Hırsızlık Suçunda Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Ceza Genel Kurulu 2010/6-234 E., 2010/252 K.

Sanık Ömer’in hırsızlık suçundan 765 sayılı TCY’nın 491/2-son, 65/3, 522/1, 55/3, 59/2 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 479.828.976 Lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, 647 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca cezasının ertelenmesine ilişkin, Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nce verilen 27.03.2003 gün ve 1213-246 sayılı hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 28.09.2005 gün ve 32619-15905 sayı ile; lehe yasa değerlendirilmesi zorunluluğundan diğer yönleri incelenmeksizin bozulmuştur.

Yeniden yargılama yapan Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesince 10.10.2006 gün ve 603-585 sayı ile, sanığın lehe olan 765 sayılı TCY’nın 491/2-son, 65/3, 522/1, 55/3, 523/1, 59/2 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 126 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 647 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca cezasının ertelenmesine karar verilen hükmün, sanık müdafii tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 01.05.2008 gün ve 1698-10184 sayı ile, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 23. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Bozma kararına uyan Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesince 19.11.2008 gün ve 519-675 sayı ile; sanığın 765 sayılı TCY’nın 491/2-son, 65/3, 522/1, 55/3, 523/1, 59/2 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 126 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun 23/1-2. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve anılan Yasanın 23/3. maddesi gereğince sanığın 5 yıl süreyle denetime tabi tutulmasına karar verilmiş, bu karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Adalet Bakanlığınca “sanık hakkında hükmolunan denetim süresinin 3 yıl olması gerektiği” yönünde yasa yararına bozma isteminde bulunulması üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesince 14.10.2010 gün ve 11782-15889 sayı ile;

“Kanun yararına bozma istemi, hakim ve mahkemelerce gerekli işlemler veya yargılama yapılarak verilen ve Yargıtay’dan geçmeksizin kesinleşen karar ve hükümlere karşı istenebileceği, sanık Ömer hakkında Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesinin kanun yararına bozmaya konu edilen kararında, sanık hakkında 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararı kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade edeceği, dolayısıyla ortada hukuki sonuç doğuran açıklanmış bir hükmün bulunmadığı, açıklanmayan hükümdeki hukuki aykırılıkların, ileride koşulları oluştuğu takdirde hükmün açıklanması durumunda temyiz edilmesi veya temyiz edilmeksizin kesinleşmesi halinde kanun yararına bozma istemine konu edilerek giderilebileceği anlaşıldığından, kanun yararına bozma isteminin bu aşamada reddine” karar verilmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığınca 09.11.2010 gün ve 122516 sayı ile;

“İtirazın konusu olan uyuşmazlık; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararındaki hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma yasa yolu ile incelenip incelenmeyeceği noktasına ilişkindir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 23. maddesi ile kabul edilmiş olup, daha sonra yürürlüğe giren 5560 ve 5728 sayılı Yasalar ile uygulama alanı genişletilmiştir. Ancak 26.02.2008 gün ve 5739 sayılı Yasa ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununda yazılı suçlarla ilgili olarak ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçları işleyen 15 yaşını tamamlamış küçükler hakkında uygulanmayacağı öngörülmüştür.

Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CYY’nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Müessesenin yargılama yasasında düzenlenmiş bulunması da onun bu niteliğini değiştirmeyecektir.

Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 gün ve 2010/70-159 sayılı kararında da belirtildiği üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar, teknik anlamda hüküm sayılan, ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması halinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması halinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmü, ikinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği, varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kaza-namamasıdır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek yasayolu, 5271 sayılı CMK.nın 231. maddesinin 12. fıkrası ile 5560 sayılı Yasa değişikliğinden önceki 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 23. maddesinin 7. fıkrasında açıkça ‘itiraz’ olarak belirtilmiştir.

İtiraz merciince yapılacak inceleme, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin objektif koşulların bulunup bulunmadığı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararda hukuka aykırılık bulunup bulunmadığı hususları ile sınırlı olacaktır. Suça ve sanığa ilişkin koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği, denetim süresinin yasaya uygun tayin edilip edilmediği, denetim süresi içinde yüklenecek denetimli serbestlik tedbirinin yasaya uygun olup olmadığı gibi hususlar itiraz merciince incelenip, bir sonuca bağlanacaktır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği hüküm ise, bilahare davanın düşmesi kararı verildiğinde veya hükmün açıklanması ya da yeni bir hüküm kurulması halinde varlık kazanacağından ve ancak bu halde 1412 sayılı CMK.nın 305 ve 5271 sayılı CMK.nın 223. maddeleri uyarınca temyiz edilebilme olanağına kavuşabileceğinden, bu aşamadan önce henüz hukuken varlık kazanmamış bulunan bu hükmün temyiz merciince denetle-nebilme olanağı bulunmamaktadır.

Yasa yararına bozma yasa yolu, temyiz ve istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen ‘karar’ veya ‘hükümlere’ karşı başvurulabilen olağanüstü bir yasa yolu olup, amacı, ülke sathında uygulama birliğine ulaşılması, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesidir. Bu yasa yoluna başvurabilmenin ilk ve temel koşulu, verilen hüküm veya kararın istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz yasayoluna bağlı bulunması nedeniyle, gerek itiraz edilerek gerekse itiraz yasayoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi halinde, olağanüstü bir yasa yolu olan yasa yararına bozma konusu yapılmasında kuşku bulunmamaktadır.

Ancak yasa yararına bozma yasayolunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı sadece 5271 sayılı CMK.nın 5-14. (somut olaya göre 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 23. md.) fıkralarındaki koşullar kapsamında denetlenecek, hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkumiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun İnkılap Yasasında belirtilen suçlardan bulunup bulunmadığı, Askeri Ceza Yasası ile 15 yaşından büyükler açısından 3713 sayılı Yasa kapsamındaki suçlardan olup olmadığı, denetim süresinin doğru tayin edilip edilmediği gibi hususlara ilişkin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulabilecek, saptanan hukuka aykırılıkların yeni bir yargılamayı gerektirdiği ahvalde yeniden yargılama yapılarak karardaki hukuka aykırılığın giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilecek, yargılama gerekmeyen durumda ise hukuka aykırılık Yargıtay ilgili ceza dairesince veya Ceza Genel Kurulunca giderilecektir.

Burada unutulmaması gereken husus, bu yasa yolunda denetlenenin hüküm olmayıp, hükmün üzerine inşa edilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı olduğudur.

Somut olay bu kapsamda değerlendirildiğinde, Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma istemi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının dayanağını oluşturan ve henüz hukuken varlık kazanmamış olan mahkûmiyet hükmü olmayıp, ön hükmün üzerine inşa edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. İtiraz edilmeksizin kesinleşen bu karara karşı yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulması olanaklıdır.

Özel Dairenin, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteminde ileri sürülen neden doğrultusunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını, yasa yararına bozma yasa yolu ile incelemesi gerekirken yazılı biçimde incelene-meyeceğinden bahisle reddine karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Özel Daire red kararının kaldırılmasına ve kanun yararına bozma isteminde ileri sürülen neden doğrultusunda inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesi talep olunmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

İnceleme, sanık Ömer hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararındaki hukuka aykırılıkların yasa yararına bozma yasa yolu ile incelenip incelenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.

Ceza Genel Kurulunun 06.04.2010 gün ve 76-77 sayılı kararı ile önceki yerleşmiş kararlarında da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere;

Öğretide “olağanüstü temyiz” denilen, 23.03.2005 gün ve 5320 sayılı Ceza Yargılaması Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasa’nın 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CYUY’nda “yazılı emir” olarak adlandırılan bu olağanüstü yasa yolu, 5271 sayılı CYY’nın 309 ve 310. maddelerinde ise, “yasa yararına bozma” olarak yeniden düzenlenmiştir.

5271 sayılı Yasanın 309. maddesi uyarınca hakim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Yasa yararına bozma yasa yoluna ilişkin bu açıklamalar ışığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun hukuki niteliği ve bu kararın yapısı değerlendirildiğinde;

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, 07.04.2009 gün 64-83; 06.04.2010 gün 76-77; 01.06.2010 gün 102-135 ve 29.06.2010 gün 70-159 sayılı kararlarında vurgulandığı üzere;

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu hukukumuzda ilk kez 15.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasasının 23. maddesi ile çocuklar hakkında, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 23. maddesiyle 5271 sayılı Yasanın 231. maddesine eklenen 5-14. fıkralar ile de yetişkinler için kabul edilmiş, aynı Yasanın 40. maddesiyle 5395 sayılı Yasanın 23. maddesi değiştirilmek suretiyle denetim süresindeki farklılık hariç olmak koşuluyla, çocuklar ile yetişkinler hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı koşullara tabi kılınmıştır.

Yetişkin sanıklar yönünden başlangıçta şikayete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen bu müessese, 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 23.01.2008 gün ve 5728 sayılı Yasanın 562. maddesiyle 5271 sayılı Yasanih 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklik ile hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezaları için uygulanabilir hale getirilmiş, böylece başlangıçta yetişkin sanıklar hakkında şikayete bağlı suçlarla sınırlı olarak uygulanan bu kurum Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Yasalarında yer alan suçlar ayrık olmak üzere tüm suçları kapsayacak şekle dönüştürülmüş, ancak; 01.03.2008 tarihinde yürürlüğe giren 26.02.2008 gün ve 5739 sayılı Yasa ile 3713 sayılı Yasanın 13. maddesinde yapılan değişiklik ve 1632 sayılı Askeri Ceza Yasasına eklenen Ek 10. madde ile; 15 yaşından büyüklerin işledikleri terör suçlan ile 1632 sayılı Yasada yer alan suçlar yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsam dışına çıkarılarak kurumun uygulanma alanı tekrar daraltılmış, 25.07.2010 gün ve 27650 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 22.07.2010 gün ve 6008 sayılı Yasanın 7. maddesi ile 231. maddenin 6. fıkrasına eklenen cümle ile, sanığın kabul etmemesi halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği esası getirilmiş, 3713 sayılı Yasanın 13. maddesindeki “onbeş yaşını tamamlamamış” ibaresi yürürlükten kaldırılmak suretiyle bu kurumun terör suçu işleyen 15 yaşından büyük çocuklar yönünden de uygulanmasına olanak sağlanmıştır.

Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CYY’nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.

Yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında tesis edilen mahkûmiyet hükmünde, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması, suçun, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Yasalarında yer alan suçlar ile 01.03.2008 tarihinden itibaren işlenen suçlar yönünden ise 6008 sayılı Yasa ile 3713 sayılı Yasanın 13. maddesinde yapılan değişiklik de nazara alınarak suçun ayrıca büyükler açısından 3713 sayılı Yasa kapsamındaki suçlar ile 1632 sayılı Yasa kapsamında yer alan suçlardan olmaması halinde, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunan veya mahkûm olmasına karşın 3682 sayılı Adli Sicil Yasası uyarınca silinme koşulları oluşan, 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlar yönünden ise 5237 sayılı TCY’nın 58. maddesinde tekerrür hükümlerinin uygulanması için öngörülen sürelerin geçtiği mahkûmiyetlerde, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi koşullarının birlikte gerçekleşmesi ve mahkemece de, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması, sanığın da açıkça kabul etmeme yönünde irade beyan etmemesi halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacak, denetim süresince de dava zamanaşımı süresi duracaktır.

Maddede sayılan objektif ve sübjektif koşulların da bulunması halinde, önceki hükmün kesinleşmiş olması veya hukuki yararı bulunmak koşuluyla infaz edilmiş olması da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesine engel oluşturmayacak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği halde hükmolunan ceza, kişiselleştirmeye ilişkin erteleme veya adli para cezasına çevrilemeyeceği gibi 5237 sayılı TCY’nın 50. maddesindeki tedbirlere de dönüştürülemeyecek, sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlememesi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranması halinde, hakkında tesis edilen hüküm kaldırılarak davanın düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde hakkındaki mahkûmiyet hükmü açıklanacak, yükümlülüklerin yerine getirilememesi durumunda ise, kısmen infaza karar verilebileceği gibi koşulları bulunmakta ise hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesi suretiyle yeni bir mahkûmiyet hükmü de tesis edilebilecektir.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibariyle bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur, ilk karar teknik anlamda hüküm sayılan, ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan, bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması halinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması halinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. İkinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği, varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek yasayolu, 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesinin 12. fıkrasında açıkça “itiraz” olarak belirtilmiş olup, itiraz merciince de inceleme 231. maddenin 5-14. fıkraları dikkate alınarak, suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılmalı, hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar 231. maddenin uygulanma koşullarını değiştirmediği sürece itiraz merciince denetime konu edilmemelidir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği hüküm ise, bilahare davanın düşmesi kararı verildiğinde veya hükmün açıklanması ya da yeni bir hüküm kurulması halinde varlık kazanacağından ve ancak bu halde 1412 sayılı CYUY’nın 305 ve 5271 sayılı CYY’nın 223. maddeleri uyarınca temyiz edilebilme olanağına kavuşabileceğinden, bu aşamadan önce henüz hukuken varlık kazanmamış bulunan hükmün temyiz merciince denetlenebilirle olanağı bulunmamaktadır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz yasayoluna tabi bulunması nedeniyle, gerek itiraz edilerek gerekse itiraz yasayoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi halinde, olağanüstü bir yasayolu olan yasa yararına bozma konusu yapılabileceğinde kuşku bulunmamaktadır. Ancak, yasa yararına bozma yasayolunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, 5271 sayılı CYY’nın 309. maddesinde aleyhe bozma yasağının sadece davanın esasını çözümleyen hükümlerle sınırlı olarak kabul edilmesi nedeniyle 5271 sayılı Yasanın 5-14. fıkralarındaki koşullar kapsamında denetlenerek, somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun İnkılap Yasasında belirtilen suçlardan bulunup bulunmadığı, Askeri Ceza Yasası ile büyükler açısından 3713 sayılı Yasa kapsamındaki suçlardan olup ol-madığı ve denetim süresinin doğru tayin edilip edilmediği gibi hususlara ilişkin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulabilecek, saptanan hukuka aykırılıkların yeni bir yargılamayı gerektirdiği ahvalde yeniden yargılama yapılarak karardaki hukuka aykırılığın giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilecek, yargılama gerekmeyen ahvalde ise hukuka aykırılık Yargıtay ilgili ceza dairesince veya Ceza Genel Kurulunca giderilecektir. Burada unutulmaması gereken husus, bu yasa yolunda denetlenenin hüküm olmayıp hükmün üzerine inşa edilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı olduğudur.

Somut olay bu kapsamda değerlendirildiğinde, Adalet Bakanlığının “5395 sayılı Yasanın 23. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde sanığın 3 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde denetim süresinin 5 yıl olarak tespit edilmesinin isabetsiz olduğu” nedenine dayanan yasa yararına bozma isteminde belirtilen hukuka aykırılığın, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan mahkûmiyet hükmünün üzerine inşa edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu oluşturmakta olduğu hususu tartışmasız olup, yasa yararına bozma konusu yapılması olanaklı olduğundan, Özel Dairece, yasa yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi isabetli değildir.

Bu itibarla haklı nedene dayanan Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire red kararının kaldırılmasına ve yasa yararına bozma konusunda bir karar verilmek üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

Sonuç:

Açıklanan nedenlerle;

1-Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının (KABULÜNE),

2-Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 14.10.2010 gün ve 11782-15889 sayılı yasa yararına bozma isteminin reddine ilişkin kararının (KALDIRILMASINA),

3-Dosyanın, yasa yararına bozma konusunda bir karar verilmek üzere Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmesi için, Yargıtay C. Başsavcılığına (TEVDİİNE), 07.12.2010 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...