2007/2457, 2536, 2534, 2277 takip sayılı icra dosyalarında takip başlattığı, icra takiplerinde henüz tahsilat olmadığı, takipler devam ederken 30.6.2008 tarihli vekaletname ile davalı şirket vekili olarak dava dışı avukat Gürkan’ın avukat olarak vekaletname sunduğu ve talepte bulunduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacı bu görevlendirmenin muvafakati dışında yapıldığını, bunu öğrenir öğrenmez 25.7.2008 tarihli ihtarla itirazını bildirerek, ücreti vekaletinin ödenmesini talep etmiş, bilahare icra takibi yapmıştır. Davalı ise 15.8.2008 tarihli ihtarı ile davacıyı vekillikten azlettiğini, ölü kişiye takip yapıldığını, davacının kendi rızası ile vekilliği bıraktığını şifahen bildirdiğini, bunun üzerine yeni vekil tutulduğunu, davacının durumu bildiğini, zamanında bildirimde bulunmadığını, şirket temsilcisinin şahsi takiplerinde tahsil ettiği ve bildirmediği para nedeniyle bu davanın açıldığını savunmuştur. Davacının 25.7.2008 tarihli dilekçesi vekillikten istifa niteliğindedir ve davalının azlinden öncedir. Bu nedenle taraflar arasındaki ihtilaf, bu istifanın haklı nedenlerle ve süresinde yapılıp yapılmadığıdır. İcra dosyalarının incelenmesinde ve mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, davacı avukat tarafından yapılan en son işlem tarihi, 12.11.2007 ve 14.1.2008 tarihleri olup bu tarihlerden sonra davacı tarafından dosyada beyanı veya imzası olan bir işlem yapılmamıştır. 30.6.2008 tarihli vekaletname ile dava dışı avukat icra dosyalarına vekaletname sunmuştur. Davacı 25.7.2008 tarihinde durumu haricen öğrenerek derhal ihtarda bulunduğunu bildirmiştir. İhtarın süresinde yapılıp yapılmadığı, davacının nzaen vekillikten çekilip çekilmediği hususlarında yazılı bir belge ve davacı kabulü olmadığına ve yasal şartları da oluşmadığına göre, davada tanık dinlenmesi imkanı yoktur. İcra dosyalarındaki davacı avukat tarafından yapılan son işlem tarihinden sonra dosyalarda beyanı ve talebi de olmadığına göre dava dışı avukatın vekaletname sunarak dosyaya girmesi nedeniyle, davacı avukatın 25.7.2008 tarihindeki itirazı ve istifasının süresinde olduğunun kabulü gerekir. Avukatlık Kanunun 172. maddesi hükmüne göre, özetle; iş sahibi ilk anlaşmayı yaptığı avukatın yazılı muvafakati ile başka avukatları işin takibine katabilir. İş sahibi tebliğ ettireceği yazılı belge ile bir hafta süre vererek muvafakatinin olup olmadığını sorar. İlk anlaşma yapan avukatın muvafakatinin olmaması halinde vekalet akdi kendiliğinden sona erer ve iş sahibi ilk anlaşma yapılan avukata vekalet ücretinin tamamını ödemekle yükümlüdür. Bu yasal düzenleme karşısında davalı şirket yeni avukata vekaletname vermek konusunda davacının muvafakatinin alındığını yada bildiği halde suskun kaldığını yasal delillerle ispat edememiştir. 2007/2277 sayılı takip dosyası yönünden ise ölü kişiye karşı dava açılmakla birlikte istifa tarihine kadar bunun azil sebebi yapılmaması ve hatta yeni vekil tarafından da aynı durumun devam ettirilmesi karşısında davalının bu husustaki itirazı da esasa etkili değildir. Yine dava dışı temsilcinin şahsi işleri nedeniyle davacı avukata verilen vekaletname ile yapılan işler de dava konusu ile ilgili değildir. Bu açıklamalar ışığında davacı avukatın istifası haklı sebebe dayanmaktadır. Bu nedenle haklı istifadan sonra davalının gönderdiği azilde sonuca etkili değildir. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi olmayıp davacı da AAÜT ne göre talepte bulunduğundan, A.K’nun 174/2. maddesi de gözetilip bu talep çerçevesinde vekalet ücreti hesaplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanm reddinde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 21.10.2010, 2010/1475-2010/13583)

Davacılar dava dilekçesinde, bilgisi ve rızası dışında başka bir avukatın görevlendirildiği gerekçesiyle haklı olarak istifa ettiğini ileri sürmüş ise de, avukata vekalet verildiğini öğrendikten sonra makul sürede Avukatlık Kanununun 172. maddesi uyarınca çekilip çekilmediği hususu incelendiğinde, davacıların davalı adına takip ettikleri dava dosyasının 14.9.2007 tarihli celsesinde davalı adına başka bir avukatın katıldığı ve aynı celsede davacının da bulunduğu, duruşmada yeni avukatın vekilliği konusunda herhangi bir beyanda bulunmadığı, 7.11.2007 tarihli celsede davalının başka avukat tarafından temsil edilmesi nedeniyle istifa ettiği anlaşılmaktadır. Öyle olunca davacıların makul sürede istifa ettikleri kabul edilmez, bu nedenle de ücret isteyemeyeceği gözönünde bulundurularak davanın reddine karar verilmelidir. Mahkemece aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir. (Y. 13. HD. 19.4.2010,2010/2960 – 2010/5257)

Davacı bu davasında takip edilen bir kısım icra dosyalan yönünden davalı müvekkilinin dava dışı icra dosyası borçlularıyla anlaşıp alacağını haricen tahsil etmesine rağmen vekalet ücretini ödemediğini, bundan sonra nza ve muvafakatini almadan başka bir avukata vekalet verdiğini, haklı nedenlerle istifa ettiğini ve tüm dava ve takip dosyalan yönünden ücrete hak kazandığım ileri sürerek talepte bulunmuş; davalı, iş adamı olduğunu ve birden fazla avukatı bulunduğunu, avukatlarının kendi aralarında muvafakat sorunu yaşamadıklarını ve birbirlerinin dava ve icra dosyalarına muvafakate gerek olmaksızın girip çıktıklarını savunmuş, mahkemece ise davalının davacı avukatın muvafakatıyla diğer avukatının işlerini takip ettiğini BK 172 kapsamına ispat edemediği, böylece istifanın haklı nedenlere dayandığı, aralarındaki sözleşmenin sona erdiği, davacının davaya konu dosyalar yönünden ücrete hak kazandığı gerekçe gösterilmek ve bilirkişi raporuyla ıslah dilekçesi kapsamı da dikkate alınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysaki getirtilip incelenen Konya 3.İcra Müdürlüğü’nün 2004/740 esas sayılı takip dosyasından davalının başka bir vekili olan Avukat Abdullah ve diğer avukatları tarafından eldeki dosyanın davalısı olan alacaklı Selalıattin’e vekaleten borçlu B. İnş.Aş’ne karşı başlatılan takip sonucu alacağın tahsili ve borçlu adına kayıtlı araçların haczi için Soma İcra Müdür- lüğü’ne talimat yazıldığı, Soma İcra Müdürlüğü’nün 2004/101 talimat sayılı dosyasına eldeki davanın davacısı avukatın verdiği tevkil yetkisini havi yetki belgesini ve davalının davacıya verdiği vekaletnamesini sunan dava dışı Avukat Oğuzhan’ın 14.6.2004 tarihinde haczi gerçekleştirdiği ve böylece davalının savunmasına dayanak yaptığı gibi avukatları arasında muvafakat sorunu bulunmadığı, böylece istifasmın haklı nedene dayanmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki davacının 5.1.2006 ve 24.1.2006 tarihli istifanamelerine konu ettiği Ankara 3.İcra Müdürlüğü’nün 2005/3418 ve 2005/4610 esas sayılı dosyaları yönünden eldeki dava da herhangi bir alacak talebi de bulunmamaktadır. Hal böyle olunca davacı avukatın istifasının haksız olduğu kabul edilmeli, Avukatlık Kanunu’nun 174/1 maddesi kapsamında henüz sonuçlanmamış dava ve icra takip dosyaları yönünden davacı avukatın ücrete hak kazanmadığı, istifa tarihinden önce sonuçlanan dava ve takip dosyaları yönünden ücret isteyebileceği hususu da gözetilmek suretiyle bu yönde bilirkişiden rapor alınmalı, bulunacak miktarla sınırlı olarak davanın kabulüne karar verilmelidir. Bu yönlerin gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 22.12.2009, 2009/14444 – 2009/15185)

Davacının, 11.2.2004 tarihli vekaletname ile 7.1.2004 tarihinde davalı aleyhine açılmış olan tapu iptali-tescil davası için görevlendirildiği, 6.4.2004 tarihli ilk celse ile, 13.7.2004 tarihli 2. celseye girdiği, 2.11.2004 tarihli 3. celse öncesi yaptığı telefon konuşması ile başka avukatın görevlendirildiğinin öğrenildiği, buna rağmen 2.11.2004 tarihli celseye diğer avukat ile birlikte girdikleri ve davacı tarafından itiraz edilmeksizin davalıyı birlikte temsil ettikleri, davacının kabulü ve dosya içeriği ile sabittir. Davalı diğer avukatın davacıdan önce 3.2.2003 tarihinden buyana vekili olduğunu, davacının davayı birlikte takip edeceklerini bildiğini ileri sürmekte ise de; diğer avukatta daha önceden vekaletnamesinin olması bu davayı birlikte takip edeceklerini ve davacının baştan beri bu durumu bildiğini göstermeyeceği gibi, davacı da bunu kabul etmemektedir. Davalı bu iddiasını yasal delillerle ispatlayamamıştır. Avukatlık Kanununun 172. maddesi gereğince “iş sahibi ilk avukatın yazılı olurunu alarak başka bir avukatı görevlendirebilir.” Eldeki davada davalı, davacının yazılı olurunu almaksızın başka bir avukatı davacı tarafından takip edilen davada görevlendirmiştir. Bu durum davacının işi Vekâlet sözleşmesinin, hizmetle ilgili diğer sözleşmelere oranla, çok daha sıkı bir şekilde karşılıklı güvene dayalı olduğu öğreti ve uygulamada ittifakla benimsenmektedir. Vekâlet ilişkisinin kurulmuş olması, karşılıklı güven unsurunun vekâlet sözleşmesinin kurulması aşamasında her iki taraf yönünden mevcut olmasıyla mümkündür ve bunun o aşamada varlığının göstergesidir. Ne var ki, vekâlet sözleşmesinin niteliği gereğince, bu unsur, sözleşmenin devamı süresince de varlığını korumalıdır. Eğer, başlangıçta mevcut olan karşılıklı güven, sözleşme süresi içerisinde gerçekleşen olgulardan dolayı bir taraf yönünden haklı olarak zedelenir veya ortadan kalkarsa, o taraf sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Bu ilke, Borçlar Kanunu’nun 396/1. maddesinde, “Vekâletten azil ve ondan istifa her zaman caizdir” şeklinde ifade edilmiştir. Aynı ilke 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 512. maddesinde de belirtilmiştir.
‘Karşılıklı güven’ kavramının, her iki tarafın vekâlet sözleşmesi çerçevesinde gerçekleşen ilişkilerinde ‘karşılıklı saygı’ unsurunun varlığını evleviyetle içereceği ve gerektireceği açıktır.
Öte yandan 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 174. maddesi, davaya vekâlette azil veya istifaya, bunların haklı nedenlere dayalı olup olmamasına göre değişen, farklı sonuçlar bağlamaktadır. Anılan madde uyarınca üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret isteyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır. Avukatın haksız azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.
1136 Sayılı Kanunun 174. maddesine göre avukat haklı bir nedenle azledildiği takdirde ücrete hak kazanamaz ise de haksız azil halinde, anılan madde uyarınca avukatlık ücretinin tamamının ödenmesi gerekir. Haksız azledilen vekilin avukatlık ücreti, ücret sözleşmesinde kararlaştırılan ücretin tamamıdır.
Bunun yanında, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 164. maddesinin son fıkrasında yer alan “Avukatla iş sahibi arasında aksi yazılı sözleşme bulunmadıkça tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücreti avukata aittir.” hükmü 4667 sayılı Kanunla değiştirilerek “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir.” hükmü getirilmiştir. Avukatlık Kanunu’nun 164 üncü maddesinin son fıkrasında yapılan değişiklik ile daha önce avukatla iş sahibi (müvekkil) arasında aksi yazılı sözleşme hükmü bulunması halini içeren istisnai durum ortadan kaldırılarak her halükarda mahkemenin tarife kararına istinaden haksız çıkan tarafa yükletilecek vekâlet ücretinin diğer taraf avukatına ait olduğu hükme bağlanmıştır.
Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında düzenlenen ücret sözleşmesinde kararlaştırılan ücretin, sadece “Akgün Yazılım Paz. Ve Tic. Ltd. Şti” aleyhine açılacak akdin ifası davası işi için olduğu, bu işle ilgili olsa dahi bundan doğacak herhangi bir başka işi kapsamına almayacağı, bu işle ilgili uyuşmazlıklar ve kovuşturma işlemi çıkması halinde avukata ayrıca ücret ödenmesi gerekeceği kararlaştırılmıştır. Bu durumda avukata verilen işin sadece mezkûr açılacak davaya ait olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Buna göre verilen iş, icra safhasını kapsamadığını kabul etmek gerekir. Ayrıca davalı taraf davacı avukatı azletmemiş gönderdiği ihbarname ile sadece açılan dava dolayısıyla icra takibi yapmamasını istemiştir. Davacıya gönderilen ihtar azil mahiyetinde değildir. Davacı avukatın davalı namına takip ettiği davada tüm yasa yolları tüketilip henüz karar kesinleşmeden vekillikten istifası haksız bir istifadır. Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesine göre de “üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret isteyemez. Bu nedenlerle, mahkemece davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu Hukuk Genel Kurulu’nun çoğunluğunca benimsenmiştir.
O halde, Hukuk Genel Kurulu’nun çoğunluğunca usul ve yasaya uygun olduğu benimsenen direnme karannın onanması gerekmiştir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, bir kısım üyelerce; Özel Daire bozma gerekçelerinin yerinde olduğu, davacı avukatın ilamın icrasına ilişkin yetkisinin elinden alınmasının aynı zamanda ahzu kabz yetkisinden azil niteliğinde bulunduğu, aksi düşünülse bile bu davranışın davacı yönünden güven ilişkisini sarsıcı nitelikte ve haklı istifa nedeni olduğu, yerel mahkemenin direnme kararının bu nedenle usul ve yasaya uygun olmadığı ileri sürülmüş ise de Hukuk Genel Kurulu’nun çoğunluğunca bu görüş benimsenmemiştir.
SONUÇ: Davacının temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başkaca harç almmasına mahal olmadığına, 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 18.9.2013 gününde oyçok- luğuyla karar verildi. (Y. HGK. 18.9.2013,2013/13-74 – 2013/1367)

Borçlar Kanununun 396/1. maddesine göre vekillikten istifa her zaman mümkün olup, bu istifa vekalet ilişkisini ileriye doğru sona erdiren bozucu ve yenilik doğuran bir işlemdir. Ancak istifa haklı değil ve müvekkil de bu nedenle zarara uğramışsa, vekil bu zarardan sorumludur. Avukatlık Kanununda ise haksız istifa halinde, vekil yönünden Borçlar Kanunundaki aynı konuya ilişkin düzenlemelere göre daha ağır bir sorumluluk esası getirilmiştir. Gerçekten de, Avukatlık Kanununun 174/1 maddesinde “üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat ücret talebinde bulunamaz.” hükmü mevcut olup, bu hükümle, vekaletten haklı bir neden olmadan istifa eden avukatın, Borçlar Kanunundaki vekalet akdine ilişkin genel düzenlemelerden farklı olarak, herhangi bir zarar şartı olmadan da müvekkile karşı sorumlu tutulduğu görülmektedir. Anılan düzenlemeye göre, haksız olarak işi bırakan, vekaletten istifa eden avukat, ücrete hak kazanamadığı gibi, aksine bir hüküm mevcut değilse aldığı peşin ücretleri, kullanmadığı masraf avanslarını da iş sahibine iade etmek zorundadır.
Avukatlık Kanununun 171/1 maddesinde düzenlenen “Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder.” ve “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi”nin 2. maddesinde düzenlenen “…avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır.” hükümleri gereğince de avukat, aksine sözleşme yoksa, işi sonuna kadar takip edip sonuçlandırmadan ücretini talep edemez. (Bkz. Aynı doğrultuda HGK. 23.3.1983 4/562-156; HGK. 3.7.1987 3/92-599; 13. HD. 2005/15433 E. 2008/3694 K.; 13. HD.2008/6280 E. 2008/11580 K.) Ancak haksız azil halinde olduğu gibi, avukatın haklı olarak vekillikten istifa etmesi halinde de, işe devam etme olanağı mevcut olmadığından, avukat, haklı istifa tarihi itibariyle muaccel olan vekalet ücreti alacağının ödetilmesini talep edebilir.
Öte yandan, Vekalet ilişkisi bir bütün olup, vekaletten azil gibi, istifa da, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet eder. Zira, azil ve istifa ile birlikte vekalet akdinin en önemli unsurlarından olan “güven ilişkisi” de sona ermektedir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; davacılar, Uzunköprü Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/629 esas, 2005/218 karar sayılı dava dosyasında, davalı yararına hükmedilen 14.300 TL karşı taraf vekalet ücretinin, bakiye 11.582 TLTik kısmının tahsili için takip başlatmışlar, takibe vaki itiraz üzerine de, “itirazın iptali” istemiyle eldeki davayı açmışlardır. Sözü edilen dava, davalı Adil Tapu’ya karşı açılmış “Menfi Tespit”, “İstirdat”, “Tescil” ve “Müdahalenin Men-i” davası olup, davacıların davalıyı vekil olarak temsil ettikleri, yargılama sonunda 26/04/2005 tarihinde davanın reddine, 14.300 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verildiği, 09/06/2005 tarihli azilname ile davalının davacıları vekillikten azlettiği, yapılan temyiz üzerine Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 20/11/2007 tarihli kararı ile hükmün onanmasına karar verildiği, karar düzeltme talebinin de aynı Dairenin 17/03/2008 tarihli kararı ile reddedildiği ve kararın bu tarih itibariyle kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Yine aynı taraflar arasında, Edime 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/262 esas ve 2009/155 karar sayılı dosyası üzerinden görülen davada da, davacı avukatlar Şenol ve Olcay tarafından davalı Adil’e karşı, 01/12/2003 tarihli avukatlık sözleşmesi gereğince Uzunköprü İcra Müdürlüğünün 2001/150 esas sayılı takip dosyası ile yapılan ve vekalet ücretinin tahsili için Edime 2.İcra Müdürlüğünün 2006/1393 esas sayılı dosyası üzerinden yapılan takip nedeniyle itirazın iptalinin talep edildiği, mahkemece “davacıların 08/06/2005 tarihli ihtarname ile, Uzunköprü İcra Hukuk Mahkemesinin 2005/66 esas, Uzunköprü Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/53 esas, Uzunköprü İcra Müdürlüğünün 2001/150 esas sayılı dosyalardaki vekillikten istifa ettikleri, istifa eden davacı vekillerin avukatlık ücretine hak kazanamayacakları” gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği, verilen bu kararın Dairemizce 15/02/2010 tarihinde onandığı, 28/06/2010 tarihinde de karar düzeltme talebinin reddedildiği sabittir.
Görüldüğü üzere, davacıların, dava konusu karşı taraf vekalet ücreti alacaklarının dayanağı olan, Uzunköprü Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/629 esas, 2005/218 karar sayılı dava dosyası henüz kesinleşmeden, 08/06/2005 tarihli ihtarname ile, davalının vekili olarak yürütmekte oldukları diğer işler olan Uzunköprü İcra Hukuk Mahkemesinin 2005/66 esas, Uzunköprü Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/53 esas, Uzunköprü İcra Müdürlüğünün 2001/150 esas sayılı dosyalardaki vekilliklerinden, haklı bir nedene dayanmadan istifa ettikleri, daha önce görülüp kesinleşen aynı taraflar arasındaki, Edime 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/262 E 2009/155 sayılı dava dosyası ile sabit olup, davalı ise, davacıların 8/6/2005 tarihli istifaları sonrasında, 9/6/2005 tarihinde davacı avukatları azletmiştir. O halde azilden önce davacıların vekaletten istifa etmeleri ve bu istifanın haklı bir istifa olmadığının, kesinleşen mahkeme karan ile sabit olması karşısında, taraflar arasındaki tüm vekalet ilişkisi, davacıların haksız istifaları ile sona ermiş olup, Avukatlık Kanununun 174/1 maddesi gereğince, haksız olarak vekaletten istifa eden avukatlar, ücrete hak kazanamayacaklann- dan, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar gözardı edilerek, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykın olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 6.3.2012,2011/14673 – 2012/5475)

1- Davacı avukatın, davalıların vekili olarak İzmir 9.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2002/1175 E., 2003/25 E., 2003/213 E. sayılı tapu iptal ve tescil davalarını açtığı, davaların mahkemenin 2002/1175 E. sayılı dosyasında birleştirildiği, mahkemenin 24.3.2005 tarih ve 2005/74 Karar sayılı ilamı ile davanın kabulüne, sözleşmenin iptali ile miras hisselerinin yeniden davacılar adına tapuya tesciline karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin 23.2.2010 tarihinde kesinleştiği, bu tarih itibariyle azil yada istifanın söz konusu olmadığı, Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre davacı avukatın sonuçlandırmış olduğu bu iş için hem akdi hem de karşı yana yüklenen vekalet ücretine hak kazandığı açık olup, esasen mahkemenin de kabulü davacı avukatın vekalet ücretini hak ettiği yönündedir. Mahkemece, 27.6.2013 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. İzmir 9.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2002/1175 E. sayılı dosyasında aldırılan bilirkişi raporu ile iptal edilerek davalılar adına tescil edilen payların değeri 296.568,39-TL olarak tespit edilmiş, bu meblağ üzerinden eksik harç tamamlanarak davanın kabulüne karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir. Bu durumda müddeabihin değerinin 296.568,39-TL olduğu kesinleşmiştir. Bu aşamadan sonra müddeabihin değerinin az yada çok olduğu ileri sürülemez. Mahkemece, bu müddeabih üzerinden akdi vekalet ücretinin hesaplanması gerekirken bu yön gözetilmeden bilirkişice yeniden ve daha düşük olarak hesaplanan müddeabih üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2- Davacının talebi İzmir 9.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2002/1175 E. sayılı dosyasında hükmedilen hasına yükletilen vekalet ücreti ile bu dosya nedeniyle akdi vekalet ücretine ilişkin olup, mahkemece talep aşılarak dava konusu yapılmayan İzmir 1. İcra Müdürlüğü’nün 2010/4038 sayılı dosyası için hesaplanan akdi vekalet ücretini de hesaplayan bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
3- Taraflar arasında yazılı vekalet ücreti sözleşmesi bulunmamaktadır. Bu durumda taraflar arasında hukuki ilişkinin kurulduğu 2002 yılında yürürlükte olan Avukatlık Kanunu’nun 164/4 maddesine göre akdi vekalet ücreti hesaplanacaktır. Anılan madde uyarınca davacı avukata sarf ettiği emek ve mesaisine karşılık müddeabihin %5 ile %15’i arasında takdir edilecek bir oranda vekalet ücretinin verilmesi gerekir. Mahkemece, davacı avukata üç ayn dava hazırladığı, birleşen davaları takip ettiği, ücretini peşin alamadığı, uzunca bir süre beklemek zorunda kaldığı ve ücretinin ödenmemesi sebebiyle istifa ettiği gerekçesiyle vekalet ücretin hesaplanmasında üst sınırının biraz altında kalan %12 oranı esas alınmıştır. Hemen
belirtmek gerekir ki avukatın üst sınırdan vekalet ücretine hak kazanabilmesi için normalin ötesinde bir çaba, ve emek harcaması gerekir. Somut olayda, birleşen iki davanın da ana dosyada yer almayan diğer mirasçılar yönünden ana dosya ile birleştirme talepli açıldığı ve ilk celsede birleştirme kararları verildiği, vekalet ücretinin ancak dosyanın kesinleşmesi ile muaccel olduğu, bu haliyle dosyanın kesinleştiği tarihe kadar avukatın hakettiği bir vekalet ücreti bulunmadığından avukatın vekalet ücretini peşin alamadığı ve uzunca süre beklemesi gerektiğinden söz edilemeyeceği, kaldı ki karar ve ilam harcının tapu iptal tescil davasının davalısı tarafından ödenmemesi nedeniyle dosyanın geç kesinleştirilmesinde davacının bir kusuru bulunmadığı gibi davalılara da bu konuda bir sorumluluk yüklenemeyeceği, hal böyle olunca mahkemece taktir edilen %12 oranının somut olayın şartlarına göre yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, belirtilen hususlar gözetilerek hakkaniyete daha uygun bir oran üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
4- Yargılama sırasında davalıların tapu iptal tescile konu olan taşınmaz üzerindeki paylarının tespit edildiği, mülkiyetin paylı mülkiyete dönüştüğü anlaşılmaktadır. Her bir davalının payının belli olması nedeniyle davalıların payları oranında vekalet ücretinden sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle olunca yukarıdaki ilkeler gözetilerek hesaplanacak tek bir vekalet ücretinin davalıların payları oranında davalılardan tahsiline karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (Y. 13. HD.
22.1.2015, 2014/9096 – 2015/931)

Borçlar Kanununa göre vekillikten istifa her zaman mümkün olup, bu istifa vekalet ilişkisini ileriye doğru sona erdiren bozucu ve yenilik doğuran bir işlemdir. Ancak istifa haklı değil ve müvekkil de bu nedenle zarara uğramışsa, vekil bu zarardan sorumludur. Avukatlık Kanununda ise haksız istifa halinde, vekil yönünden Borçlar Kanunundaki düzenlemelere göre daha ağır bir sorumluluk esası getirilmiştir. Gerçekten de, Avukatlık Kanununun 174/1 maddesinde “üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat ücret talebinde bulunamaz.” hükmü mevcut olup, bu hükümle, vekaletten haklı bir neden olmadan istifa eden avukatın, Borçlar Kanunundaki vekalet akdine ilişkin genel düzenlemelerden farklı olarak, herhangi bir zarar şartı olmadan da müvekkile karşı sorumlu tutulduğu görülmektedir. Anılan düzenlemeye göre, haksız olarak işi bırakan, vekaletten istifa eden avukat, ücrete hak kazanamadığı gibi, aksine bir hüküm mevcut değilse aldığı peşin ücretleri, kullanmadığı masraf avanslarını da iş sahibine iade etmek zorundadır.
Avukatlık Kanununun 171/1 maddesinde düzenlenen “Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder.” ve “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi”nin 2. maddesinde düzenlenen “…avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır.” hükümleri gereğince de avukat, aksine sözleşme yoksa, işi sonuna kadar takip edip sonuçlandırmadan ücretini talep edemez. (Bkz. Aynı doğrultuda HGK. 23.3.1983 4/562-156; HGK. 3.7.1987 3/92-599; 13. HD. 2005/15433 E. 2008/3694 K.; 13. HD.2008/6280 E.
2008/11580 K.) Ancak haksız azil halinde olduğu gibi, avukatın haklı olarak vekillikten istifa etmesi halinde de, işe devam etme olanağı mevcut olmadığından, avukat, haklı istifa tarihi itibariyle muaccel olan vekalet ücreti alacağının ödetilmesini talep edebilir.
Öte yandan, vekalet ilişkisi bir bütün olup, vekaletten azil gibi, istifa da, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet eder. Zira, azil ve istifa ile birlikte vekalet akdinin en önemli unsurlarından olan “güven ilişkisi” de sona ermektedir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; dava, vekalet ücreti alacağının tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, 26.3.2010 tarihinde verilen vekaletname ile avukat olan davacının davalıya hukuki yardımda bulunmaya başladığı, vekalet ilişkisinin 25.4.2012 tarihli istifa ile sona erdiği, davacı avukatın istifa ettiği tarih itibariyle davalının vekili olarak takip ettiği davaların hiç birisinin sonuçlanmadığı halen derdest olduğu anlaşılmaktadır. Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre, iş sonuçlandırılmadan avukatlık ücreti talep edilemeyeceğinden davacının vekalet ücreti ödenmediği iddiasıyla istifa etmesi haksızdır. O halde mahkemece haklı nedene dayanmadan istifa etmesi nedeniyle davacının ücrete hak kazanamayacağı gerekçesi ile açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanlış gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 3.12.2014, 2014/8012 – 2014/38228)

Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakacak olursak; mahkemece vekalet ücreti hesabı yapılırken ücretin muaccel olup olmadığı üzerinde durulmadan tüm dosyalar için vekalet ücreti takdir edildiği anlaşılmaktadır. Oysa, taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmayan hallerde vekalet ücreti üstlenilen işin sonuçlanması, azil ya da haklı istifa ile ile muaccel olur. Ortada bir azil bulunmadığına göre, davalı avukatın bitirdiği işler açısından vekalet ücretini talebe hakkının olduğu gözetilmeli, bitirilmeyen işler yönünden de istifasının haklı olup olmadığı araştırılarak sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Hal böyle iken, mahkemece eksik inceleme ve yanlış değerledirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 27.11.2014,2014/8272 – 2014/37821)

Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakılırsa; davacı yapılacak işle ilgili tüm bilgileri davalılara verip müvekkillerini aydınlatarak, davalıların talimatıyla 6 saat süren, 6 seferde taşınan ve yüksek miktarda masraf gerektiren haciz işlemini yapmış olup davacı bu iş için kendisine ödenen 750.00 TL masraf avansı dışındaki tüm harcamaları da kendisi karşılamıştır. Davacı avukat masrafları karşılama yükümlülüğü olmamasına rağmen haciz işlemlerini devam ettirip gerekli harcamaları kendi cebinden yaparak muhafaza işlemini tamamlamıştır. Davacı, tüm bu işlemleri yaptıktan sonra ihtarname düzenleyerek bizzat yaptığı avansın 7 gün içinde ödenmesini davalılardan talep etmiş olup davalıların cevabi ihtarnamede taleplerin yersiz olduğunu ve ödeme yapılmayacağını bildirmeleri üzerine davacı, ihtarnameyle haklı gerekçeyle istifa ettiğini davalılara bildirmiş ve alacaklarının tahsili amacıyla iş bu davayı açmıştır. Taraflar arasında tüm işlemler, davalıların cep telefonu mesajıyla davacıya verdikleri talimatlar, yapılan haciz işlemleri ve masraf belgeleri değerlendirildiğinde bilirkişi tarafından tespit edildiği ve mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacının istifası haklıdır. Az yukarıda açıklanan yasa hükümleri gereğince haklı istifa halinde avukat muaccel olan vekalet ücretini talep edebilir. Mahkemece, davacının haklı istifa ettiğini kabul edilmesine rağmen bilirkişi raporuyla yapılan hesaplamaya itibar edilmeyerek hesaplama tarzı anlaşılamayacak şekilde belirlenen 5.151.04 TL avukatlık ücreti ve 2.496.85 TL masraf alacağının tahsiline karar verilmesi doğru olmamıştır. Hal böyle olunca; mahkemece, davacının haklı olarak istifa ettiği kabul edilerek açıklanın ilkelere göre vekalet ücretini hak ettiği ve ispat edilen masraf alacağının tahsili gerektiği gözetilerek bilirkişiden ek rapor alınarak veya gerekirse oluşturulacak uzman bilirkişi heyetinden Yargıtay ve taraf denetimine açık rapor alınarak hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 4.11.2014, 2013/30463-2014/34112)

Davacı eldeki davada, davalının kendisine hakaret edip kavga çıkardığını, haksız olarak azledildiğini, istifasının da haklı nedenlere dayandığını belirterek ücretinin tahsilini istemektedir. Mahkemenin davanın kabulüne dair ilk karan dairemizce, davacı hakkında görülen ceza davasının soncunun beklenmesi gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece, dairemiz bozma kararına uyularak davacının ceza davasında mahkum olduğu belirtilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, mahkemelerin her türlü kararının gerekçeli olması 6100 sayılı HMK.nun 297 ve Anayasanın 141. maddesi uyarınca zorunludur. Bu husus Anayasal ve yasal mevzuat uyarınca zorunlu olduğu gibi, mahkeme kararının temyiz denetimi de ancak kararın gerekçeli olarak yazılması halinde mümkündür. Temyiz edilen mahkeme karan incelendiğinde azlin, varsa istifanm haklı olup olmadığı yönünden bir belirlemenin bulunmadığı, azlin veya varsa istifanın yerinde olup olmadığının karar yerinde tartışılmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, davacının ceza mahkemesinde mahkum olduğunun karar yerinde gösterilmesinin azlin veya istifanın haklı olup olmadığı yönünde yeterli gerekçeyi kapsamadığı da sabittir. Bu itibarla mahkemece, davacının vekaletten azlinin veya varsa davacı avukatın istifasının haklı nedenlere dayalı olup olmadığının araştırılarak bu hususun karar yerinde de gösterilmesi gerekir. Araştırma sonunda, davacı avukatın davalı müvekkili tarafından azledilmesinin haklı veya varsa davacının istifasının haksız olduğunun kabul edilmesi halinde ise, azil veya istifa tarihinde davacının tahsil edilerek veya sonuçlanarak kesinleşen işlere ait avukatlık ücretini Avukatlık Kanununa göre hesaplanan miktarda iste-yebileceğinin kabulü gereklidir. Mahkemece, değinilen bu yönler gözetilmeden, yeterli inceleme yapılmadan eksik ve yetersiz gerekçeyle, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 14.5.2014,2013/32324 – 2014/15494)

Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; davacı, davalı avukatın 28.4.2009 tarihinde ücretinin ödenmediğinden bahisle istifa ettiğini ancak bu istifanın haksız olması nedeniyle davalı tarafından Bursa 5. İcra Müdürlüğünün 2008/1981
Esas sayılı icra dosyası ile ilgili yasal ve karşı yan icra vekalet ücretine istinaden toplam l5.600.00.TL’nın tahsili için aleyhine başlatılan Bursa 9. icra Müdürlüğünün 2009/8395 Esas sayılı icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespiti istemiyle eldeki davayı açmışlardır. Dayanak icra dosyasında, Alacaklı Birkan Isıtma ve Klima Sistemleri Paz. Ve Tic. Ltd. Şti. Vekili olarak Av. Makvire ve Av. Muharrem tarafından borçlu Soydan înş. Malzemeleri San. Tic. Ltd. Şti ve Selim Soydan aleyhine 80.000.00.TL asıl alacak üzerinden takibe başlanıldığı ancak istifa tarihi itibariyle herhangi bir tahsilatın bulunmadığı ayrıca bu icra dosyası haricinde yetki belgesine istinaden Av. Makvire ve Av. Muharrem tarafından 10 adet daha icra takibi yapıldığı ancak herhangi bir tahsilatın bulunmadığı, anlaşılmıştır. Her ne kadar mahkemece, bilirkişi raporu ile icra takibi dosyalarında davalının vekaletinin bulunmadığı gibi isminin dahi geçmediği, söz konusu icra dosyalarında Av. Muharrem ve Av. Makvire’nin vekil olarak gözüktüğü ve bu vekillerin vekalet ücreti alacaklısı olabileceğinin bildirildiği buna göre hesaplama ve gerekçe yönünden hükme esas alınan bilirkişi raporu da dikkate almarak davacının borçlu olmadığının tespitine yönelik talebinin reddine karar verilmiş ise de; gerekçe kendi içinde çelişkilidir. Ayrıca yetki belgesinin dayanağının davacı tarafından davalı Avukata verilen
2.9.2005 tarih ve 19995 yevmiye sayılı vekaletnamenin olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Ancak davalı avukat tarafından verilen yetki belgesine dayalı olarak yapılan tüm icra takipleri sonuçlandırılmamıştır. Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre, iş sonuçlandırılmadan avukatlık ücreti talep edilemeyeceğinden davalının vekalet ücreti ödenmediği iddiasıyla istifa etmesi haksızdır. O halde mahkemece haklı nedene dayanmadan istifa etmesi nedeniyle davalının ücrete hak kazanamayacağı gerekçesi ile davanın kabulü ile davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar gözardı edilerek, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 19.2.2014, 2014/899 – 2014/4369)

Dosyanın incelenmesinde; davacı, davalıların murisi Halil ile Nurten’in vekaletini alarak Datça’daki davalarını 10 yıl boyunca İstanbul’dan gelip giderek takip ettiği ve sonuçlandırdığı halde masraflarının ve vekalet ücretinin ödenmemesi nedeniyle tahsili için eldeki davayı açmıştır. Davalılar, davacını ücret ve masraf almadan 10 yıl boyunca davaları takip etmesinin hayatın olağan akışına uymadığını, murislerinin misafiri olarak gelip gittiğini, davalarda da masraf yapmadığını, murisleri Halil’in davadan önce 13.3.2004 tarihinde vefat ettiğini, davalı Nurten’in de akıl zayıflığı ve felçli olması nedeniyle 20.2.2003 tarihinde vesayet altına alındığını, davacının murislerinin sağlığında bir talepte bulunmadığı, davacının kendi isteği ile bazı davalardan çekildiğini, tüm davaları sonuçlandırmış gibi talepte bulunduğunu savunarak davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece, birden fazla bilirkişi incelemesi yapılarak davacının masraf talebinin reddine, takip ettiği davalardan dolayı 150.000 TL vekalet ücretinin tahsiline karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacının vekalet ücretine dayanak dava dosyalarının incelenmesinde, büyük bir çoğunluğunun karara çıktığı, bir kısmının kesinleştiği, hükme esas bilirkişi raporunda hesaplanan ücreti vekaleti hesabı listesinde, ala-cağın büyük bir kısmının Datça Asliye Hukuk Mahkemesinin 1992/108 esas sayılı dava dosyasının (Avukatlık Kanunu 164/4. maddesine göre %10 esas alındığında, 147.881,20 TL) oluşturduğu, davalıların bahsedilen bu dava dosyası bakanından davacının gerekçesiz çekildiğini, davayı başka bir vekilin takip ettiği, esasen taraflar arasında vekalet ilişkisinin o zamanlar bittiği, bu yüzden diğer dosyalarla birlikte bu dava dosyası içinde ücreti vekalet iste- yemeyeceği itirazında bulunmuşlardır. Sözkonusu dava dosyasının incelenmesinde; davalısının Nurten olduğu,18.3.1992 tarihinde açılan tenkis davası olup, davacının 7.11.2002 tarihinden itibaren duruşmalara katılmadığı, davalının başka avukat tuttuğu ve bu başka avukatlar eliyle davayı takip ederek davanın 29.12.2006 tarihinde açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Bu dava dosyası bakımından davalıların görevini yapmadığı, mazeretsiz dosyadan çekildiği savunmasına karşı davacı tarafça yapılan açıklamada, müvekkillerinin ücretini ve masraflarını ödememesi nedeniyle sözkonusu davayı takip etmediğini beyan etmiştir. Bahsedilen dosya içeriğinde çekilme beyanı bulunmamaktadır. Bu durumda öncelikle halledilmesi gereken konu, davacının dosyalardan çekilmesinin haklı bir çekilme olup olmadığı hususudur. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi yoktur. Eldeki dava 28.12.2004 tarihinde açılmış, davacı bu davadan önce 21.11.2003 tarihinde vekalet ücreti ve masraf alacağına ilişkin ihtar göndermiştir. Davalılar cevabi ihtarlannda borçlarının olmadığı, davacının kendi isteği ile davalardan çekildiğini bildirmişlerdir. Avukatlık Kanunu 171. maddesi hükmüne göre “Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder”.Yine aynı kanunun 174. maddesi hükmime göre, “Üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret isteyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır”. Davalardan haklı bir gerekçe olmaksızın çekildiği anlaşılan avukat sözleşmeyi haksız fesheden avukat gibidir. Haksız fesheden avukattn hukuki durumu da haklı sebeple azledilen avukat gibidir. Haklı sebeple azile ilişkin yasal düzenlemeye göre ise; Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olduğundan bu hükme göre çekilme işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanamaması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haksız çekilme halinde ya da avukat tarafından haksız fesih halinde ancak fesih tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Zira vekalet ilişkisi bir bütün olup fesih, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet eder. Bu nedenle mahkemece öncelikle, davacı avukatın çekilmesinin haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığı hususu üzerinde durulup, tarafların bu konudaki delilleri toplanarak sonucuna göre karar verilmelidir. Davacının çekilmesinin haksız olduğu kanaatine varılması halinde ise fesih tarihinde tahsil edilerek yada sonuçlanarak kesinleşen işlere ilişkin avukatlık kanununa göre talep edebileceği vekalet ücreti alacağı konusunda gerekirse yeniden bilirkişi incelemesi yapılarak sonucuna göre ve taleple bağlı kalınarak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HI). 16.1.2014,2013/19372 – 2014/832)

BK’nun 396/1. maddesine göre vekillikten istifa her zaman mümkün olup, bu istifa vekalet ilişkisini ileriye doğru sona erdiren bozucu ve yenilik doğuran bir işlemdir. Vekilin istifa hakkını her zaman kullanması da mümkündür. Ancak istifa haklı değil ve müvekkil de bu nedenle zarara uğramışsa, vekil bu zarardan sorumludur. Avukatlık Kanununda ise haksız istifa halinde, vekil yönünden Borçlar Kanunundaki aynı konuya ilişkin açıklanan bu düzenlemelere göre daha ağır bir sorumluluk esası getirilmiştir. Gerçekten de, Avukatlık Kanununun 174/1 maddesinde “üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat ücret talebinde bulunamaz.” Hükmü mevcut olup, bu hükümle, vekaletten haklı bir neden olmadan istifa eden avukatın, Borçlar Kanunundaki vekalet akdine ilişkin genel düzenlemelerden farklı olarak, herhangi bir zarar şartı olmadan da müvekkile karşı sorumlu tutulduğu görülmektedir. Anılan düzenlemeye göre, haksız olarak işi bırakan, vekaletten istifa eden avukat, ücrete hak kazanamadığı gibi, aksine bir hüküm mevcut değilse aldığı peşin ücretleri, kullanmadığı masraf avanslannı da iş sahibine iade etmek zorundadır.
Dava, taraflar arasındaki avukatlık sözleşmesi nedeniyle vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davacı vekaletten haklı olarak istifa ettiği ileri sürerken, davalı ise istifanın haksız olduğunu savunmuştur. Buna göre davada öncelikli olarak çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, istifanın haklı olup olmadığına ilişkindir.
Davacının, istifa nedeni olarak gösterdiği ilk husus, davalının 26.10.2009 tarihli yazısı olup, davacı kendisine gönderilen söz konusu bu yazı ile, davalı tarafından başansızlıkla suçlandığını, bu durumun da taraflar arasındaki güven ilişkisini zedelediğini iddia etmektedir.
Davacı, davalı şirkete göndermiş olduğu 20.10.2009 tarihli yazısında, “takip etmiş olduğu Ermenek Barajı inşaatı uyuşmazlığının tahkim yolu ile yapılan yargılamasında bir sonuca ulaşılamadığını, tahkimin sonuçsuz kaldığını, bu konuda adli yargıda dava açılması isteniliyorsa yedi gün içinde nispi harç tutarı olan 1.356.824,40 TL’nin gönderilmesini, dava açılmayacak ise aynı süre içinde bilgi ve talimat verilmesini” talep etmiş, davalı ise bu yazıya venniş olduğu 26.10.2009 tarihli cevabi yazısında aynen, “başansızlıkla sonuçlanan tahkim yargılaması neticesinde, konu uyuşmazlık ile ilgili olarak adli yargıda şimdilik herhangi bir dava açılması düşünülmemektedir.” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Davacı, davalı tarafından gönderilen 26.10.2009 tarihli yazı ile, kendisinin başarısızlıkla itham edildiğini, bu durumun da taraflar arasındaki güven ilişkisini zedelediğini iddia etmişse de, söz konusu tahkim davasında, tahkim süresinin dolması ve karşı tarafın süre uzatımına izin vermemesi nedeniyle tahkimin sonuçsuz kaldığı anlaşılmakta olup davacının, “bu konuda adli yargıda dava açılıp açılmayacağı hususundaki müvekkile ait talimatın bildirilmesi” istemini içeren yazısı üzerinde davalı tarafından
26.10.2009 tarihli yazı ile “şimdilik adli yargıda dava açılmasının düşünülmediği” bildirilmiştir. Görüldüğü üzere söz konusu yazı içeriği, “davanın sonucu ile ilgili yapılan maddi bir tespit ve adli yargıda şimdilik dava açılmaması yönünde bir talimat” niteliğinde olup, bu yazıdan “davacının başarısızlıkla suçlandığı” dolayısıyla taraflar arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı sonucunu çıkarmak mümkün olmadığından, davacının bu konudaki istifa nedeninin haksız olduğunun kabulü gereklidir. Nitekim mahkemece alınan 30.4.2011 tarihli bilirkişi raporunda da, aynı yönde görüş bildirilmiştir.
Davacının istifa nedeni olarak gösterdiği ikinci husus olan, “ücretlerinin ödenmediği” konusundaki iddiasının incelenmesine gelince;
Taraflar arasındaki sözleşmenin 3. maddesinin 1. fıkrasında, davacı avukata genel hukuki danışmanlık hizmetlerine karşılık aylık 2.000,00 TL ödeneceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, sözleşmenin 2. maddesinde sayılan etkin hukuki yardım hizmeti
verileceği belirtilen üç adet dava ile ilgili olarak da, “şirket menfaatine olarak kazanılan, faiz ve tazminatlar hariç her türlü değerin” kademeli olarak belirtilen tutarlarının vekalet ücreti olarak ödeneceği kararlaştırılmıştır.
“Sözleşmenin süresi” başlıklı 4. maddesinde ise aynen, “iş bu sözleşme l yıl süre ile geçerli olup, taraflardan herhangi biri tarafmdan sözleşmenin bitiminden bir ay önce yazılı olarak ihtar ve talepte bulunulmadığı sürece (iş bedeli hariç) aynı şartlarla bir yıl daha yürürlükte kalır. Sözleşmenin bu şekilde uzaması halinde aylık vekalet ücreti, taraflar arasında yeniden belirlenir. Temdit edilen sürenin sonunda taraflar anlaşamadıkları takdirde sözleşme kendiliğinden münfesih olur.” hükmü bulunmakta olup, 25.9.2007 tarihinde imzalanan sözleşmenin bir yıllık süresinin 25.9.2008 tarihinde dolduğu ve bu tarih itibariyle sözleşmenin yenilendiği, ancak tarafların bundan sonra “yeniden belirleneceği” öngörülen aylık vekalet ücreti konusunda bir mutabakata varamadıkları, ilk yıla ilişkin aylık ödemelerin ise eksiksiz olarak yapıldığı her iki tarafın da kabulünde olup, çekişmesizdir.
Davacı, Aralık 2008 tarihinden itibaren aylık ödemelerinin yapılmadığını iddia etmiş, davalı şirket ise sözleşme hükümlerine göre hak etmediği halde davacıya, “ihtiyacı olduğundan bahisle talep etmiş olduğu” 100.000,00 Doların, ilerde doğacak alacaklarına mahsuben avans olarak ödendiğini, bunun da 5.12.2008 keşide tarihli 75.000 Dolarlık ve 18.12.2008 keşide tarihli 25.000 Dolarlık çeklerle gerçekleştirildiğini savunmuştur. Söz konusu bu ödemelerin yapıldığı sabit olup, davacı avukat tarafmdan da ödemelerle ilgili serbest meslek makbuzu düzenlenmiştir. Her ne kadar davacı, yapılan ödemelerin Fırtına (Dilek Gürolak) Hes tahkim davası ile ilgili olduğunu, nitekim 5.12.2008 tarihli serbest meslek makbuzunda da bu yönde bir açıklama bulunduğunu belirtmişse de, sözleşmenin 2. maddesinde sayılan ve etkin hukuki yardım hizmeti verilen bu davalarda ücretin hangi koşullarda ve ne şekilde ödeneceği açıkça yazılıdır. Davacı söz konusu davalarda ancak, “şirket menfaatine kazanılan değer” üzerinden ücret talep etme hakkına sahip olup, ödeme tarihi itibariyle. Fırtına (Dilek Gürolak) Hes tahkim davası da dahil olmak üzere bu davalar yönünden şirket menfaatine kazanılan bir değer bulunmamaktadır. Serbest meslek makbuzu da, davacı tarafmdan düzenlenen tek taraflı bir belgedir. O halde davalı şirketin sözleşme gereğince hiçbir zorunluluğu olmamasına rağmen, henüz muaccel olmadığı bir zamanda 5.12.2008 tarihinde 75.000,00 Dolar, 19.12.2008 tarihinde de 25.000,00 Dolar ödeme yapmış olması, böylelikle davacı tarafından, ödenmediğini iddia etiği aylık ücretlerinin toplamından çok daha fazla bir ücret miktarının, muaccel olmadığı halde tahsil edilmiş olması karşısında, davacının aylık ücretlerinin ödenmediğinden bahisle istifası Medeni Kanunun 2. maddesine aykırı olup, haklı bir istifa olarak kabul edilemez.
Sonuç olarak yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerle davacı avukatın, gerek “davalı şirket tarafmdan başansızlıkla suçlandığı” gerekse “ücretlerinin ödenmediği” hususlanndaki istifa nedenleri haklı olmadığından, davacının haksız olarak vekaletten istifa ettiğinin kabulü gerekir. Haksız olarak istifa eden avukat, istifa tarihi itibariyle hak etmiş olduğu aylık ücret ve kesinleşmiş olan işler dışında, derdest olup henüz sonuçlanmayan işler nedeniy le ücret talep edemez. Mahkemece açıklanan hususlar göz ardı edilerek, istifanın haklı olduğundan bahisle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 10.12.2013,2013/8068 – 2013/30931)

Dava, haklı istifa nedeniyle vekalet ücreti ve masraf alacağı isteğine ilişkindir. Davacı avukat, vekalet ücreti ve masraf alacaklarının ödenmediği gerekçesiyle haklı olarak davalının vekilliğinden istifa ettiğini ileri sürerek, ödenmeyen vekalet ücreti ve masraf alacaklarının tahsilini istemiştir. Davalı, masraf ve vekalet ücretlerini ödediklerini, istifanın haksız olduğunu savunmuştur. Mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda istifa haklı kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacı avukatın 16.1.2009 tarihinde davalı şirketin vekilliğinden istifa ettiği ihtilafsız olup uyuşmazlık, istifanın haklı olup olmadığı noktasındadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Avukatlık Kanununun 173/2. maddesinde “Avukata tevdi edilen işin yapılması veya yapıldıktan sonra sonucunun alınması için gerekli bütün vergi, resim, harç ve giderler, iş sahibinin sorumluluğu altında olup, avukat tarafından ilk istekle avukata veya gerektiği yere ödenir. Bu harcamaların avukat tarafından yapılabilmesi için yeteri kadar avansın iş sahibi tarafmdan verilmiş olması gerekir.” hükmü mevcut olup, bu hüküm gereğince, işin görülmesi için gerekli olan tüm masrafların iş sahibi tarafmdan işin başında avukata ödenmiş olduğu karine olarak kabul edilmelidir. Davacı bunun aksini ispatlayamamıştır. Kaldı ki, bu husus hükme esas alınan bilirkişi raporunda da kabul edilmiştir. Bu durumda istifanm haksız olduğunun kabulü gerekir. Bitmemiş işlere dair mas-raflar nedeniyle istifa halinde de sonuç değişmez. Haksız istifa halinde davacı avukat, sadece istifa tarihi itibariyle tamamlanmış işlerden dolayı vekalet ücretine hak kazanır. Öyle olunca mahkemece istifa haksız kabul edilerek istifa tarihi itibariyle tamamlanmış iş olup olmadığı belirlenip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 24.10.2013, 2013/12078-2013/25995)

Davalının temyiz itirazı yönünden; Dava, vekalet ücreti alacağı istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki 13.12.2009 tarihli ücret sözleşmesi gereğince avukat olan davacının davalıya hukuki yardımda bulunmaya başladığı, vekalet ilişkisinin 20.7.2010 tarihli istifa ile sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacı avukat, istifanın haklı olduğunu ileri sürerken davalı ise, davacının istifasının haksız olduğunu savunmuştur. O halde tarallar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, istifanm haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalının vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığına karar verilebilecektir. Davacının, açtığı maddi ve manevi tazminat davasında davalının karşı tarafla anlaştığı ve vekalet ücretini ödememek için davayı sürüncemede bıraktığı iddiasmm tüm dosya kapsamı ile varit değilidir. Hükme esas alınan bilirkişi raporu ve mahkemenin kabulü de bu yöndedir. İstifanm haksız olduğunun ve bu durumda herhangi bir vekalet ücreti alacağının doğmayacağınm anlaşılmasına göre, mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece yanlış gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD.2.10.2013,2013/10265 – 2013/24059)

Davacmın davalıdan aldığı 31.12.2007 tarihli vekaleti ile avukatı olarak, dava dışı kooperatif aleyhine, çeke dayalı olarak 4 ayrı icra dosyası ile kambiyo takibini aynı tarihte başlattığı, 6.2.2008 tarihli talep ile borçlu taşınmazları için haciz talebinde bulunduğu, 5.10 2009 tarihli yazı ile de davalıya borçludan tahsil ettiği miktarları bildirmesi ve haciz ile satış masraflarını 30.12.2009 tarihinden önce yatırması, vekalet ücretinin ödenmesi, aksi halde istila edeceğinin ihtar edildiği dosyadaki bilgi ve belgelerle tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Yine dosyaya ibraz edilen İcra Tetkik Mercii ilamlarından dava dışı kooperatif tarafmdan açılan davalar sonucu icra dosyalarında 6 aylık zamanaşımı süresi geçtiğinden icranın geri bırakılmasına karar verildiği, borçlu kooperatif tarafından 9.7.2009 tarihli yazı ile yapılan ödemelerin icra dosyalarına bildirildiği de anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davacının talebine rağmen davalı tarafından masraf verilmediğinden davacının istifa etmek zorunda olduğu ve vekalet ücretini hakettiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. B.K. 396/1 maddesine göre vekillikten istifa her zaman mümkün olup, bu istifa vekalet ilişkisini ileriye doğru sona erdiren bozucu ve yenilik doğuran bir işlemdir. Vekilin istifa hakkını her zaman kullanması mümkündür. Avukatlık Kanununun 174/1 Maddesine göre de üzerine aldığı kişi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat ücret talebinde bulunamaz.
Davacı avukat, haklı istifa nedeni olarak davalının masraf vermediğini ve aldığı harici tahsilatları kendisine bildirmediğini ileri sürmüştür. Ancak yukarıda açıklandığı şekilde incelenen icra dosyaları kapsamından davacı avukatın 6.2.2008 tarihindeki haciz talebinden sonra 5.10.2009 tarihli ihtarla davalıdan masraf talep ettiği, İcra Tetkik Mercii’nce de icra dosyalarında icranın geri bırakılmasına karar verildiği hususları gözetildiğinde, satış işlemleri için davalıdan istenen masraf talebinin makul sürede olup olmadığı, borçlu kooperatif taralından yapılan ödemelerle ilgili olarak icra dosyalarına bildiriminin dışında davalının harici tahsilatının bulunup bulunmadığı dolayısıyla davacı avukatın istifasımn haklı olup olmadığı hususları, mahkemece somut olarak değerlendirilmemiş, davacı iddiasına göre karar verilmiştir. Mahkemece, açıklanan hususlarda gerekli inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 26.9.2013, 2013/13225-2013/23021)

Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakacak olursak; davacı tarafından davalılara gönderilen 10.11.2008 tarihli ihtarnamede istifa sebebi olarak takip ve dava masrafları, yol giderleri ile vekalet ücretinin ödenmemesi hususları ileri sürülmüş olup, istifanın haklı olup olmadığının bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir. Hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporu ve 28.1.2013 tarihli ek bilirkişi kurulu raporunda davacının istifasının haksız olduğu belirtilmiş olup, mahkemece de davacı avukatın istifası haksız kabul edilmiştir. Davacı, kararı temyiz etmemiş olmakla davacının haksız istifa ettiği hususu kesinleşmiştir.
Davacı ile davalılar arasında vekalet ücretine ilişkin yapılmış bir sözleşme olmadığı gibi davacı tarafmdan takip edilen dava ve icra takipleri yönünden tahakkuk edecek vekalet ücretlerinin bu dava ve icra takipleri sonuçlanmadan önce ödeneceğinin kararlaştırıldığı da davacı tarafça ispat edilememiştir. Bu durumda davacı avukat yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler kapsamında sonuçlanmayan (kesin hüküm elde edilmeyen) işler yönünden vekalet ücretinin ödenmesini talep edemey ecektir.
Hal böyle olunca, mahkemece, haksız istifa tarihi itibariyle davacı tarafmdan takip edilerek sonuçlandırılan (kesin hüküm elde edilen) dava ve icra takipleri yönünden davacının hak ettiği akdi ve karşı yan vekalet ücreti ile davalılar tarafından itiraz edilmemesi nedeni ile tüm dosyalarda yapılan masrafların hesaplanması için bilirkişi kurulundan ek rapor alınması ve davacının davalılardan aldığını kabul ettiği 3.150,00-TL min mahsubundan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, kesin hüküm elde edilmediği halde sadece karara çıkmış dosyalar yönünden de hesaplama yapılan bilirkişi kurulu raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (Y. 13. HD. 19.9.2013, 2013/15398 – 2013/22021)

Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursak; Davacılar tarafından davalıya gönderilen 12.3.2009 tarihli ihtarnamede istifa sebebi olarak takip ve dava masrafları ile vekalet ücretinin ödenmemesi hususları ileri sürülmüş olup, istifanm haklı olup olmadığının bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir.
Davacılar ile davalı arasmda vekalet ücretine ilişkin yapılmış bir sözleşme olmadığı gibi davacı tarafından takip edilen dava ve icra takipleri yönünden tahakkuk edecek vekalet ücretlerinin bu dava ve icra takipleri sonuçlanmadan önce ödeneceğinin kararlaştırıldığını davacı taraflarca ispat edilememiştir. Bu durumda davacı avukatlar yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler kapsamında sonuçlanmayan işler yönünden vekalet ücretinin ödenmesini talep edemeyecektir. Nitekim istifa tarihi itibariyle davacı tarafından takip edilerek sonuçlandırılan bir dava ve icra takibi bulunmadığından davacının vekalet ücreti ödenmemesi nedeniyle istifa etmesi haklı nedene dayanmamaktadır.
Davacıların istifasını bildirdiği 12.3.2009 tarihli ihtarnamede dava ve icra masraflarının ödenmemesini de istifa gerekçesi olarak ileri sürmüş ise de, dava dilekçesinde davalı tarafından masraflara mahsuben 1.500 TL ödeme yapıldığı, bunun 900 TL’sinin davalıya ait dava konusu dosyalarda harcandığı, 600 TL kısmının ise davalının ortağı olduğu şirkete ilişkin dosyalarda kullanıldığı belirtilmiş olmakla davalı tarafmdan işin başında davacı taraflara bir masraf ödemesinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Davacı taraflarca işin görülmesi için yapılan bu ödemenin yeterli olmaması halinde gereken miktarı davalıdan talep etmesi gerekir. Davacı taraflar İstifa tarihinden önce masraf talebinde bulunulmasına rağmen davalının ödeme yapmadığı hususunu ispatla yükümlü oldukları kabul edilmelidir. Hal böyle olunca mahkemece davacıların istifa sebebi olarak ileri sürdükleri masraf talebine ilişkin olarak davalıya yönelik bir bildirimde bulunup bulunmadıklarına ilişkin delilleri sorularak ve davalının yaptığı 1.500 TL masraf ödemesinden 600 TL kısmın şirket dosya-larına harcanıp harcanmadığı araştırılmak suretiyle istifanın haklı sebebe dayanıp dayanmadığı hususu incelenerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 1.4.2013, 2012/13331 – 2013/8159)

1-(…)
2-Davacı’nm temyiz itirazının incelenmesinde; yanlar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmamaktadır. Ücret sözleşmesinin bulunmadığı durumlarda avukatlık ücreti hukuki yardımın başladığı tarih itibariyle yürürlükte olan 1136 sayılı Yasanın 5043 sayılı Yasayla değişik 164/4. maddesi uyarınca belirlenir. “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altmda olmamak koşuluyla ücret itirazlannı incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” düzenlemesi mevcuttur. Somut uyuşmazlıkta da Davacı avukatın haklı olarak istifa ettiği anlaşıldığına göre, ücretin hukuki yardımın başladığı tarih olan 2007 yılı itibariyle müddeabihin %10’u ile %20’si oranında belirlenmesi gerekmektedir. Müddehabihin belirlenmesinde ise, dava değerinin (müddeahibin) diğer bir deyimle harca esas değerinin gözetilmesi gerekir. Davacı avukatın vekil olarak takip ettiği Ankara 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/499 esas sayılı dava dosyasının incelenmesinde ise, Davalıların vekili olarak TOKİ aleyhine 11.9.2007 tarihinde muarazının meni ve teminat mektubunun nakte çevrilmesinin ihtiyati tedbir yoluyla durdurulması isteminde bulunulmuş, harca esas değer bildirilmemiştir. Ne var ki, Mahkemece verilen süre üzerine,
26.11.2007 havale tarihli dilekçeyle dava değeri 18.051.000,00 YTL olarak açıklanmış
27.11.2007 tarihli celsede de, bu değer üzerinden harcın ikmal edildiği, 11.2.2008 havale tarihli dilekçe ile Davacı avukatlarından Fevzi ile Uğur Bekir’in istifa ettikleri, 4.3.2008 tarihli celsede ise, dava dışı avukat Ali Genç’in vekil olarak duruşmaya katıldığı 13.5.2008 tarihli dilekçeyle de Davacı Avukat Taylan’ın istifa ettiği, 8.5.2008 tarihinde ise dava dışı Avukat Ali’nin davayı ıslah ettiği, böylelikle Davacı tarafından bildirilen harca esas değerin 18.051.000 TL olup, 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 174/1. maddesi uyarınca haklı olarak istifa ettiğinden bu miktar üzerinden Avukatın sarf ettiği emek ve mesai gözetilerek %10 ile %20 arasında bir ücretin belirlenmesi gerekir. Avukatın emek ve mesaisinin belirlenmesinde ise belirlenirken ağırlıklı olarak uyuşmazlık niteliği, kompleks olup olmadığı davanın geçirdiği safahat ve süresi vekilin yargılama faaliyetine katkısı gözönüne alınmalıdır. Mahkemece, bu doğrultuda değerlendirme yapılmalı, vekilin emek ve mesaisi gözetilerek az yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda ücret taktir olunmalıdır. Hatalı değer-lendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
3.Davalıların temyiz itirazlarının incelenmesinde de, Davalıların hukuki yardımın başladığı tarihte davacı dışında iki avukata daha vekalet verdikleri anlaşılmaktadır. Gerçekten de Davacı Avukatla aynı hukuk bürosunda görev yapan Avukat Fevzi Şencan ve Uğur Bekir Şencan’a vekalet verildiği ve bilahare 11.2.2008 tarihinde bu iki avukatın vekalet görevinden istifa ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda Davacı avukatın hesaplanacak vekalet ücretinin 1/3’üne hak kazanacağı anlaşılmaktadır. Öyle olunca, Mahkemece 2. bentte belirlenen ücretin 1/3’üne hükmedilmesi gerekir. Mahkemece ücretin tamamına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD.
11.3.2013, 2012/27500 – 2013/5985)

Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; davalı avukatın, davacının boşanma ve nafaka davaları ile icra dosyalarında vekilliğini üstlendiği, davacının ihtarname düzenleyerek masraf, tahsilat ve vekalet ücreti listesini göndermesini istemesi üzerine ihtarname ile cevap vererek vekalet ücretine ilişkin liste sunduğu ve vekillikten çekildi anlaşılmaktadır. Davacı, davalının alacağını tahsil ettiğini fakat ödemediğini ileri sürerken, davalı ise tahsilatlardan ücretini mahsup ettiğini buna rağmen vekalet alacağının bulunduğunu ve çekilmenin haklı olduğunu savunmuştur. O halde taraflar arasındaki öncelikli olarak çözümü gereken uyuşmazlık, çekilmenin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davacının alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise ne kadar alacaklı olduğu noktasındadır. Davalı taraf çekilme nedeni olarak, davacının ihtarname ile hesap istemesi sonucunda güven ilişkisinin zedelenmesini göstermiştir. Az yukarıda da açıklandığı üzere hesap verme borcu ve taraflar arasındaki “güven ilişkisi” vekalet akdinin en önemli unsurlarından biri olup, davacının hesap sorması onun yasal hakkıdır. Davalının ihtarnameyle hesap istenmesi nedeniyle güveninin sarsıldığını ileri sürerek vekaletten çekilmesi haksızdır. Avukatın haksız olarak çekilmesi halinde, müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü olmadığından davacı ancak çekilme tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücretinin tahsilini isteyebilir. Hal böyle iken, mahkemece açıklanan hususlar gözardı edilerek, aksine düşüncelerle, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. IID. 18.2.2013, 2012/24338-2013/3762)

Dava, vekalet ücreti alacağına ilişkin davacı tarafından yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davası olup, davalı banka tarafından diğer davalılar aleyhine kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun tahsili için İstanbul 14. İcra Müd. 2002/14650 esas sayılı icra takibi yapıldığı, bu takip nedeniyle davacı tarafından müvekkillerini temsilen banka aleyhine menfi tespit davası açıldığı, her iki dosyanın derdest olduğu aşamada davalılar arasında sulh sağlanarak 14.12.2004 tarihli Borç tasfiye sözleşmesi yapıldığı, bu sulh sözleşmesi gereğince davacının müvekkillerini temsil ettiği vekalet ücretine esas icra takip dosyası ve İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2005/28 esas sayılı menfi tespit davasında yapılan feragate dayalı olarak sonlandırıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim İstanbul 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2005/28 esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucu mahkemece feragat nedeniyle 11.4.2005 tarihinde davanın reddine karar verilmiş olup, vekalet ücretine esas icra takibi ve dava dosyasının bu şekilde sonuçlanmasından sonra davacı tarafmdan gönderilen 28.8.2006 tarihli cevabi ihtarname ile tanınan sürenin sonu olan 22.9.2006 tarihinde davacı vekaletten istifa ettiğini bildirmiştir.
Avukatlık Kanununun 171/1 maddesinde Avukatın üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip etmesi gerektiği, 174/1.
maddesinde ise avukatın üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçerek istifa etmesi halinde hiçbir ücret talep edemeyeceği düzenlenmiştir. Avukatın vekillikten istifa etmesi her zaman mümkün olmakla birlikte istifa vekalet ilişkisini ileriye doğru sona erdiren bozucu ve yenilik doğuran bir işlem olup, istifa tarihine kadar sonuçlanan işler yönünden istifanın haklı olup olmadığı sonuca etkili değildir. Bu itibarla dava konusu vekalet ücretine esas icra takip dosyası ile dava dosyasının istifa tarihinden önce sonuçlanması nedeniyle davacı vekalet sözleşmesine dayalı vekalet ücretini müvekkilleri olan davalılardan talep edebilir. Ancak davalılar arasında yapılan ve davacının da imzasının bulunduğu 14.12.2004 tarihli Borç tasfiye sözleşmesi ile taraflar birbirlerinden karşı yan vekalet ücreti talep etmeyecekleri hususunda anlaşmaları nedeniyle davacı dava konusu dosyalara ait yasadan kaynaklanan karşı yan vekalet ücretini talep edemeyecektir. Hal böyle olunca mahkemece davacı avukatın istifasının haklı olup olmadığının sonuca etkili olmadığı gözetilerek yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda inceleme yapılarak sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD.
17.12.2012, 2012/7932-2012/28699)

Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; Davacı ile davalı arasında vekalet ücretine ilişkin yapılmış bir sözleşme olmadığı gibi davacı tarafından takip edilen dava ve icra takipleri yönünden tahakkuk edecek vekalet ücretlerinin bu dava ve icra takipleri sonuçlanmadan önce ödeneceğinin kararlaştırıldığını davacı ispat edilememiştir. Bu durumda davacı avukat yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler kapsamında sonuçlanmayan işler yönünden vekalet ücretinin ödenmesini talep edemeyecektir. Nitekim istifa tarihi itibariyle davacı tarafından takip edilerek sonuçlandırılan bir dava ve icra takibi bulunmadığından davacının vekalet ücreti ödenmemesi nedeniyle istifa etmesi haklı nedene dayanmamaktadır.
Davacının istifasını bildirdiği 25.7.2010 tarihli ihtarnamede dava ve icra masraflarının ödenmemesini de istifa gerekçesi olarak ileri sürmüş ise de Avukatlık Kanununun 173/2. maddesinde, “Avukata tevdi edilen işin yapılması veya yapıldıktan sonra sonucunun alınması için gerekli bütün vergi, resim, harç ve giderler, iş sahibinin sorumluluğu altında olup, avukat tarafından ilk istekle avukata veya gerektiği yere ödenir. Bu harcamaların avukat tarafından yapılabilmesi için yeteri kadar avansın iş sahibi tarafından verilmiş olması gerekir.” Hükmü mevcut olup, bu hüküm gereğince, işin görülmesi için gerekli olan tüm masrafların iş sahibi tarafından işin başında avukata ödenmiş olduğu karine olarak kabul edilmeli, bunun aksini ileri süren, başka bir ifade ile müvekkilinden masraflar için avans almadığını iddia eden avukatın da, bu iddiasını ispat etmekle yükümlü olduğu kabul edilmelidir. Dava konusu olayda davalı müvekkil, masrafların işin başında ödendiğini ileri sürmüş olup, davacı avukat ise, “masrafların işin başında alınmadığı” konusundaki ispat yükümlülüğünü yerine getiremediğinden, takip ve davalara ilişkin masrafların işin başında avukata verildiğinin kabulü gerekir. Ayrıca davacı avukat tarafından takip edilen dosyalara ilişkin istifa öncesi masrafların ayrı ayrı açıklanarak davalıdan talep edildiği de ispat edilememiş olup, bu nedenle istifa etmesi haklı sebebe dayanmamaktadır.
Hal böyle olunca mahkemece davacının istifasının haklı sebebe dayanmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 3.12.2012, 2012/13297 – 2012/28701)

Davacı, davalı ile aralarında avukatlık ücret sözleşmesi yaptıklarını, açtığı davaları takip ederken davalının haksız bir biçimde elemanını da darp ederek bu davalara ilişkin evrakları bilgisi dışında alıp götürdüğünü, kendisinin de bu olay üzerine haklı olarak istifa ettiğini bildirerek vekalet ücreti alacağının tahsili için eldeki davayı açmıştır. Davalı ise, davacının görevini yerine getirmediğini, bu yüzden azlettiğini, davacıya ödemeler de yaptığını, ayrıca davacı hakkında suç duyurusunda bulunduğunu savunmuştur. Dosyanın incelenmesinde, davalının İzmir 6.Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/342 esas numaralı dava dosyasında bu olaylarla ilgili olarak yargılandığı, davalı ise davacı avukat hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, evrakın Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gittiğini bildirmiştir. Tarafların bildirdiği olaylar nedeniyle, davacı istifasının ya da davalı azlinin haklı olup olmadığının anlaşılabilmesi için bu ceza davaları ve soruşturmalarının da incelenmesi gerekir. Hukuk hakimi, ceza mahkemesinin beraat hükmü ile bağlı değil ise de maddi vakıaların tesbiti açısından bağlayıcıdır. Bu nedenle tarafların bildirdiği ceza davası dosyaları ve soruşturmasının akıbeti araştırılıp, kesinleşmeleri de beklendikten sonra tarafların sorumluluğunun değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 21.6.2012, 2012/11849 – 2012/16275)

Davacı, davalılar ile akdettiği sözleşmenin gereklerini yerine getirdiği halde davalılar tarafından vekalet ücretinin ödenmediğinden bahisle istifa ederek alacağının tahsili için icra takibi yapmış, davalı ise davacının görevini gereği gibi yerine getirmediğinden bahisle davanın reddini dilemiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacının görevini layıkıyla yerine getirdiği ve davalının savunmasının gerçekleri yansıtmadığı kanaatine varılarak istifanın haklılığından bahisle davacının vekalet ücretine hak kazandığı kanaatine varılmış olmasına rağmen, haklı istifa durumunda vekilin kararlaştırılan ücretin tamamına hak kazandığı gözetilmeksizin, olayda Borçlar Kanunu 325. maddesinin uygulanarak davacının alacağından emek ve mesai tasarrufu nedeniyle indirim yapılması doğru değildir. O halde mahkemece sözleşmede kararlaştırılan bedelden davacıya ödenen miktarların mahsubu ile kalan miktar yönünden davanın kabulüne karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 13.6.2012, 2012/12304 – 2012/15510)

Davacının davalının avukatı olarak yazılı sözleşme yapılmaksızın vekilliğini üstlendiğini, davalı adına takip ettiği Beykoz 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/259 esas sayılı dava dosyasında davalı ile davacının bilgisi olmadan haricen anlaştıklarını, haklı olarak istifa ettiğini, dosyanın takipsiz kalması ile davanın açılmamış sayılamasına karar verildiğini ileri sürerek vekalet ücreti alacağının tahsili için eldeki davayı açmıştır. Mahkemece alman bilirkişi raporu ve takip edilen dosyanın kapsamına göre Avukatlık Kanununun 164/4 maddesi uyarınca dava değerinin %10 u oranında vekalet ücretinin hesaplandığı, karşı yan vekalet ücreti olarak dava ve icra takibinin sonuçlanması ile belli olacağından ve tahsil edildiği anda doğacağmdan mahkemece davalının vekili lehine takdir edilen 575 TL karşı vekalet ücretine hak kazandığı kabul edilerek hesaplama yapılmış, ayrıca davacı avukatın istifası haklı kabul edilerek bu bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacı avukat haklı olarak istifa ettiğine göre 1186 sayılı Kanunun 174/2 maddesi uyarınca karşı yan vekalet ücretinin de tamamını isteyebilir. Mahkemece Beykoz Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/259 esas sayılı dosyasında harca esas değer üzerinden hesaplanacak Avukatlık Ücret Tarifesi uyarınca belirlenecek rakamın davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken Beykoz Asliye Hukuk Mahkemesince belirlenen miktar üzerinden hesaplanması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 18.4.2012, 2012/4499 – 2012/10566)

Dava, taraflar arasında düzenlenen 19.2.2001 tarihli avukatlık ücret sözleşmesine dayalı vekalet ücreti alacağma ilişkin olup, 19.2.2001 başlangıç tarihli ve devam eden yıllarda taraflarca yenilenen sözleşmenin davacının istifa ettiği 28.2.2003 tarihine kadar devam ettiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamı itibariyle davacının yanında çalıştırdığı Kenan  isimli personelin sahte masraf listesi düzenleyerek davalı şirketten usulsüz avans ödemesi aldığına dair davalı şirket elamanlarınca düzenlenen 4.10.2002 tarihli tutanakla tespit edildiği, tespit sonrası soruşturma başlatıldığı, soruşturmanın devam ettiği esnada davacı avukat tarafından 30.10.2002-19.2.2003 tarihleri arasında farklı tarihlerde davalı şirkete verdiği dilekçeler ile devam eden dosyalar yönünden avans ve vekalet ücreti ödenmesini talep ettiği, davalı şirket tarafından davacıya gönderilen cevabi yazılarda soruşturmanın devam ettiği belirtilerek sonucuna göre işlem yapılacağı bildirilmiş, davacı avukat tarafından soruşturma sonuçlanmadan davalının avans ve vekalet ücretini ödemediği gerekçesiyle 28.2.2003 tarihinde istifa etmiştir. Davacı avukatın istifası sonrasında davalı tarafından gönderilen 4.3.2003 tarihli yazıda davacının çalıştırdığı personelin vermiş olduğu zararın 38.163, 29 TL olduğu, asıl zarar miktarının ödendiği, ödenmeyen 5.359 TL faiz zararının karşılanması talep edilmiştir. Vekil, müvekkilin kendisine verdiği görevi özen ve sadakatle ifa etmek yükümlülüğü altındadır.(B.K. md. 390/2) Bu özen yükümlülüğünün, müvekkilin işlerinin yürütülmesinde davacı vekile yardımcı yanında çalışanların iş ve eylemlerini de kapsadığının kabulü gerekir. Nitekim somut uyuşmazlıkta usulsüz işlemler yapan Kenan Akyol isimli kişinin hem davacı çalışanı hem de davacı adına davalı kurumda işlemleri yürütmek üzere vekil sıfatıyla hareket ettiği anlaşılmakla BK 55. maddesi gereğince de davacı bu kişinin yaptığı hizmetin ifası sırasında verdiği zarardan sorumludur. Davacının yanında çalışan ve aynı zamanda vekili sıfatıyla hareket eden kişinin vermiş olduğu zarara dayalı yürütülen soruşturma nedeniyle avans ve vekalet ücreti ödenmediği gerekçesiyle istifasının haklı sebebe dayanmadığının kabulü gerekir. Hal böyle olunca davacının Avukatlık Kanunun 174/1, maddesine göre istifa tarihine kadar sonuçlanmayan işler yönünden vekalet ücreti talep etme haklanın bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 26.3.2012, 2011/12313 – 2012/7954)

Mahkemece, davacı avukata gönderilen ihtarnamenin azil niteliğinde olmadığı, işi bitirmeyen avukatın ücrete hak kazanamayacağı gerekçesi ile dava red edilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, vekalet sözleşmeleri karşılıklı güvene dayalı bir sözleşme olup, güven sözleşmenin en önemli bir özelliğini teşkil eder. Bu nedenle taraflar sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Ne var ki, azil haksız ise Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesi gereğince avukat ücretin tamamına hak kazanır. Somut olayda, davalı, dava açması ve elde edilecek ilamın infazı hususunda davacıya yetki vermiş olup, dava başarı ile neticelendirilip ilam elde edilince ise, davalı ilamın icraya konulmaması hususunda ihtarname gönderilmiştir. Cevap dilekçesi ve yargılama sırasında ki beyanlarında ise, özetle, avukatın gördüğü davanın karşı tarafı ile iyi ilişkilerin bozulmadan ihtilafın halli yoluna gidileceğini, ancak bunun azil olmadığını savunmuştur. Davacı avukatın ilamın icrası ile yetkisinin elinden alınması aynı zamanda ahzukabz yetkisinden azil niteliğindedir. Aksi düşünülse bile bu davranış davacı yönünden güven ilişkisini sarsıcı ve haklı istifa nedenidir. İlam elde edildikten sonra gerek avukatlara ücret ödememek gerekse devlete ödenmesi gerekli icra harçlarmı ödememek için tarafların haricen ilamı infaz ettikleri de bilinen bir gerçektir. TMK’nun 2. maddesi gereğince de bu davranışların hukuken himaye edilmesi mümkün değildir. Bu nedenlerle davacı avukatın icra vekalet ücretine de hak kazandığının kabulü zorunlu olup, kararın bu nedenle bozulması gerekirken onandığı bu defa yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davacının karar düzeltme itirazlarının kabulüne karar vermek gerekmiştir. (Y. 13. HD. 23.3.2012, 2011/14314-2012/7824)

Davacı avukat ödenmeyen vekalet ücretinin tahsili için bu davayı açmıştır. Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi yoktur. Davacı şifahi kararlaştırma ile ücretin yarısının davanın başında ödeneceğini, bu ücretin ihtara rağmen ödenmediğini ve haklı olarak istifa ettiğini ileri sürmüştür. Davalı davacının belirttiği sözleşmeyi kabul etmemiş ve alacağın muaccel olmadan dava açıldığını savunmuştur. Mahkemece aldırılan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Somut olayda öncelikle çözümlenmesi gereken husus, davacı avukatın üstlendiği ve takip ettiği dava henüz sonuçlanmadan ücretini istemesinin ve bunu teminen istifa edip müvekkiline karşı dava açmasının kusurlu bir hareket olup olmadığıdır. Avukatlık ücretinin ne zaman muaccel olacağı konusunda yasada açık bir hüküm yok ise de, yasanın 171/1 maddesi ve asgari ücret tarifesinin 2. maddesi düzenlemesi karşısında üstlenilen işin bitmesi ile ücretin muaccel olacağı kabul edilmelidir. Nitekim taraflar arasında davacının iddia ettiği şekilde bir sözleşme davalı tarafından kabul edilmediğinden buna itibar edilmesi de olanaklı değildir. Dolayısıyla taraflar arasındaki sözleşmenin varlığı kabul edilmeyince bu sözleşmeye dayalı olarak davacının haklı olarak istifası da söz konusu olamaz. Toplanan delillerden davacının iddiasını yasal delillerle ispat edemediği anlaşılmıştır. Ancak davacı, dava dilekçesinde yemin deliline de dayanmış olduğundan davacıya bu hakkı hatırlatılmalı ve sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Bu hususun göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 28.12.2011,2011/13340-2011/20931)

Davacı, avukat olarak davalıların murisleri olan Zeynep Gezici ile yapılan vekalet sözleşmesi kapsamında Zeynep ‘in taraf olduğu Çatalca 2. Asliye Hukuk Mah.1991/120 Esas sayılı dava dosyasında vekil olarak temsil etmiş olup, bu husus taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Davalılar savunmalarında murislerinin ölümünden sonra davacıya vekalet verdikleri halde, davacının vekaletnameleri ilgili dosyaya intikal ettirmediği ve davayı takip etmediğini savunmuşlardır. Bu savunmaya ilişkin olarak dosya kapsamı itibariyle; davacının, Zeynep vekili olarak Çatalca 2. Asliye Hukuk Mah.1991/120 Esas sayılı dosyasına 1.11.1991 tarihli celsede vekaletini ibraz ederek katıldığı, karar tarihi olan 12.6.2001 tarihine kadar davayı vekil olarak takip ettiği, mahkemece verilen kararı karşı tarafın temyiz etmesi üzerine Yargıtay 8.Hukuk dairesinin 14.10.2002 tarihli ilamı ile mahkemece verilen karann kısmen bozulmasına karar verildiği. mahkemece bu bozma kararına uyularak yapılan 15.4.2003 tarihli ilk duruşmaya davacının vekil olarak mazeret bildirerek katılmadığı, bu duruşma sonrası davalıların murisi olan Zeynep’in 7.5.2003 tarihinde vefat ettiği, bunun üzerine Zeynep mirasçıları olan dosyamız davalılarının davacıya 16.10.2003 ve 21.10.2003 düzenleme tarihli vekaletnamelerini sundukları, bu hususun davacının da kabulünde olduğu, ancak davacının vekil olarak takip ettiği ilgili dosya kapsamında bozma karan sonrası hiçbir duruşmaya katılmadığı anlaşılmıştır. Davacının davalıları temsilen Çatalca 2. Asliye Hukuk Mah.1991/120 (bozma sonrası 2003/51) Esas sayılı dava dosyasında duruşmalara katılmaması ve davayı takip etmemesi nedeniyle, davalıların 14.9.2007 ve 25.9.2007 düzenleme tarihli vekaletnameler ile dava dışı vekillere vekalet verdikleri anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davacının avukat olarak azil olmadığı halde davalardan el çektiği ve takipsiz bıraktığı bu hali ile, Avukatlık Kanununun 174/1 Maddesine göre, üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçtiği için ücret talebinde bulunamaz. Davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 21.2.2011, 2010/12801 -2011/2517)

Davacı, davalının avukatı olarak yaptığı icra takiplerinin davalının kusuru nedeniyle sonuçsuz kaldığını, kendisinin aralarındaki ücret sözleşmesine göre yaptığı işlerden dolayı ücrete hak kazandığını, hak ettiği ücret için davalı aleyhine yaptığı icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini bildirerek, davalının icra takibine itirazının iptaline, takibin devamına ve davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesi talebiyle bu davayı açmıştır.
Dosyanın incelenmesinden davacının davalının avukatı olarak Mehmet  adlı şahıs aleyhine Ankara 17. İcra Müdürlüğünde ilk olarak 2009/3388 sayılı dosya ile 6.7.2005 tarihinde 148.557 YTL için, ikinci olarak yine aynı icra müdürlüğünde 2005/4200 sayılı dosya ile 16.8.2005 tarihinde 468.594 YTL için icra takibi yapıldığı, aleyhine icra takibi yapılan Mehmet  adlı şahsın ilk icra takibine 5.8.2005 tarihinde, ikinci icra takibine de 18.8.2005 tarihinde itiraz ederek takipleri durdurduğu, davacı avukatın bu itirazlardan 4 ayı aşkın süre sonra Ankara 8. İcra Hukuk Mahkemesine 23.12.2005 tarihinde müracaat ederek itirazların kaldırılması talebinde bulunduğu, bu talebinin Mahkemece 25.4.2006 tarihinde takip dayanağı belgelerin İ.İ.K.nun 68. maddesinde sayılan belgelerden olmadığı gerekçesiyle temyizi kabil olmak üzere red-dedildiği, bunun üzerinden de uzun zaman geçtikten sonra, davacının 8.12.2006 tarihinde Noterlik kanalıyla davalıya çektiği ihtarname ile itirazın iptali davası açılıp açılmayacağı konusunda talimat ile masrafın 10 gün içinde verilmesini istediği, bu ihtarnameye cevap verilmemesi üzerine de, ben vekalet ücretini hak ettim diyerek davaya konu icra takibini davalı aleyhine yaptığı açıkta anlaşılmaktadır.
Davacı avukattır. Gerek Borçlar Kanununa gerek Avukatlık Kanununa göre üstlendiği işler dolayısıyla müvekkiline karşı özen ve sadakat borcu vardır. Ayrıca avukatlık meslek bilgisine göre de açılması gerek davaları doğru ve yerinde açmak yükümlülüğündedir.
Bir avukatın yaptığı icra takiplerinde takibe dayanak yaptığı belgelerin İİK. 68. maddesinde sayılan belgelerden olup olmadığını bilmesi gerekir. Bu durumda davacının borçlunun itirazı üzerine doğrudan itirazın iptali davası açması gerekirken itirazın kaldırılmasını icra hakimliğinden istemesi yanlıştır. Ayrıca yukarıda da belirtildiği üzere davacının, davalının avukatı olarak yaptığı icra takiplerinde borçlunun 5.8.2005 ve 18.8.2005 tarihlerinde icraya itiraz edip takipleri durdurmasına rağmen davacı avukatın itirazın kaldırılması yerine itirazın iptali davası açmayıp aradan 16 ay gibi bir süre geçtikten sonra davalıya belirtildiği şekilde ihtarname çekerek itirazın iptali davası açmak üzere talimat ve masraf istemesi de davacı avukatın üstlendiği işlerde gerekli özen ve ihtimamı yerine getirmediği kanaatini doğurmuştur. Davacı ihtarnameden önce davalı müvekkilinden itirazın iptali davası açmak üzere talimat ve masraf istediğini de kanıtla- yamamıştır. Bu durumda davacı avukatın üstlendiği dava konusu işlerde gerek yanlışı dava açmak, gerekse süreleri gereği gibi kullanmamak suretiyle davalı müvekkiline karşı özen borcunu yerine getirmediğinde vekalet ücreti talep edemeyeceği sonucuna varılmıştır. Bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 26.6.2009, 2009/2287 – 2009/8952)

Asıl dava, haklı istifa nedeniyle vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, davacı avukat, haklı nedenlerle vekaletten istifa ettiğinden, vekalet ücretinin ödetilmesini talep edebilecektir. Bu noktada, davacı avukata ödenecek olan vekalet ücretinin belirlenmesi için ise, öncelikle taraflar arasındaki ücret sözleşmesinin geçerli olup olmadığının incelenmesi gereklidir.
Taraflar arasındaki 27.2.2007 tarihli vekalet ücret sözleşmesinin “3)Ücret” başlıklı bölümünün 3.2. maddesinde, “Avukatın iş sahibi adına takip etmekte olduğu dava ve takiplerden dolayı avukat yararına hükmedilmiş, hükmedilecek veya kararlaştırılmış olan vekalet ücreti avukata aittir.” Hükmü, 3.3. maddesinde, “Avukat, ….aylık 9.000 YTL ….ücret alacaktır…” hükmü, 3.6. maddesinde, “…kararlaştırılan ücret, sözleşmenin tanzim tarihinden itibaren bir yıl geçerli olup, bir yılın bitimi sonrası uygulanmak üzere taraflar yeni bir ücret tespit edeceklerdir.” Hükmü, 3. 7. maddesinde de, “İş sahibi ile avukat arasında sözleşmenin süre sonundan önce herhangi bir nedenle iş sahibi veya avukat tarafından feshedilmesi veya süre sonunda yenilenmemesi durumunda avukat, o anda takip etmiş bulunduğu ve o ana kadar bitmiş, kesinleşmiş dava ve icra takiplerine ilişkin olarak fesih tarihinde geçerli olan İzmir Barosu tarafından belirlenmiş Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden hesaplanacak vekalet ücretini ve dava ve icra takibi sonuçlanmamış olsa dahi karşı taraftan lehine hükmedilecek asgari ücret tarifesi üzerinden vekalet ücretini almaya hak kazanacaktır.” hükmü bulunmaktadır. Görüldüğü üzere bu son hükümle, ister avukat isterse iş sahibi tarafından yapılmış olsun, sözleşmenin feshi halinde, avukata maddede belirtildiği şekilde ücret ödeneceğinin öngörüldüğü, sözleşmenin haklı ya da haksız feshedilmiş olmasının da, bu sonuca etkili olmadığı anlaşılmaktadır.
Oysa ki vekalet sözleşmesi, karşılıklı güvene dayalı bir sözleşme olup, güven, sözleşmenin önemli bir özelliğini teşkil eder. Bu nedenle taraflardan her biri, sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Nitekim Borçlar Kanununun 396. maddesinde “vekaletten azil ve ondan istifa, her zaman caizdir.” Hükmü bulunmakta olup, emredici nitelikteki bu hüküm gereğince müvekkil, vekilini her zaman azletmek hakkından, vekil de her zaman istifa edebilmek hakkından önceden vazgeçemez. Bunun aksini öngören sözleşmeler geçersiz olduğu gibi, istifa ve azil hakkını zorlaştıran kararlaştırmalar da geçersizdir. (Bkz. Dairemize ait aynı yöndeki 1997/7395 E. 1997/8923 K. sayılı 7.11.1997 tarihli kararı) O halde dava konusu olayda sözleşmenin az yukarıda belirtilen 3.7. maddesindeki, “sözleşmenin her ne sebeple olursa olsun feshedilmesi veya yenilenmemesi durumunda avukatın, o anda takip etmiş bulunduğu ve o ana kadar bitmiş, kesinleşmiş dava ve icra takiplerine ilişkin olarak, İzmir Barosu tarafından belirlenmiş avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden hesaplanacak vekalet ücretini ve karşı tarafa tahmili gereken vekalet ücretini talep edebileceğine” ilişkin kararlaştırma da, vekilin azli halinde müvekkil yönünden fahiş derecede ağır sonuçlar doğuracak olup, azil hakkını zorlaştırıcı nitelikte olduğundan, geçersizdir. Aksi yöndeki yorum, haklı azil halinde dahi tüm vekalet ücretinin ödenmesini gerektireceğinden, kabulü mümkün değildir.
Sözleşmenin anılan hükmünün geçersiz olduğunun, bu şekildeki tespitinden sonra, davacı avukata ödenmesi gereken vekalet ücretinin belirlenmesine gelince;
Az yukarıda açıklanan içeriği itibariyle, “hizmet hukuk müşavirliği” niteliğinde bulunan taraflar arasındaki 27.2.2007 tarihli bir yıllık sözleşme, 8.8.2007 tarihinde davacı avukat tarafından haklı olarak feshedildiğine ve “çoğun içinde az da vardır.” kuralına göre davacı, öncelikle fesih tarihi itibariyle varsa ödenmeyen aylık ücretlerini isteyebileceği gibi, “haklı istifa” nedeniyle muaccel hale gelen, fesih tarihinden dönem sonu olan 27.2.2008 tarihine kadarki aylık ücretlerini de talep edebilecektir. Ancak Borçlar Kanununun 390 ve 325. maddeleri gereğince davacının haklı istifa nedeniyle vekalet görevini bilfiil icra etmemesi nedeniyle tasarruf ettiği, veya diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat ettiği şeylerin de bu ücretlerden indirilmesi gereklidir. Öte yandan Avukatlık Kanununun 164/son maddesi hükmüne göre, karşı tarafa tahmili gereken vekalet ücretinin de avukata ait olması nedeniyle davacı avukata, istifa tarihi itibariyle “tahsilatla sonuçlanan, veya henüz tahsilatla sonuçlanmasa da tahsilatı mümkün hale gelen ve tahsilat yapılabileceği kabul edilebilecek olan dosyalardan” dolayı, karşı tarafa yüklenecek olan vekalet ücretinin de ödenmesi gerektiği kabul edilmelidir. O halde mahkemece, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda davacının talep edebileceği vekalet ücreti, konusunda uzman bilirkişiler aracılığı ile, açıklamalı gerekçeli ve denetime elverişli raporla belirlenip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanlış değer-lendirmelerle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 1.6.2009, 2008/14644-2009/7541)

1-(…)
2-Davacı, bu davasında her ne kadar davalıya vekaleten dava dışı borçlu C. Ltd. Şti ve arkadaşlarına karşı başlattığı takip sonucu borçlu şirketin şahsına ve ailesine yönelttiği tehditler nedeniyle istifa etmek durumunda kaldığını ve ücrete hak kazandığını ileri sürerek talepte bulunmuş ise de, ileri sürülüş biçiminden de açıkça anlaşıldığı gibi davacının istifasına davalı neden olmadığı gibi toplanan delillerden davalının bu istifaya neden olabilecek her hangi bir kusurunun varlığına da saptanamamıştır. Hal böyle olunca davacı, davalıdan sadır olmayan ve dışarıdan geldiğini iddia ettiği tehditler nedeniyle vekillikten istifa ettiğini ileri sürerek müvekkilinden talepte bulunamaz. BK. 396/1 maddesine göre vekillikten istifa her zaman mümkün olup, bu istifa vekalet ilişkisini ileriye doğru sona erdiren bozucu ve yenilik doğuran bir işlemdir. Vekilin istifa hakkını her zaman kullanması mümkündür. Avukatlık Kanununun 174/1 Maddesine göre de üzerine aldığı kişi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat ücret talebinde bulunamaz. Az yukarıda açıklandığı gibi davacının istifasında davalı yönünden haklı bir neden bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kısmen kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 5.7.2005, 2956- 11493)

Avukata ücret olarak ödenen ücretin, ödünç olarak verildiği söylenip iadesinin istenmesi halinde avukatın müvekkili ile aralarındaki güven ilişkisinin sarsıldığını ileri sürerek istifa etmesi haklı istifa halidir.
Vekalet sözleşmesi, karşılıklı güvene dayalı bir sözleşme olup, güven, sözleşmenin önemli bir özelliğini teşkil ettiğinden, müvekkil, vekilini her zaman azletmek hakkından, vekil de her zaman istifa edebilmek hakkından önceden vazgeçemez. Bunun aksini öngörün sözleşmeler geçersiz olduğu gibi, istifa ve azil hakkını zorlaştıran kararlaştırmalar da geçersizdir.
Hizmet hukuk müşavirliğinde ücret, sözleşmede yer alan hükümlere göre belirlenmeli, Borçlar Kanununun 390 ve 325. maddeleri gereğince avukatın haklı istifa nedeniyle vekalet görevini bilfiil icra etmemesi nedeniyle tasarruf ettiği veya diğer bir iş nedeniyle kazandığı veya kazanmaktan kasten feragat ettiği şeylerin de bu ücretlerden indirilmesi gereklidir.
Davacı, davalı şirketin vekili sıfatıyla Karşıyaka EGS Park Alışveriş Merkezi olarak bilinen taşınmazın ihale ile satın alınması, içindeki kiracılar hakkında açılan tahliye davalarının takibi, kiracılarla 150’ye yakın yeni kira sözleşmesinin imzalanması gibi hukuki yardımlarda bulunduğunu, dava dışı İş Bankasının alacaklı, İ. İnşaat A.Ş’nin ise borçlu olduğu, davalı şirket tarafından temlik alınan dosyalardan birinden, Konak Pier Alışveriş Merkezinin üst hakkının, ihale ile davalı şirket adına satın alınmasını sağladığını, İzmir 1. İcra Mahkemesinin 2006/748 E. sayılı dosyası üzerinden açılan “ihalenin feshi” davasının da reddedildiğini, 18.300.000 YTL değerindeki bu dava nedeniyle taraflar arasında 1.5.2007 tarihli “belge” başlıklı bir sözleşme düzenlendiğini, daha sonraki bir tarihte de banka hesabına 200.000 Dolar vekalet ücreti ödendiğini, ne var ki söz konusu davanın Yargıtay incelemesi sonucunda bozulması üzerine davalı şirket yetkilisi Kasım Pırlant’ın bürosuna gelerek verilen ücretin ödünç olduğunu iddia ederek iadesini istediğini, 1.8.2007 tarihli ihtarla göndermiş olduğu vekalet ücretine ilişkin makbuzun da iade edildiğini, davalı şirket temsilcisi tarafından 200.000 Dolar, davalı şirket tarafından da 200.000 Dolar ödünç verildiği iddiası ile toplam 400.000 Doların tahsilinin talep edildiğini, almış olduğu 200.000 Dolar vekalet ücretinin, 400.000 Dolar ödünç verilmiş gibi iddia edilmesi ve bu miktarın da tahsiline tevessül edilmesi karşı-sında, davalı müvekkili ile arasında güven ilişkisi kalmadığından 8.8.2007 tarihli ihtarla vekaletten haklı nedenle istifa ettiğini, bu durumda karşılıklı olarak imzalanmış olan
27.2.2007 tarihli avukatlık ücret sözleşmesinin 3.7. maddesine göre belirlenecek olan vekalet ücretinin ödenmesi gerektiğini ileri sürerek, takip etmiş olduğu dava ve icra takipleri nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 15.000 YTL vekalet ücreti alacağının, dava tarifinden itibaren Devlet bankalarının kısa vadeli reeskont kredilerine uyguladığı ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı şirket, davacının, 2005 yılı Nisan ayından, 31.12.2005 tarihine kadar aylık net 2.496,00 YTL, 1.1.2006 tarihinden 31.12.2006 tarihine kadar aylık net 7.500 YTL, 1.1.2007 tarihinden istifa ettiği tarihe kadar da aylık net 9.000 YTL olmak üzere toplam 175.464 YTL vekalet ücretini tahsil ettiğini, talebi üzerine davacıya, 1.5.2007 tarihli belge ile davalı şirket tarafından 200.000 Dolar, daha sonra da banka havalesi ile davalı şirket temsilcisi tarafından 200.000 Dolar ödünç verildiğini, Avukatlık Ücret Sözleşmesinin 3.7. maddesinin yasaya aykırı olması nedeniyle geçersiz olduğunu, davacının herhangi bir ücret talep edemeyeceğini savunarak, davanın reddini dilemiş, açmış olduğu karşı dava ile de, davacıya verilen 200.000 Dolar ödünç ve davacının uhdesinde kalan avanslar nedeniyle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 25.000 YTL’nin yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Bu dava ile birleştirilen İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/411 E. sayılı davasında da, davacı Kasım, ortağı olduğu Ege Varlık Yönetim A.Ş.’nin vekili olan davalı Nuri’ye 200.000 Dolar ödünç verdiğini belirterek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle şimdilik 50.000 YTL’nin yasal faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince, tarafların imzasını taşıyan
1.5.2007 tarihli belge içeriği ve davalı şirkete ait defter kayıtlarına göre, davacıya banka kanalıyla ödenen 200.000 Doların, “belge” başlıklı makbuz ile belirlenen vekalet ücretine ilişkin
ödeme olduğu, bunun dışmda şirketi veya şirket temsilcisi tarafmdan yapılan başka bir ödemenin bulunmadığı, davacının vekillikten istifasının da haklı olduğu benimsenerek, yapılan aylık ödemeler nedeniyle, haklı istifa tarihine kadar bitmiş olan dava ve takiplerin vekalet ücretlerinin talep edilemeyeceği, ancak istifa tarihindeki derdest dava ve takiplere ilişkin ücretler ile karşı vekalet ücretlerinin talep edilebileceği kabul edilmek suretiyle, İzmir 13. İcra Müdürlüğünün 2004/1078 takip sayılı dosyası nedeniyle İzmir Barosu Ücret Tarifesi üzerinden hesaplanan 600.000 YTL vekalet ücreti, 39.900 YTL de karşı vekalet ücreti, İzmir 5. İcra Müdürlüğünün 2004/9040 takip sayılı dosyası nedeniyle 43.253. YTL ve 22.531,37 YTL vekalet ücreti, İzmir 5. İcra Müdürlüğünün 2004/9041 takip sayılı dosyası nedeniyle de 40.948,50 YTL ve 21.659,37 YTL vekalet ücretinin ödenmesi gerektiği belirtilerek, asıl davanın kabulüne, 15.000 YTL’nin yasal faizi ile birlikte tahsiline, karşı davanın kısmen kabulüne, 8.817,49 YTL’nin 5.10.2007 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı karşı davacı Ahmet Nuri’den tahsili ile davalı karşı davacı şirkete ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, Kasım tarafından açılan birleştirilen davanın ise reddine karar verilmiş, hüküm, davalı karşı davacı şirket ile birleştirilen davarım davacısı Kasım tarafmdan temyiz edilmiştir.
1- (-)
2- Asıl dava, haklı istifa nedeniyle vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, mahkemenin de kabulü olduğu üzere, davacı avukat, haklı nedenlerle istifa ettiğinden, vekalet ücretinin ödetilmesini talep edebilecektir. Bu noktada, davacı avukata ödenecek olan vekalet ücretinin belirlenmesi için ise, öncelikle taraflar arasındaki ücret sözleşmesinin geçerli olup olmadığının incelenmesi gereklidir.
Taraflar arasındaki 27.2.2007 tarihli vekalet ücret sözleşmesinin “3)Ücret” başlıklı bölümünün 3.2. maddesinde, “Avukatın iş sahibi adına takip etmekte olduğu dava ve takiplerden dolayı avukat yararına hükmedilmiş, hükmedilecek veya kararlaştırılmış olan vekalet ücreti avukata aittir.” hükmü, 3.3. maddesinde, “Avukat,… aylık 9.000 YTL… ücreti alacaktır…” hükmü, 3.6. maddesinde, “… kararlaştırılan ücret, sözleşmenin tanzim tarihinden itibaren bir yıl geçerli olup, bir yılın bitimi sonrası uygulanmak üzere taraflar yeni bir ücret tespit edeceklerdir.” hükmü, 3.7. maddesinde de, “iş sahibi ile avukat arasında sözleşmenin süre sonundan önce herhangi bir nedenle iş sahibi veya avukat tarafından feshedilmesi veya süre sonunda yenilenmemesi durumunda avukat, o anda takip etmiş bulunduğu ve o ana kadar bitmiş, kesinleşmiş dava ve icra takiplerine ilişkin olarak fesih tarihinde geçerli olan İzmir Barosu tarafından belirlenmiş Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden hesaplanacak vekalet ücretini ve dava ve icra takip sonuçlanmamış olsa dahi karşı taraftan lehine hükmedilecek asgari ücret tarifesi üzerinden vekalet ücretini …. almaya hak kazanacaktır.” hükmü bulunmaktadır. Görüldüğü üzere bu son hükümle, ister avukat isterse iş sahibi tarafından yapılmış olsun, sözleşmenin feshi halinde, avukata maddede belirtildiği şekilde ücret ödeneceğinin öngörüldüğü, sözleşmenin haklı veya haksız feshedilmiş olmasının da, bu sonuca etkili olmadığı anlaşılmaktadır.
Oysa ki vekalet sözleşmesi, karşılıklı güvene dayalı bir sözleşme olup, güven, sözleşmenin önemli bir özelliğini teşkil eder. Bu nedenle taraflardan her biri, sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Nitekim Borçlar Kanununun 396. maddesinde “vekaletten azil ve ondan istifa, her zaman caizdir.” hükmü bulunmakta olup, emredici nitelikteki bu hüküm gereğince müvekkil, vekilini her zaman azletmek hakkından, vekil de her zaman istifa edebilmek hakkından önceden vazgeçemez. Bunun aksini öngörün sözleşmeler geçersiz olduğu gibi, istifa ve azil hakkını zorlaştıran kararlaştırmalar da geçersizdir. (Bkz. Dairemize ait aynı yöndeki 1997/7395 E. 1997/8923 K. sayılı 7.1 1.1997 tarihli kararı) O halde dava konusu olayda sözleşmenin öz yukarıda belirtilen 3.7. maddesindeki “sözleşmenin her ne sebeple olursa olsun feshedilmesi veya yenilenmemesi durumunda avukatın, o anda takip etmiş bulunduğu ve o ana kadar bitmiş, kesinleşmiş dava ve icra takiplerine ilişkin olarak, İzmir Barosu tarafından belirlenmiş avukatlık asgari ücret tarifesi üzerinden hesaplanacak vekalet ücretini ve karşı tarafa tahmili gereken vekalet ücretini talep edebileceğine” ilişkin kararlaştırma da, vekilin azli halinde müvekkil yönünden fahiş derecede ağır sonuçlar doğuracak olup, azil hakkını zorlaştırıcı nitelikte olduğundan, geçersizdir. Aksi yöndeki yorum, haklı azil halinde dahi tüm vekalet ücretinin ödenmesini gerektireceğinden, kabulü mümkün değildir.
Sözleşmenin anılan hükmünün geçersiz olduğunun, bu şekilde tespitinden sonra, davacı avukata ödenmesi gereken vekalet ücretinin belirlenmesine gelince;
Az yukarıda açıklanan içeriği itibarıyla, “hizmet hukuk müşavirliği niteliğinde bulunan taraflar arasındaki 27.2.2007 tarihli bir yıllık sözleşme 8.8.2007 tarihinde davacı avukat tarafından haklı olarak feshedildiğine ve “çoğun içinde az da vardır.” kuralına göre davacı, öncelikle fesih tarihi itibarıyla varsa ödenmeyen aylık ücretlerini isteyebileceği gibi, “haklı istifa” nedeniyle muaccel hale gelen, fesih tarihinden dönem sonu olan 27.2.2008 tarihine kadarki aylık ücretlerini de talep edebilecektir. Ancak Borçlar Kanununun 390 ve 325. maddeleri gereğince davacının haklı istifa nedeniyle vekalet görevini bilfiil icra etmemesi nedeniyle tasarruf ettiği veya diğer bir iş nedeniyle kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat ettiği şeylerin de bu ücretlerden indirilmesi gereklidir. Öte yandan Avukatlık Kanununun 164/son maddesi hükmüne göre, karşı tarafa tahmili gereken vekalet ücretinin de avukata ait olması nedeniyle davacı avukata, istifa tarihi itibarıyla “tahsilatla sonuçlanan veya henüz tahsilatla sonuçlanması da tahsili mümkün hale gelen ve tahsilat yapılabileceği kabul edilebilecek olan dosyalardan dolayı”, karşı tarafa yüklenecek olan vekalet ücretinin de ödenmesi gerektiği kabul edilmelidir. O halde mahkemece, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda davacının talep edebileceği vekalet ücreti, konusunda uzman bilirkişiler aracılığı ile, açıklamalı gerekçeli ve denetime elverişli raporla belirlenip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. (Y. 13. HD. 1.6.2009, 2008/14644 – 2009/7541)

CategoryGenel
Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat