Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Bırakma

Ceza Genel Kurulu 2006/8/275 E., 2007/9 K.

Sanık İsmet T….’ın kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan beraatine, diğer sanıklar Ramazan Ö……, Hüseyin A….ve Ramazan K….’ın ise kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve tehdit suçlarından beraatlerine, etkili eylem suçundan 765 sayılı TCY’nın 456/4, 51/2, 59/2 ve 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca neticeten 118.625.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmalarına, cezalarının ertelenmesine, 44 DF 465 plakalı aracın ruhsat sahibine iadesine ilişkin Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 28.05.2003 gün ve 307-119 sayılı hüküm katılan vekilleri ile Malatya C.savcısı tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 02.02.2006 gün ve 1316-432 sayı ile;

“Tüm sanıkların olay tarihinde birlikte hareket ederek Arzu isimli kızın kaçırılmasından sorumlu tuttukları müdahili zor ve tehdit kullanmak suretiyle sanık İsmet’in yönetimindeki otoya bindirip şehir dışındaki bazı yerlere götürmek suretiyle 4 saat kadar yanlarında tuttukları, yol boyunca şoför İsmet dışındaki diğer sanıkların mağduru döverek 7 gün iş ve gücüne engel olacak şekilde yaraladıkları, mağdurun gittikleri ilçe merkezinde görevliler tarafından otonun içinde görülerek kurtarılması şeklindeki olayda, sanıkların eylemlerinin bir bütün olarak 765 sayılı TCK’nun 179/2. madde ve fıkrasında tanımlanan suçu oluşturduğu gözetilmeden, kişiyi özgürlüğünden yoksun kılma suçundan ve İsmet dışındaki sanıklar hakkında da tehdit suçundan beraat ve yaralama suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi,

Buna göre de; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesinde “zaman bakımından uygulama”, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddesinde “lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul” kurallarının düzenlenmesi, aynı Kanunun 12. maddesi ile 765 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlükten kaldırılması, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve bu Kanunların hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunması karşısında;

5237 sayılı Kanunun 7. ve 5252 sayılı Kanunun 9. maddeleri uyarınca sanıkların hukuki durumunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri de nazara alınarak yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması” gerekçesiyle bozulmuştur.

Yerel Mahkeme 21.06.2006 gün ve 109-277 sayı ile;

“Sanıklar Ramazan K…. ile Hüseyin A…….’ın yeğeni, sanık Ramazan Ö……’in de nişanlısı olan Arzu K….’ın evlenmelerine üç gün kala nişanlısı ile birlikte düğün alışverişine çıktıklarında önceden tanıştığı erkek arkadaşı ile telefon irtibatı kurup kaçması üzerine bu üç sanığın Arzu’nun son olarak mağdur Serdal’la telefon görüşmesi yaptığını saptayıp Serdal’la görüştükleri, daha sonra da İsmet T….’ın kullandığı araçla her birlikte Arzu’yu aramaya çıktıkları, Arzu’nun kaçtığı Yücel’le mağdur Serdal’ın arkadaş olduğunu, Serdal’ın bu kaçma olayından bilgisinin bulunduğunu ve Arzu’nun bir başka ilçeye gittiğini tespit etmeleri üzerine Arzu’yu arayıp bulmak maksadıyla bu ilçeye giderlerken araç içinde sanıklardan Ramazan Ö……, Hüseyin A….ve Ramazan K….’ın duydukları üzüntü nedeniyle Serdal’ı 7 gün iş ve gücüne engel biçimde dövdükleri, özgürlüğü daraltma suçunun özel kasıtla işlenebilen bir suç olduğu, sanıkların özgürlüğü daraltma kastıyla hareket etmemeleri nedeniyle bu suçun oluşmadığı, açıklanan eylemin kasten yaralama suçunu oluşturduğu” gerekçesiyle önceki hükümde direnerek kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve şartlı tehdit suçlarından beraatlerine, sanıklar Ramazan Ö……, Ramazan K…. ve Hüseyin A….hakkında etkili eylem suçundan açılan kamu davasının vazgeçme nedeniyle ortadan kaldırılmasına, 44 DF 465 plakalı aracın ruhsat sahibine iadesine karar vermiştir.

Bu hükümlerin de süresi içinde Malatya C.savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığının 03.11.2006 gün ve 245138 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu’nca okundu, gereği görüşülüp düşünüldü.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İncelenen olayda;

Düğünlerine üç gün kala alışveriş için gittikleri çarşıda nişanlısı Arzu’nun kendisinden istediği cep telefonuyla görüşme yaptıktan bir süre sonra tuvalete gitme bahanesiyle yanından ayrılarak dönmemesi üzerine telefon hafızasından nişanlısının görüştüğü numarayı tespit eden sanık Ramazan Ö……’in, bu numarayı arayıp kendisini tanıtarak, Arzu’nun kaybolduğunu söylemesi ve buluşmak istemesi üzerine mağdur Serdal’ın çarşıya geldiği, bir süre birlikte Arzu’yu aramalarına rağmen bulamayınca sanığın isteği ile Arzu’nun evine gidip durumu aile büyüklerine anlattıkları, konuşmalar sırasında Arzu’nun erkek arkadaşı Yücel’le kaçmış olabileceği söylenip sorulunca mağdur Serdal’ın da Yücel’le arkadaş olduklarını açıklamak zorunda kaldığı ve Yücel’in arkadaşları ile babasının evini gösterebileceğini söylediği, bunun üzerine Arzu’nun nişanlısı sanık Ramazan Ö…… ile amcası ve dayısı olan sanıklar Ramazan K…. ile Hüseyin A…….’ın yanlarına mağdur Serdal’ı da alarak sanıklardan İsmet T….’ın kullandığı arabayla Malatya şehir merkezinde çeşitli yerlere gidip Arzu ve Yücel’i aradıkları, son olarak Yücel’in babasının evine de bakıp bulamamaları üzerine mağdur Serdal’ın artık olayı polise bildirmelerini söylediği, sanık Ramazan K….’ın ise mağduru zorla araca bindirip yumrukladığı, “seni öldürürüm yine bırakmam, kızı buluncaya kadar bizimle berabersin” diyerek tehdit ettiği, mağdurun kapıyı açıp gitmek istemesi üzerine araçtan kaçmasını engelledikleri, şehir merkezinde seyir halinde iken bir ara mağdura gelen kısa mesajda “hangi firmaya bindiler, kimi kaçırdı” yazdığını gören sanıkların mağduru yeniden dövmeye ve sorgulamaya başladıkları, mesajın mağdurun Hekimhan’da oturan arkadaşı Emrah’tan geldiğini, Arzu ile Yücel’in de oraya gideceklerini ve kaçma olayından mağdur Serdal’ın da bilgisi olduğunu anlayınca 85 km uzaklıktaki bu ilçeye gitmeye karar verdikleri, mağdurun yolda da sanık Ramazan K…. tarafından ölümle tehdit edildiği ve aracı kullanan sanık İsmet dışındaki diğer sanıklar tarafından dövüldüğü, sanıkların gittikleri ilçede bir süre Arzu ve diğerlerini aramalarına karşın bulamayınca polis karakoluna gidip o tarihte henüz reşit olmayan Arzu’nun kaçırıldığını ihbar edip bulunmasını istedikleri, bu sırada kolluk görevlilerinin caddedeki araçta bulunan mağdur Serdal’ı yaralı halde görmeleri üzerine olayın açıklığa kavuştuğu, yüzünde ve vücudunun çeşitli yerlerinde çok sayıda ekimoz ve ödem mevcut bulunan mağdurun hastanede müşahade altına alındığı, kesin raporuna göre mağdur Serdal’ın olay nedeniyle (7) gün iş ve gücüne engel olacak derece yaralanmış bulunduğu, sanıkların ikrarı, mağdurun aşamalardaki istikrarlı anlatımları, tutanaklar, raporlar, telefon görüşme detayları ve dosyadaki diğer kanıt ve belgelerden anlaşılmaktadır.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, eylem tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 179. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrası; “Bir kimse diğer bir kimseyi gayrımeşru surette kişi hürriyetinden mahrum ederse …… cezalandırılır.” hükmünü taşımaktadır. İkinci ve üçüncü fıkralarında ise suçun ağırlaşmış biçimleri düzenlenmiştir.

Bu suç ile cezalandırılmak istenen husus, bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması, kısıtlanmasıdır. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise, mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir. Serbest hareketli bir suç olduğundan, maddi anlamda özgürlüğün kaldırılması sonucunu doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilir.

Özgürlüğü sınırlama suçunun manevi unsuru ise, failin, mağduru kişisel özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi istemesini ve bilmesini içeren genel kasttır. Yasanın metninden ve ruhundan da anlaşılacağı üzere, suçun basit halinin oluşumu için özel kast (saik) aranmaz. Bu görüş öğretide (Erman-Özek, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İst-1994, sy. 130, Prof. Dr. Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İst-1994, sy.31, Prof. Dr. Durmuş Tezcan- Yard. Doç. Dr. Mustafa Ruhan Erdem, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, İzmir-2000, sy. 22, Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, Yrd. Doç. Dr. Ahmet Gökcen, Arş. Gör. A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara-2000, sy. 145, Dr. Recep Gülşen, Hürriyeti Tahdit Suçları, Ankara-2002, sy. 87) ve yargısal kararlarda da (CGK’nun 03.12.2002 gün ve 288-419 sayılı kararı) benimsenmiştir.

Esasen kural olarak, failin suç saydığı bir sonucu bilmesi, istemesi ve bu suretle harekette bulunması, kastın varlığı açısından yeterlidir. Ayrıca, sonucun yasaya veya hukuka aykırı olduğunu bilme şartı aranmaz. Ancak, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu bakımından yasamız, eylemin “gayrımeşru surette” işlenmesini şart koştuğundan, failin bu şekilde hareket ettiğini bilmesini ve istemesini aramaktadır. Bu durumda, failin, işlediği fiilin hukuka aykırılık bilincine de sahip olması gerekmektedir. Hâkim, suçun manevi unsuruna dahil olan “hukuka aykırılık bilinci”ni elbette araştıracaktır.

Fakat, hukuka aykırılık bilinci özel kasıtla karıştırılmamalıdır. Fail, suç tipinin objektif unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiği halde, eylemde hukuka aykırılık bilincinin bulunmaması nedeniyle, kastının varlığı kabul edilemese dahi, bu durum suçun özel kasıtla işlenebileceği anlamını taşımaz. (Prof. Dr. Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İst.-1994, sy. 32)

Öte yandan kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu, sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 109. maddesinde de öncekine benzer biçimde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede de, suçun “hukuka aykırı olarak” işlenmesi aranmaktadır. Başka deyişle, hukuka aykırılık suç tipinde ayrıca gösterildiği için, “hukuka özel aykırılık” hali söz konusudur. Bu nedenle failde, suçun manevi unsuruna dahil olan “hukuka aykırılık bilincinin” bulunması gerekmekte ise de, suçun temel biçimi bakımından özel kast (saik) aranmamıştır; genel kastın varlığı yeterlidir.

Bu açıklamalardan sonra yeniden somut olaya dönecek olursak;

Evlenmek üzere iken başkasıyla kaçan Arzu’nun nişanlısı ve yakınları olan sanıkların,

bu olayla ilgisi bulunduğundan kuşkulandıkları mağdur Serdal’ı yanlarından ayrılmak istemesine karşın Malatya şehir merkezinde zorla araca bindirip döverek, tehditle araçta tutmaları ve o sırada gelen kısa mesajdaki bilgiler ile sorguladıkları mağdurun açıklamalarından, Arzu’nun erkek arkadaşı ile birlikte mağdur Serdal’ın Hekimhan ilçesinde oturan bir arkadaşının yanına gittiğini öğrenmeleri üzerine o istikamete yönelik mağduru yol boyunca zaman zaman döverek şehir merkezine 85 km mesafedeki Hekimhan ilçesine götürmeleri eyleminde, 765 sayılı TCY’nın 179/2-son madde ve fıkrasında tanımlanan kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunun tüm öğeleriyle oluştuğu anlaşılmaktadır.

Ancak, anılan Yasanın suç tarihinden sonra yürürlükten kalkması ve 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının yürürlüğe girmesi karşısında, sanıkların sabit görülen eylemleri nedeniyle 765 ve 5237 sayılı Yasaların ilgili hükümlerinin denetlenebilir açıklıkla ayrı ayrı tatbiki suretiyle uygulamada lehe sonuç veren yasanın Yerel Mahkemece saptanıp uygulanması gerekmektedir.

Bu itibarla, sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmaya ilişkin özel kasıtla hareket etmediklerinden bahisle atılı suçtan beraatlerine dair Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

1- Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.01.2007 günü oybirliği ile karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...