Kasten Yaralama Sonucu Ölüme Neden Olma

YARGITAY Ceza Genel Kurulu
ESAS: 2013/524
KARAR: 2015/76

Sanık M.. Ö..’ın kasten yaralama ve taksirle ölüme neden olma suçlarından 5237 sayılı TCK’nun 86/1, 87/1-d ve 22/2, 23, 86/2 ve 85/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle açılan kamu davalarının yapılan yargılaması sonucunda taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan 5237 sayılı TCK’nun 22/2, 23, 86/2. maddeleri delaletiyle 85/1, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin, Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 01.04.2010 gün ve 170-156 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 04.10.2012 gün ve 2227-20818 sayı ile;

“…Sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

29.03.2008 günü alkollü oldukları anlaşılan ölen T.. C.. ile sanık M.. Ö..’ın katılmış oldukları düğün töreni sırasında tartıştıkları, daha sonra ölen T.. C..’ın, tanıklar Y.. Ö.. ve S.. U.. tarafından ikametine götürülmek üzere araca bindirildiği, sanık M.. Ö..’ın, ölen T.. C..’ı görmesi üzerine, tanık G.. A..’dan ölenin bindiği aracı motosiklet ile takip etmesini istediği, birlikte ölen T.. C..’ın bindiği aracı motosiklet ile takip ettikleri, ölen T.. C..’ın ikametinin yakınlarında araçtan inmesi üzerine sanığın bu kez ölen T..’ı yaya olarak takibe başladığı bir süre sonra önüne geçerek aralarında geçen tartışmayı hatırlatıp yumruklamaya başladığı, ölen T.. C..’ın aldığı darbeler sonucu yere düştüğü, öleni yerde kanlar içinde gören tanıkların öleni yaralı bir şekilde hastaneye götürdükleri, hastahanede ilk müdahaleyi yapan doktor tarafından düzenlenen 30.03.2008 tarihli 20652 nolu raporda hastadan tansiyon ve nabız alınamadığı, kalp atımının olmadığı, hastanın ağız ve burun çevresinde kan bulunduğu ve hayati tehlikesinin olduğunun belirtildiği, sanık hakkında 22.04.2008 tarihli iddianame ile 5237 sayılı TCK’nun 86/1, 87/1-d. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, 29.03.2008 tarihinde hayati tehlike kaydıyla hastaneye yatırılan mağdurun bu yaralanmaya bağlı olarak 09.07.2008 tarihinde ölmesi üzerine sanık hakkında bu kez 5237 sayılı TCK’nun 22/2, 23, 86/2 ve 85/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davasının açıldığı,

Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulunca, ölümün meydana gelen olayın efor ve stresine bağlı olarak, mevcut kalp ve damar hastalığının aktif hale geçmesiyle gelişen solunum ve dolaşım durmasından kaynaklandığı, ölüm ile olay arasında illiyet bağı bulunduğu, olaydaki yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olduğu belirtilmiş ise de, yukarda anlatılan oluş nazara alındığında basit tıbbi yaralanmadan söz edilemeyeceği, sanığın eyleminin TCK’nun 86/1, 87/4. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla suç vasfında hataya düşülerek, sanık hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 04.04.2013 gün ve 242480 sayı ile;

“…Sanık ile maktul arasında çıkan tartışma sırasında, sanığın yumrukla ile maktule vurması ve maktulün maruz kaldığı müessir fiilin etkisiyle kendinde mevcut kronik kalp damar hastalığının, olayın travması, efor ve stresi ile akut hale geçmesi sonucu gelişen dolaşım ve solunum durmasından öldüğü, maktuldeki travmatik lezyonların ölüme neden olabilecek nitelikte olmadığı anlaşılmakla, sanığın maktuldeki kronik kalp damar hastalığını aksi ispatlanmayan savunmaya göre önceden bilmiyor olması da dikkate alınarak maktul yönünden yaralamanın TCK’nun 86/2. maddesi kapsamında kalması nedeniyle, sanığın 5237 sayılı TCK’nun 86/2. maddesi delaletiyle 85/1. maddesi gereğince taksirle öldürme suçundan kurulan hüküm usul ve yasaya uygun olduğundan hükmün onanması gerektiği düşünülmektedir.

Özel Daire bozma kararının kabulü durumunda sanığın üzerine atılı suç vasfının, 5237 sayılı Kanunun 87/4. maddesi kapsamında değerlendirildiğinde, bu maddedeki delillerin takdir ve değerlendirme yerinin Ağır Ceza Mahkemesi olması nedeni ile öncelikle yerel mahkeme kararının görevsizlik kararı verilmesi yerine yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar vermelidir” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Dairesince 09.05.2013 gün ve 11519-12959 sayı ile; itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin taksirle bir kişinin ölüme neden olma suçunu mu yoksa kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de; bu konudaki delilleri tartışma ve değerlendirme görevinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olması nedeniyle yerel mahkeme hükmünün öncelikle görev yönünden bozulması gerekip gerekmediği hususu ele alınıp değerlendirilmiştir.

İncelenen dosya kapsamından;

Sanık M.. Ö.. ile T.. C..’ın 29.03.2008 günü akşamı katıldıkları bir düğün töreni sırasında tartıştıkları, T.. C..’ın aşırı derecede alkollü olması nedeniyle tanıklar Y.. Ö.. ve S.. U.. tarafından araba ile evine bırakıldığı, sanığın yanında tanık G.. A.. olduğu halde motosikletle onları takip ettiği, T.. C.. evinin yakınında araçtan inince sanığın yaya olarak peşinden gittiği, yanına yaklaşıp düğündeki tartışmayı devam ettirerek yüzüne yumrukla vurduğu, T.. C..’ın aldığı darbeler sonucu yere düştüğü, ağzından ve burnundan kan gelmeye başladığı, kavga çıktığını anlayan tanıklar Yılmaz ve Serkan’ın yanlarına geldikleri, yerde yatan T.. C..’ı arabaya bindirerek hastaneye götürdükleri, yapılan ilk müdahale sonucu düzenlenen genel adli muayene raporunda saat 00.03 civarında acil servise getirilen hastadan tansiyon ve nabız alınamadığının, siyonize olup kalp atımının bulunmadığının, entübe edilip oksijen verildiğinin, defabrilatör ile 200 jul elektrik uygulandığının, kalp atımlarının geri geldiğinin, ağız ve burun çevresinde kan bulunduğunun, burnunda ve alt üst dudakta hematom ekimozu mevcut olduğunun, burnundan aktif kanama geldiğinin, koklamakla alkollü olduğunun, hayati tehlikesinin bulunduğunun belirtildiği, yoğun bakım servisine alınan T.. C..’ın girdiği komadan hiç çıkamadan 09.07.2008 günü hastanede vefat ettiği, otopsi raporunda kesin ölüm sebebi hakkında kanaate varılamadığının, kesin ölüm sebebinin tespiti ve darp olayı ile ölüm arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı hususunda Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan rapor alınması gerektiğinin, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurumunun 02.12.2009 tarihli raporunda ise ölümün kişinin kendisinde var olan kalp hastalığının olayın efor ve stresi ile aktif hale geçmesi sonucu solunum-dolaşım durmasına bağlı hipoksik ensefallopoti ve gelişen komplikasyonlardan ileri geldiğinin, darp olayı ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğunun, tıbbi belgelerde haricen tarif edilen travmatik bulguların basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğunun belirtildiği,

Sanık hakkında 22.04.2008 tarihli iddianame ile “neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama” suçundan 5237 sayılı TCK’nun 86/1 ve 87/1-d maddeleri uyarınca cezalandırılması, ölümün gerçekleşmesinden sonra 08.03.2010 tarihli iddianme ile de “taksirle ölüme neden olma” suçundan aynı Kanunun 22/2, 23, 86/2 ve 85/1, maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda sanığın eyleminin “taksirle bir kişinin ölümüne neden olma” suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı TCK’nun 22/2, 23 ve 86/2. maddeleri delaletiyle 85/1, 62 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verildiği,

Özel Dairece, olayın oluş biçimine göre basit tıbbi yaralanmadan söz edilemeyeceği, sanığın eyleminin TCK’nun 86/1 ve 87/4. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek suç niteliğinin hatalı belirlenmesi isabetsizliğinden hükmün bozulduğu,
Anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık konusu suçlardan “taksirle bir kişinin ölüme neden olma” suçu 5237 sayılı TCK’nun 85/1. maddesinde; “Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde, “kasten yaralama sonucu ölüme neden olma” suçu ise 87/4. maddesinde: “Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hâllerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hâllerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” biçiminde düzenlenmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 142. maddesinde; “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir”, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 3. maddesinde de; “Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir” denilmek suretiyle mahkemelerin görevlerinin kanunla belirleneceği hüküm altına alınmıştır.

5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 10. maddesinde sulh ceza hakimliğinin, 12. maddesinde ağır ceza mahkemelerinin görevleri sayılmış, 11. maddesinde ise, sulh ceza hâkimliği ve ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere asliye ceza mahkemelerince bakılacağı düzenlenmiştir.
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 6526 sayılı Kanunla değişik 12. maddesi uyarınca; kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir.

5271 sayılı CMK’nun 7. maddesi uyarınca yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüz olup aynı Kanunun 4 ve 5. maddeleri uyarınca davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re’sen karar verebilir, iddianamenin kabulünden sonra işin, davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, mahkeme bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir.

1412 sayılı CMUK’nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca yerel mahkemelerin Özel Dairece suç vasfından yapılan bir bozmaya karşı ısrar hakkı bulunmakta ise de ayrıntısına Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.03.2014 gün ve 827-118 sayılı kararında yer verildiği üzere aynı Kanunun 323. maddesindeki “Hüküm, mahkemenin haksız olarak kendisini vazifeli veya salahiyetli görmesinden dolayı bozulmuşsa Temyiz Mahkemesi aynı zamanda işi vazifeli veya salahiyetli mahkemeye gönderir” hükmü uyarınca görev yönünden bozulan hükümlere karşı direnilmesi mümkün değildir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanık hakkında düzenlenen 22.04.2008 tarihli iddianamede ölendeki yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğunun belirtilmesi karşısında; sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nun 87/4. maddesi kapsamında “kasten yaralama sonucu ölüme neden olma” suçunu oluşturup oluşturmayacağının tartışılıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu görev ise 5235 sayılı Kanunun 11. maddesi uyarınca ağır ceza mahkemesine aittir. Bu nedenle Asliye Ceza mahkemesince 5271 sayılı CMK’nun 4 ve 5. maddeleri uyarınca görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla hüküm kurulması kanuna aykırı olup Özel Dairece hükmün öncelikle görev yönünden bozulmasına karar verilmesi gerekirken suç niteliğinin hatalı belirlenmesi isabetsizliğinden bozulmasında isabet bulunmamaktadır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nun 87/4. maddesinde düzenlenen kasten yaralama sonucu öldürme suçunu oluşturup oluşturmayacağının takdir ve değerlendirilmesi amacıyla 5271 sayılı CMK’nun 4 ve 5. maddeleri uyarınca üst dereceli ağır ceza mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 04.10.2012 gün ve 2227-20818 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.04.2010 gün ve 170-156 sayılı kararının, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nun 87/4. maddesinde düzenlenen kasten yaralama sonucu öldürme suçunu oluşturup oluşturmayacağının takdir ve değerlendirilmesi amacıyla 5271 sayılı CMK’nun 4 ve 5. maddeleri uyarınca üst dereceli ağır ceza mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 31.03.2015 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...