Muhteviyatı (içeriği) itibariyle yanıltıcı belge, 4369 Sayılı Kanunla yapılan değişik V.U.K.’nun 359/a-2 madde ve bendindeki tanımına göre; “gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamelede yansıtan belge” dir.

4379 Sayılı Kanunun 359.maddeye ilişkin değişiklik gerekçesinde; muhteviyatı (içeriği) itibariyle yanıltıcı belge düzenleme ve kullanma fiili “BELGE DÜZENİ’nin ve mali otoritenin zayıflatılmasına hatta çökertilmesine yönelik, bireysel veya örgütsel suç niteliğinde” sayılmıştır.

2-SUÇUN NİTELİĞİ VE UNSURLARI:

Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme ve kullanma eylemi, iradi olarak vergi ödememek veya eksik ödemek için işlendiğinden V.U.K.’nun 4369 Sayılı Kanunla değişik 359. maddesinde sayılan diğer fiiller gibi KAÇAKÇILIK başlığı altında toplanan suçlar kategorisine girmektedir.

4369 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikten sonraki yeni düzenlemede KAST ve VERGÎ ZİYAI’na sebebiyet verilmesi suçun unsuru olmaktan çıkarılmıştır. Bilindiği üzere, 4369 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki düzenlemede bu eylemle kasten vergi ziyaına sebebiyet verilmiş olması şartı aranmaktaydı. Yeni düzenlemeye göre, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme ve kullanma eylemlerinin kasten yapılıp yapılmadığına ve vergi ziyaına sebebiyet verilip verilmediğine bakılmaksızın veya önceki düzenlemede bulunan bilerek kullanma koşulu aranmaksızın eylem suç oluşturmaktadır. İçeriği itibariyle yanıltıcı belgenin bilerek veya bilmeden kullanılması sonucu değiştirmemektedir.

Yasa metnindeki tanımlamaya göre bir belgenin muhteviyatı itibariyle yanıltıcı nitelikte olduğunun kabul edilebilmesi için dayandığı işlemle ifade ettiği miktarlar arasında tutarsızlık olması gerekir. Ayrıca işlem veya durumun mahiyetinin belgeye farklı olarak yansıtılması, örneğin kumaş satan işletmenin faturada malın nev’ini elbise yazması halinde bu belge muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge sayılacaktır. Suça konu olan belgede, kimlik, adres, vergi kimlik numarası, miktar, fiyat gibi bilgilerin yanıltıcı olarak hatalı yazılması, içeriği itibariyle yanıltıcı belge sayılmasını gerektiren en belirgin özelliklerdir.

Yargıtay’ın konuya ilişkin uygulamalarına bakıldığında;

Yolcu taşıma biletlerinin dip koçanlarıyla yolculara verilenler arasında farklılık meydana getirilmesi; satın alarak o yıl içinde satamadığı av tüfeklerinin gerçek değerinin altında düzenlenen faturalarım kullanarak katma değer vergisi ziyaına neden olunması; müşteriye verilen nüshaları ile kendisinde kalan nüshaları arasında tutar yönünden farklı faturalar düzenlenmesi; kooperatifin taşıma işini yaptırdıkları nakliyecilerden, koçan alınarak faturaların üst nüshasını boş bırakıp, alt nüshasını gerçek tutar ve tarihte düzenleyerek, üst nüshaları ise daha fazla tutar ve farklı tarih yazarak tanzim edip kullanılması, satılan kereste miktarının eksik gösterilmesi, biçiminde gerçekleşen eylemlerin, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme ve kullanma suçunu oluşturduğu belirtilmektedir.

Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeyi sahte belgeden ayıran en belirgin özellik, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgenin gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumun mahiyeti ve miktarı itibariyle belgeye gerçeğe aykırı şekilde yansıtılmasıdır. Sahte belge ise gerçekte olmayan bir muamele veya durumun yansıtıldığı belgedir.

Yargıtay, bu ayırıcı kıstasa işaret ederek, “sanığın, M.Y.’ye ait faturayı, herhangi bir şekilde karşılıksız olarak temin edip düzenlemek veya düzenlenmiş olarak almak suretiyle ticari defterlerine geçirmek” biçimindeki eyleminin 213 sayılı Yasanın 359/b-l maddesinde öngörülen sahte belge düzenlemek veya kullanmak suçunu oluşturduğuna, anılan belgenin muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kabulü ile 359/a-2 madde ve bendinin uygulanmasının yasaya aykırı olduğuna, karar vermiştir.

Yargıtay diğer bir kararında, sanığın babası N.Ü. adına kayıtlı bulunan Ahsen Kırtasiye başlıklı faturanın alt ve üst nüshalarını tarih, emtia cinsleri ve tutarlarını farklı olarak düzenleyip V… M…. Ltd. şirketine verdiği, adı geçen şirketin faturayı 1997 yılında kullandığı böylece vergi ziyama sebebiyet vermek şeklinde oluşan eylemin, 213 Sayılı Yasanın 359/a-2 maddesinde öngörülen muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlemek suçunu  oluşturduğu, VERGİ MÜKELLEFİYETİNİN BULUNMAMASININ bu suçun oluşmasına ENGEL TEŞKİL ETMEDİĞİ’ne karar vermiştir.

3-GÖREVLİ MAHKEME:

Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlemek ve kullanmak fiili 4369 sayılı Kanunla yapılan değişiklik öncesinde sahte belge düzenleme ve kullanma suçu ile aynı cezayı gerektiren fiil olarak sayılmaktaydı.

4008 Sayılı Kanunun 21.maddesiyle değişen ve 1.1.1995 tarihinden itibaren yürürlüğe giren V.U.K.’nun 360.maddesinde “Bu kanunun 358.maddesinde yazılı fiilleri işleyenler hakkında 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası hükmolunur.” Hükmü uyarınca 358/1 .madde ve fıkrasının atıfta bulunduğu 344/2.madde ve bendinde öngörülen “sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı vesikalar tanzim etmek veya bunları bilerek kullanmak” şeklinde tanımlanan eylem ASLİYE ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçu oluşturmaktaydı.

4108 Sayılı Kanunun 9.maddesiyle değişen ve 2.6.1995 tarihinden itibaren yürürlüğe giren V.U.K.’nun 359/2.bendi kapsamına alınan aynı eylem için üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası öngörülerek, anılan suç AĞIR ceza mahkemesinin görev alanına giren suç sayılmıştı.

Nihayet, 4369 Sayılı Yasanın 14.maddesi uyarınca değiştirilen ve 1.1.1999 tarihinde yürürlüğe giren “muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlemek ve kullanmak” fiili V.U.K.’nun 359/a-2 bendi kapsamında düzenlenmiş ve bu fiil için altı aydan üç yıla kadar hapis cezası öngörülerek, eylem yeniden ASLİYE ceza mahkemesinde yargılanacak suç olarak sayılmıştır.

Bu itibarla mahkemenin görevi belirlenirken, davanın açıldığı tarihte iddianameye konu teşkil eden muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme ve kullanma suçu ağır ceza mahkemesinin görevine dahil ise davaya ağır ceza mahkemesince bakılması gerekmektedir.

Yargıtay 5.CD. görev uyuşmazlığı üzerine verdiği bir kararında, iddianamenin düzenlendiği tarihte 4108 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikle ağır cezalık olan 359/2.bendinde yazılı suçun, 4369 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikle yeniden Asliye Cezalık cürüm haline getirilmiş ise de, sonradan kanunla, yapılan değişiklik ile alt dereceli mahkemenin görevli hale getirilmesi durumunda, kanunda aksine bir hüküm bulunmadığından, üst dereceli mahkemenin daha güvenceli olması itibariyle bu gerekçeyle görevsizlik kararı verilemeyeceğine, üst dereceli ağır ceza mahkemesince davanın halledilmesi gerektiğine, karar vermiştir.

4-SUÇUN İŞLENDİĞİ TARİH GÖZETİLEREK LEHE OLAN YASA HÜKMÜNÜN UYGULANMASI:

Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme ve kullanma fiili bakımmdan hüküm kurulurken suç tarihi itibariyle sanığın lehine olan yasa hükmünün uygulanılarak cezanın tayini T.C.K.’nun 2/2.maddesinin gereğidir.

Bu itibarla, 1.1.1995-1.6.1995 tarihleri arasında işlenen suç için 4008 sayılı kanunla değişik V.U.K.’nun 360.maddesinde 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası öngörüldüğünden, bu tarihler arasında işlenen suça uygulanacak asgari cezanın 3 ay hapis cezası olduğu dikkate alınarak, uygulama maddesinin ise halen yürürlükte bulunan 359/a-2 olarak gösterilmesi gerekir.

Diğer yandan 2.6.1995-31.12.1998 tarihleri arasında işlenen suç bakımından uygulama yapılırken V.U.K.’nun değişiklikten önceki 359/2.bendinde yazılı üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası değil, sanığın lehine olan 4369 sayılı yasa ile değişik 359/a-2 bendi uygulanarak 6 aydan üç yıla kadar hapis cezası tayin edilmesi gerekmektedir.

Yargıtay, işlendiği tarih itibariyle hürriyeti bağlayıcı cezanın alt sınırının 3 ay olduğu nazara alınmadan, temel hapis cezasının 6 ay olarak hükmedilmek suretiyle fazla ceza tayininin yasaya aykırı olduğuna, karar vermiştir.

5-DAVA ZAMANAŞIMI:

V.U.K.’nun 359/a-2 bendinde uyan suçun dava zamanaşımı 5 yıl olup bu süre kesilmelerin varlığı halinde en fazla 7 sene 6 aydır (T.C.K. 102/4, 104/2.mad).

Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat