MADDE 28 – Diğer tarafın hilesiyle akit icrasına mecbur olan tarafın ha­tası esaslı olmasa bile o akit ile ilzam olunamaz.

Üçüncü bir şahsın hilesine duçar olan tarafın yaptığı akit lüzum ifade eder. Şu kadar ki, diğer taraf bu hileye vakıf bulunur veya olması lazım gelir­se, o akit lazım olmaz.

AÇIKLAMA

Borçlar Kanununda hilenin ne olduğu tarif edilmemiştir. Hile sadece 28. madde de değil bazı başka maddelerde de geçmekte (99,123, 196 maddeler gibi) hatta Medeni Kanunun bazı hükümlerinde dahi yer almış bulunmaktadır.

Bu maddelerin bazılarında hile, bazılarında iğfal, hile ile gizleme tabirleri kullanılmıştır.

Uygulamada hile için yanıltma- aldatma gibi isimlerde kullanılmaktadır.

Hile kanun maddesinde tanımlanmış ise de; “bir kimseyi bir irade beyanında bu­lunmaya veya sözleşme yapmaya yöneltmek için o kimsede yanlış bir düşünce uyandır­mak ya da yanlış düşünceyi devam ettirmek amacıyla yapılmış hareketler olarak hileyi tarif etmek mümkündür.”

Bu tür hareketler Ceza kanununda dolandırıcılık olarak tanımlanmaktadır.

Bilindiği üzere; hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak biçiminde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur.

BK.nun 28/1 maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf, hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.

Örneğin değersiz bir taşın çok değerli olduğu konusunda bir takım yalanlar uydura­rak karşı tarafı buna inandırmak bir aldatmadır.

Bir akitte hilenin varlığından bahsedebilmek için bazı şartların gerçekleşmiş olması gerekir.

a) Hilenin Şartları

1 – Karşı Tarafı Aldatma Şartı

Hilenin varlığından söz edebilmek için her şeyden önce aranması gereken şart karşı tarafı aldatma, yanıltma ve hataya düşürme şartıdır.

Aldatma icrai olumlu bir hareketle olabileceği gibi ihmali (olumsuz) pasif bir hare­ketle, yani susma suretiyle de olabilir. Susma örtbas etme şeklinde de olabilir.

Hile sözleşmenin taraflarınca yapılabileceği gibi, akitte taraf olmayan üçüncü kişiler tarafından da yapılabilir. Aldatılan kişinin yardımcıları, hizmetkârları üçüncü kişidir. An­cak mümessili, vekili, üçüncü kişi değildir. Buradaki üçüncü kişi tarafla birlikte sözleş­menin oluşumuna katılmamış olan kişidir. Ancak hileden yarar sağlayan üçüncü kişinin hilesini biliyorsa bu durumda sözleşme iptal edilir. Eğer yararlanan şahıs üçüncü kişinin hilesini bilmiyorsa sözleşme iptal edilmez.

2 – Aldatma Kastı

Hilenin oluşması için aldatma kastının bulunması gerekir. Gerçeğe uymayan davra­nış üçüncü kişinin sözleşme yapmasını sağlamak amacıyla yapılmış olursa bu durumda aldatma kastının varlığından söz edilir. Böyle bir kasıt yoksa o zaman hile söz konusu olmaz.

Hile yapanın karşı tarafı zararlandırması gibi kötü bir amaç aramaya gerek yoktur. Sadece yalan beyanlarla akit yapmaya ikna etmesi yeterlidir. Kastın varlığını tayin için hile yapanın karşı tarafı sözleşme yapmaya sevk etmek için söylediği şeylerin gerçeğe aykırı olduğunu bilmesi şart değildir. Hile yapan taraf bilmediği bir şeyi biliyormuş gibi karşı tarafı ikna etmiş ancak söylediği şeyler gerçeğe uymamışsa yine kasıt ve hile te­şekkül eder.

Hile yapan kişinin yanlış beyanlarını karşı tarafın doğru kabul edip bu yanlış beyan­lara göre karar vereceğine inanması gereklidir. Ayrıca hile yapan kişinin hileyi karşı tarafı sözleşme yapmak için tahrik ve teşvik etmeye yönelik olarak kullanması lazımdır.

3 – İlliyet Bağı

Karşı tarafı aldatma şartı ve kasıt unsuru olsa bile illiyet bağının bulunması da ge­rekir. O zaman hilenin varlığından söz edebiliriz. Daha açık bir değişle aldatma sonucu hukuki işlem yapılmış olmalıdır. Eğer hilenin iki şartı da olduğu halde hukuki işlem ya­pılmamış olursa illiyet bağı olmadığından hilenin varlığından söz edilemez. Hukuki işlem yapılmış olursa o zaman sebep sonuç ilişkisi yani illiyet bağıda oluştuğundan hile vardır denilebilir. Eğer hukuki işlem bu aldatma olmadan da yapılacak idiyse o zaman illiyet bağı yoktur. Hilede yoktur. Diyebiliriz.

b) Hilenin Hükümleri

İradeyi sakatlayan hata, hile, ikrah gibi sebeplerden birinin varlığı halinde yapılmış olan sözleşme hataya düşen, aldatılan ya da korkutulan kişiyi bağlamaz.

Bu defi suretiyle ileri sürülebileceği gibi, iptal davası açılması suretiyle de sözleş­menin iptalini gerektirir.

Bu sebeplerden biri ile yani irade fesadı ile sözleşme yapılmış olursa Borçlar Kanu­nunun 31. maddesinde yazılı bulunan bir yıllık süre içinde yanılanın, aldatılanın veya korkutulanın izin vermesi (icazet vermesi) veya yasal süreyi geçirmesi halinde geçerli bir sözleşmeye dönüşür.

1 – İcazet

İcazet verme, yenilik doğuran bir hakkın kullanılmasıdır. İcazet vermekle yeni bir işlem doğmaz ve fakat hata, hile ve ya ikrah ile malul olan sakat bir işlem sihhat ka­zanmış geçerli hale gelmiş olur.

İcazetin geçerli olabilmesi için bunun iradesi hata, hile veya ikrah ile zedelenmiş olan kimse tarafından verilmesi gerekir. BK.nun 31. maddesinde yazılı olan bir yıllık sürede bu yapılabilir. İcazet verilmesi sözleşmenin makabline şamil olarak hüküm do­ğurmasını sağlar.

2 – İptal

İptal tek taraflı bir hukuki işlemdir. Bu işlemle sözleşmenin bağlamasını önleyen yenilik doğuran bir hak kullanılmış olur. İptal beyanı bir kimsenin hata, hile veya ikrah ile yapılmış bir sözleşmeyi kabul etmediğini karşı tarafa bildirmesidir. Özel bir şekle tabi olmayan bu iptal beyanı karşı tarafa bildirilmekle hüküm ifade eder. Edimi ifadan ka­çınma, ifa ettiği edimi geri isteme ya da karşı tarafın ifasını kabul etmeme, halleri zım­nen iptal beyanı anlamı taşır.

İptal beyanı sözleşmenin sadece bir hükmüne ait olmayıp tümünü kapsaması gerekir,

Bu beyanın I yıllık süre içinde yapılması lazımdır. Sürenin başlangıcı hata ve hilenin öğrenildiği, korkunun ise ortadan kalktığı tarihtir.

Eğer karşı taraf beyanı aldığı edimi vermeye ve verdiğini de almağa yanaşmaz ise o zaman yargı yoluna başvurularak mahkeme kanalıyla iptal istenir. Konumuzu teşkil eden tapu iptali ve tescil davaları bu sebeple açılmış olur.

3 – Edimlerin Karşılıklı Geri Verilmesi

İrade fesadı ile iptal edilen sözleşmede taraflar edimleri karşılıklı olarak geri vermek zorundadırlar. Edimler açılacak istihkak davası yolu ile geri istenebilir.

Taşınmaz satışında tapu işlemi yapılmış olursa tapu iptali ve tescil davası açılır.

4- Tazminat

Aldatma ve korkutma sebebiyle sözleşmenin iptal edilmesi halinde kusurda var ise bunları yapan tazminat ödemek zorundadır

Sözleşme iptal edilmiş olursa aldatılan veya korkutulan bundan doğan zararı tazmin ettirebilir. Bu genel olarak menfi tazminattır. Yani aldatılma ve korkutulma ile söz­leşme yapmağa mecbur kalmasa idi hangi zararları olmayacaktıysa bu zararlar menfi tazminat olarak istenir. Sözleşme yapma masrafları vs.

Sözleşmeye icazet verilmiş olması durumunda kural olarak tazminat istenemez. Fa­kat sözleşmenin feshi aldatılan ya da korkutulanı daha büyük bir zarara sokacağı için icazet verilmiş olursa bu durumda BK.nun 31/2 maddesine göre tazminat isteyebilir.

Aldatma ve korkutmada bir yıllık süre geçmiş olmasına rağmen aldatılan ve korku­tulan kimse henüz edimini yerine getirmemiş olursa diğer tarafın dava açması üzerine bir yıllık süre geçtiği halde BK.nun 60. maddesi uyarınca her zaman aldatma ve korkut­mayı defi olarak ileri sürebilir.

Görev

Hile sebebine dayalı tapu iptali ve tescil davalarında görevli mahkeme dava değeri­ne göre belirlenir. 5.910 YTL. ye kadar olan davalar sulh hukuk mahkemesinde bu de­ğerin üstündeki davalar asliye hukuk mahkemesinde görülür.(HUMK.m.8/l)

Yetki

Yetkili mahkeme taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Eğer birden fazla taşın­maz dava konusu olursa bu durumda taşınmazlardan her hangi birinin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir.( HUMK.m.13 )

Davacı

Aldatılan kişi ya da onun ölümü halinde mirasçıları davacılık sıfatını taşır.

Davalı

Davalı aldatan kişi ya da mirasçılarıdır. Tapu iptali ve tescil davalarında davalı tapu malikidir.

Dava

Hile hukuksal nedenine dayalı açılacak tapu iptali ve tescil davası niteliği itibariyle bir eda davasıdır.

Süre

İrade fesadından doğan hata, hile ve ikrah davaları I yıllık hak düşürücü süre içinde açılmalıdır. Yasada öngörülen bu süre hata ve hilede öğrenme tarihinden, ikrahta ise korkunun kalktığı tarihten başlar.(BK.m.31)

Taraflar ileri sürmeseler bile hâkim bu süreyi re’sen nazara alır. Hâkimin dikkatin­den kaçması halinde Yargıtay’ca kendiliğinden nazara alınır.

Deliller

Hata, hile, ikrah davaları sonuç itibariyle irade fesadına dayalı davalar olduğu için tanık dahil her türlü delille ispatlanabilir. (HUMK.m.293/5)

Hâkim tarafların delillerini hasretmesini isteyerek mahallinde keşif icra etmek sure­tiyle taşınmazın sözleşme yapıldığı zamandaki değerini tespit ederek tarafların sübjektif durumlarını belirlemek amacıyla doktor raporu dâhil her türlü delile dayanabilir. Çünkü: yukarıda değinildiği gibi dava her türlü delille ispatlanabilir.

Hüküm

Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan deliller sonucu, davanın kabulüne ya da reddine karar verilir. Kabulüne karar verilirse o zaman davanın niteliğinin eda davası olduğu göz önünde bulundurularak davalı adına kayıtlı tapunun iptali ile davacı adına tescil kararı verilmesi gerekir.

Kararda HUMK.nun 388-389. maddelerinde yazılı unsurların bulunması gerekir. Ay­rıca tefhim edilen kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmamalıdır.

Hükmün tebliğinden itibaren; sulh hukuk mahkemesi kararları 8 gün ve asliye hu­kuk mahkemesi kararlan da 15 gün içinde temyiz edilebilir.

Temyiz yapılması halinde dosya gidiş dönüş masrafı, karşı tarafa yapılacak tebligat masrafı yanı sıra, nisbi temyiz harcıda yatırılır.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...