İdari Sözleşmeden Doğan Davalar Nedir? Nerede Açılır?

Boşanma davası nasıl açılır?

İdari Sözleşmeden Doğan Davalar Nedir? Nerede Açılır?

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2 nci maddesinde idari dava türleri sayılırken iptal ve tam yargı davalarından sonra “Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hiz­metlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden do­layı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.” da üçüncü bir dava türü olarak düzenlenmiştir.

Bir kamu hizmetinin yürütülmesi için gereksinim duyulan mal veya hizme­tin sağlanması sırasında “idarede kanunilik” ilkesi gereğince idarenin belirli usul ve esaslara uyması zorunludur.

Hukuk âleminde idarenin değişiklik, yenilik doğuran irade açıklamaları şeklinde genel ifadesini bulan “idari işlem” ler, Anayasal sınırlar içinde “görevli ve yetkili” olan idarenin, yükümlüklerini yerine getirme ve özellikle kamu hizmetlerini görebilmede sahip olduğu başlıca araçlardan biridir. Kişilerin, hukuksal durumlarını statülerinin belirlediği idare hukuku alanında bu statülere giriş ve çıkış hep idari işlemler vasıtasıyla olmaktadır.

Bu bağlamda, bir tasarruf veya kararın idari işlem sayılabilmesi için, bunun bir kamu kurumunca ya da idare örgütü içinde yer alan bir idari makamca verilmiş olması ve idarenin idare hukuku alanında gördüğü idari faaliyetlerle ilgili bulunması zorunludur. Diğer bir anlatımla, idarece kullanılan yetki ile açıklanan kamusal irade, etki ve sonuçlarını idare hukuku alanında göstermelidir.

İdari işlemlerin temel nitelik ve özelliklerinin tek yanlılık, kanunilik ve uygulanabilirlik şeklinde sıralandığı bilinmektedir. İnceleme konusu protokol bakımından kurundan önem taşıyan, bu özelliklerden “tek yanlılık” niteliğidir. Tek yanlılık kavram olarak tek bir irade açıklaması demektir. Ancak burada “iradenin tek yanlılığından tek bir kişi ya da organın iradesi değil, birden fazla idare organının birlikte tek bir irade açıklamasının kastedildiğinin anlaşılması gerekmektedir. Bu nedenle, idari işlemdeki irade, tek bir makam ya da organ tarafından açıklanabileceği gibi, birden fazla idari makam ya da organın da tek bir irade açıklaması için biraraya gelmesi mümkündür ki, tüm bu durumlarda idari işlemin tek yanlı olduğu kabul edilmelidir.

İdari hizmet sözleşmeleri de idari işlem sayıldığından yukarıdaki özelliklere sahip olmaları gerekir. İdari sözleşmelerde bu özelliklerin bulunmaması halinde bu sözleşme idarenin özel hukuk sözleşmesi niteliğindedir.

İdarenin özel hukuk sözleşmesinde idarenin üstün tarafı yoktur. Tamamen özel hukuk kurallarına göre sözleşme yapılmaktadır. Bu tür sözleşmelerden doğan davalar da adli yargı yerinde görülmektedir.

Abonman Sözleşmelerine Karşı Yargı Yeri

Elektirik, su ve doğalgaz gibi bedeli karşılığında dağıtılan kamu hizmetlerinden abonman sözleşmesi ile faydalanılır. Bu sözleşmeler belirli bir konuyu, şartları, karşılıklı hakları ve borçları belirler.

Bu sözleşmeler idare tarafından yazılı şekilde hizmetten faydalanmak isteyen­lere sunulmakta ve onlarda sözleşmeyi kabul ve imza ederek akde katılmaktadır.

Abonman sözleşmelerinin konusu ve kapsamı tarafların serbest iradelerinin ürünü olmadığı gibi, bu sözleşmeyi hazırlayan idare bile bunu (bir şirket gibi) serbestçe hazırlamak yetkisine sahip değildir; bunlar da diğer kamu hizmetleri ve kamu hukuku kuralları gibi düzenleyici işlemlerle hazırlanır ve kural-işlem niteli­ğindedir ve aboneyi olduğu gibi idareyi de bağlar. Bu nedenle meydana getirdiği durumda genel bir hukuki durumdur ve sübjektif sözleşmelerle bu kurullar değiş­tirilemeyeceğinden, sübjektif, kişisel ve akdi durum ancak görünürde vardır.

Bu nedenledir ki, abonman sözleşmesi süresince idare yine düzenleyici tasarruf­larla, kamu hizmetinin bedelini indirir veya çıkarır; bu değişikler belirli bir süreyle akdedilmiş ve halen devam etmekte olan abonman sözleşmelerine de etki eder.

Çünkü bu sözleşmeler tam anlamıyla özel hukuk sözleşmeleri olmayıp, kö­ken bakımından imtiyaz sözleşmesine ve şartnamelere benzer. Şartnameler, ta­mamen düzenleyici bir tasarruf niteliğindedir, hizmeti ve dolayısıyla bu hizmeti düzenleyen sözleşmeyi objektif hukuk kuralı saymak gerekir. Bu nedenle tarife­lerdeki değişiklikleri, objektif hukuk kuralında yapılan değişiklik saymak gerekir. Sözleşmenin kendisi de hizmetin objektif kaidelerini, statüsünü kapsayan kural­lardır. İdare de bu objektif kurallara tabidir. Hizmetten yararlanacaklara sunulan bu kurallar aslında bir statünün kurallarıdır. İdare de bu statünün kurallarını belir­lemede irade serbestliğine sahip olmayıp, kamu hukuku kuralları ile bağlıdır.

Bu nedenle bu tür kamu hizmetlerinin ifası sırasında idare ile kamu hizmetin­den yararlananlar arasındaki sözleşme yapılmadan önce sözleşme şartlarının tek taraflı olarak idarece, sunulan kamu hizmetinin niteliği, özellikleri ve günün koşulları göz önüne alınarak belirlenmesi ve hizmete ilişkin tarifelerin düzenlenmesinde idarenin kamu gücünü kullanarak idari tasarrufta bulunduğunu kabul etmek gerekir.

Aksi takdirde, yukarıda belirtildiği gibi kamu hizmetinin ifasındaki bazı koşulları düzenleyen tarife vs. değişikliklerin daha önceden yapılan abonman sözleşmelerine uygulanmaması gerekir. Bunun da süreklilik arzeden ve günün koşullarına göre maliyeti değişen kamu hizmetlerinde kabulünün imkansız olduğu açıktır.

İdarenin tek taraflı olarak kamu gücüne dayanarak belirlediği abone olma ve sözleşme koşullarından doğan uyuşmazlıkta idari yargı yerleri görevlidir.

Sözleşmedeki şartların yerine getirilmemesi halinde, idare de kendi yüküm­lülüklerinden (kamu hizmetinin ifasından) kaçınır, hatta gerekirse sözleşmenin cezai şart hükümleri de uygulanır. Bu sözleşmelerin uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların adli yargıda görüleceği tartışmasızdır.

İmtiyaz Sözleşme ve Şartlaşmalarına Karşı Yargı Yeri

T.C. Anayasasının 155. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan: “Danıştay, davaları görmek, Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları hakkında düşünce bildirmek, tüzük tasarılarını ve imtiyaz şartlaşma ve sözleş­melerini incelemek, idari uyuşmazlıkları çözümlemek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla görevlidir.” hükmü uyarınca, imtiyaz sözleşme ve şartlaş­malarını incelemek görevinin Danıştay’a ait olduğu açıktır.

2575 sayılı Danıştay kanunu’nu 24 üncü maddesinin 1 inci fıkrasında, tah­kim yolu öngörülmeyen kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleş­melerinden doğan idari davaları karara bağlama görevinin Danıştay’a ait olduğu hükme bağlanmıştır.

Bu hükümlere göre Danıştay, tahkim yolu öngörülen kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeler hakkında sadece inceleyip görüş verebilecektir. 2575 sayılı Yasanın 24 üncü maddesine göre ise tahkim yolu öngörülmeyen kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan idari davaları kara­ra bağlama görevi ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’a ait bulunmaktadır.

Buna karşın, imtiyaz niteliği bulunmayan idari sözleşmelere karşı açılan davalara idare mahkemeleri bakmaktadır. İdari sözleşmelere karşı hangi idare mahkemesinin bakacağı hususu yetki kuralları ile belirlenmektedir. 2577 sayılı Yasanın 32-37 nci maddelerinde düzenlenen yetki kurallarından başka idari sözleşmelerle yetkili mahkemenin belirlenmesi mümkün değildir.

İhaleye Bağlı Sözleşmelerin Öncesi ve Sonrasına İlişkin Uyuşmazlıklarda Yargı Yeri

İhale sonrası yapılan sözleşmelerin imzalanmasına kadar aşamaya ve imza dan sonrasına ilişkin aşamadaki işlemleri karşı yargı yeri aşağıdaki şekilde çözümlenmektedir. 

2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 1. maddesinde genel bütçeye dahil dairelere katma bütçeli idarelerin özel idare ve belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa mülkiyetin gayri aynı hak tesisi ve taşıma işlerinin bu Kanunda yazılı hükümlere göre yürütüleceği kuralı yer almıştır. Yine aynı Kanunun 53. maddesinde bütün ihalelerin bir sözleşmeye bağlanacağı, sözleşmek İdare adına ita amiri tarafından imzalanacağı belirtilmiştir.

Tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan, re’sen ve tek yanlı olarak tesis ettiği ihale işlemleri hakkındaki yargısal denetimin, idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerince yapılacağı tartışmasızdır. Ancak, ihalenin kesinleşmesinden sonraki işlemlerin hangi hukuki rejime tabi olacağının tespiti için; yapılan sözleşmenin konusu ile içerdiği hüküm ve koşulların niteliğinin incelenmesi gerekmektedir.

Sözleşmenin konusu, tarafların eşitliği ve sözleşme serbestisi ilkelerine dayanan hüküm ve koşulları itibariyle, bir özel hukuk sözleşmesi olması durumunda bu tür sözleşmelere karşı açılan davaların özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir.

Tahkim yolu öngörülmeyen kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeler dışında kalan idari sözleşmeler dolaysıyla açılan davalar idare mahkemelerinde çözümlenmektedir.

Sözleşmeli personel çalıştırılmaya ilişkin esasları belirleyen Bakanlar Kurulu­nun 6.6.1978 gün ve 7/15754 sayılı kararı ile ek ve değişiklikleri uyarınca belediye­de sözleşmeli statüde çalışmakta olan davacının sözleşmesinin iptal edilmesi nede­niyle mahrum kaldığı ücret ve tazminatların tahsili istemiyle açtığı davanın idari yargı yerinde görülmesi gerekir.

625 sayılı yasa’ya göre Özel ilköğretim Okulu açan özel hukuk tüzel kişisi ile öğretmen arasında yapılan hizmet aktinden doğan alacak davasının adli yargı yerinde görülmesi gerekir.

Abone adına cezalı olarak kaçak olarak tahakkuk ettirilen kaçak elektrik tü­ketim faturasının iptali istemiyle açılan davanın, özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekir.

Belediyenin, su borcu bulunduğunu ileri sürerek konut abonesinin suyunu kesmesinden doğan davanın, taraflar arasındaki su aboneliği sözleşmesinin tabi olduğu özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekir.

Telefon faturasının iptali istemiyle açılan davanın adli yargı yerinde görülme­si gerekir.

Sosyal Sigortalar Kurumu ile tıbbi cihaz ve malzeme ticareti yapan şirket ara­sında, söz konusu malzemenin satılması ve satın alınmasına ilişkin protokolün, S.S.K. tarafından feshedilmesine ilişkin işlemin iptali istemi ile açılan davanın adli yargı yerinde çözümlenmesinin gerekir.

Kamu İmtiyazı Sözleşmelerinde İdarenin Sorumluluğu

Bilindiği gibi, kamu hizmetlerinin, uzun süreli bir idari sözleşme uyarınca, sermayesi, karı, hasar ve zararı, kendilerine ait olmak üzere özel hukuk kişile­rince yerine getirilmesine, imtiyaz denilmekte, konusu, bir kamu hizmetinin kurulması ve/veya işletilmesini, bir özel kişiye devretmek olan, hizmetin yürü­tülmesini sağlamak için, hizmeti yerine getirenlere, kamu gücüne dayanan kimi yetkiler tanıyan ve idarenin, denetim ve gözetim yetkisine sahip olduğu uzun süreli sözleşmeler, kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi olarak tanımlanmaktadır.

Kamu hizmetinin yerine getirilmesi sırasında bu hizmetten doğan nedenler­le kişilerin uğradığı zararların hizmetin sahibi idarece karşılanıp giderilmesi idare hukukunun bilinen ilkelerindendir.

Bir hizmetin kamu hizmeti olup olmadığı saptanırken, niteliğine bakmak gerekir. Nitelik yönünden kamusal olan bir hizmetin özel kesimce yürütülmesi onun niteliğini etkilemez. Nitekim, Anayasanın 47. maddesinde “kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler … devletleştirilebilir” denilirken özel teşebbüslerce yürütülen kamu hizmetlerinin varlığı kabul edilmiştir.

Kamu hizmetleri aslında bir bütündür. Bunun yerine getirilmesi de ilke olarak devlete aittir. Ancak, toplum hayatının gittikçe genişlemesiyle çoğalan kamu hizmetlerinin mutlaka idare kuruluşları tarafından görülmesi koşulu artık aranmamakta, bunların dışında özel kişilerce de gerçekleştirilebileceği kabul edilmektedir. Bu sebepledir ki, kamu hizmetleri ne suretle yürütülürse yürütülsün, kamu kurum ve kuruluşlarının gözetim ve denetimleriyle hizmeti yönlendirme yetkileri var olduğu sürece hizmet kamusal niteliğini korumuş olur.

İdarece yürütülmesi gereken bir kamu hizmetinin üçüncü kişiye gördürülmesi halinde de, hizmetin gördürülmesi esnasındaki kusurun hizmet kusuru kabul edilerek bu kusurdan idarenin sorumlu olduğu kabul edilmektedir.

İdari Sözleşmelere Karşı Dava Açma Süresi

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde,

  1. (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 21/09/1995 tarih ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden düzenleme: 08/06/2000 – 4577/5. md) İdari işlemler hak­kında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı oldukla­rından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları,
  2. İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,
  3. (Değişik bent: 18/12/1999 – 4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar, idari dava türleri olarak sayılmıştır.

Anılan Kanunun dava açma sürelerini düzenleyen 7-12. maddelerinde idari sözleşmelere karşı açılacak davalar için özel bir süre öngörülmemiştir. Bu nedenle idari sözleşmelere karşı açılacak davalar için geçerli olan süre genel idari dava açma süresi olan altmış günlük süredir.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat