1-   Hatanın hükümleri

MADDE 23 – Akit yapılırken esaslı bir hataya duçar olan taraf, o akit ile il­zam olmaz.

2-   Hata Halleri

MADDE 24 – Esaslı hatalar hassaten şunlardır.

1 – Hata ettiğini iddia eden tarafın bir akit hakkında rızasını beyan eder­ken başka bir akit kastetmiş olması,

2-   Hata ettiğini iddia eden tarafın akitte makudünaleyhi teşkil eden şeyden gayri bir şeyi kastetmiş yahut üzerine borç alırken başlıca nazara aldığı şahısta yanılmış olması,

3 – Hata ettiğini iddia eden tarafın taahhüt ettiği ivazın kastettiği şey­den ehemmiyetli surette çok ve mukabil ivazın ehemmiyetli surette az olması,

4- Hata ettiğini iddia eden tarafça akdin lüzumlu vasıflarından olarak nazarı itibara alınmasına ticari doğruluğun müsait olduğu şeylerde hata et­miş olması,

Akdin yalnız saiklerine taalluk eden hata, esaslı değildir.

Adi hisap yanlışlığı akdin sihhatîni ihlal etmez. Bunlar tashih olunmakla iktifa olunur.

3-   Hüsnüniyet kaidelerine muhalif hareket davası

MADDE 25 – Hataya duçar olan taraf hüsnüniyet kaidelerine muhalif su­rette ona istinat edemez.

Bilhassa yapmayı kastettiği akdi diğer taraf icraya hazır olduğunu beyan ettiği takdirde, bu onun hakkında lüzum ifade eder.

4-   İhmal yüzünden hata

MADDE 26 – Akdin hükmünden kurtulmak için hata ettiğini iddia eden ta­raf, eğer hata kendi kusurundan ileri gelmiş ise, mukavelenin bu suretle fes­hinden mütevellit zararı tazmine mecburdur. Fakat diğer taraf hataya vakıf olmuş veya vakıf olması muktazi bulunmuş olduğu takdirde, tazminat lazım gelmez.

Eğer hakkaniyet icap ederse hâkim mutazarrır olan tarafın lehine daha fazla tazminat hükmedebilir.

5- Bir vasıtanın hatası

MADDE 27 – İki taraftan birinin rızası bir muhbir veya tercüman gibi di­ğer bir vasıta tarafından yanlış olarak naklolunduğu takdirde, hata hakkın­daki hükümlere göre muamele olunur.

IV- Akde İcazet İle Rızanın Fesadı Bertaraf Edilmesi

MADDE 31 – Hata veya hile ile haleldar olan yahut ikrah ile yapılan akit ile mülzem olmayan taraf iş bu akdi ifa etmemek hakkındaki kararını diğer tarafa seyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir seneyi geçirir ise, akde icazet verilmiş nazarıyla bakılır. Bu mehil, hata veya hilenin anlaşıldığı veya korkunun zail olduğu tarihten itibaren cereyan eder.

Hile ile haleldar olmuş yahut ikrah ile yapılmış olan bir akde icazet, zarar ve ziyan talebinden feragati istilzam etmez.

AÇIKLAMA

Hata, gerek doktrinde ve gerekse Yargıtay içtihatlarında çok değişik şekilde tarif edilmiştir. Hatanın daha iyi kavranması için bunlardan bir kaçını yazmakta yarar vardır.

Yanılma, günlük hayatımızda kendini gösteren bir tezahürdür. Bizim Bir şey hak­kındaki düşüncemiz o şeyin gerçek durumuna uygun olmadığı, yani bizim inandığımız, kabul ettiğimiz durum, gerçekte başka türlü olduğu takdirde yanılma vardır. “Hata iç irade ile beyan arasında meydana getirilen uygunsuzluktur.” Hata bir hukuki muamele yapılırken irade beyanında bulunan kimsenin düşünmediği, arzu etmediği bir husus için istemeyerek, iradesini beyan etmesi şeklinde tarif edilebilir.

Genel anlamıyla hata, gerçeğe uymayan bir bilgi ve düşünceye sahip olmayı ifade eder. Başka bir anlatımla hata kişinin sübjektif bilgi ve düşüncesiyle objektif hakikat arasındaki uyuşmazlıktır.

Borçlar Kanununun 23. maddesi akit yapılırken esaslı hataya düşen kişi o akitle bağlı olmaz, hükmünü getirmiştir. Öyleyse esaslı hata ne anlama gelir, başka hata çeşit­leri de var mıdır? Varsa bunlar nelerdir. Kısaca değinmekte yarar görmekteyiz.

Esaslı hata ile öteki hata çeşitleri şunlardır.

I- Hata Çeşitleri

  1. a) Esaslı Hata

Kanunda esaslı hatanın ne olduğu açıklanmamış sadece esaslı hataya düşen kişinin yaptığı akitle bağlı olmadığı 23. madde ile düzenlenmiştir. Ayrıca 24. madde ile de bazı esaslı hata halleri tek tek sayılmıştır. Burada sayılanlar tahdidi değil tadadidir. Yani esaslı hata halleri sayılanlarla sınırlı değildir. Bunların dışında kalan esaslı hata halleri de hayatın olağan akışı içinde her zaman görülebilir.

Doktrinde esaslı hatayı yazarlar şöyle tarif etmektedirler. “İrade ile beyan ara­sındaki fark beyan sahibi tarafından bilinseydi, beyanda bulunmayacağı ka­bul edilebilecek derecede önemli ise yanılma esaslıdır,

BK.nun 24. maddesinde sayılan hata halleri iki gurupta toplanabilir. Bunlardan bi­rinci gurup beyan hataları, ikinci gurup ise saik hatalarıdır.

  1. aa) Esaslı sayılan beyan hataları

1 – Sözleşmenin mahiyetinde hata

Borçlar Kanununun 24/1. maddesine göre: hata ettiğini iddia eden tarafın bir akit hakkındaki rızasını beyan ederken başka bir akdi kasdeylemesi halinde hatası esaslıdır.

Örneğin bir kimse bir tavsiye mektubu imzalamak isterken vekâletname imzalama­sı, taşınmazı kiralamak isterken onu satın alması halleri yasada belirtilen birer esaslı hata halleridir.

2 – Eşyada hata

Hata ettiğini iddia eden tarafın akidde makudunaleyhi teşkil eden şeyden gayri bir şeyi kast etmesi eşyada hatayı göstermektedir. Eşyada hata Borçlar Kanununun 24/2. maddede düzenlenmiştir. Örneğin Sony marka televizyon siparişi yerine hata yaparak Sanyo marka televizyon siparişi verilmesi eşyada hataya örnek gösterilebilir.

3 – Şahısta hata

Şahısta Hata da yine 24 maddenin 2 bendinde eşyada yanılma ile birlikte düzen­lenmiş esaslı bir hatadır.

Bir kimsenin akit yaparken kast ettiği kişiden başka bir kişiye yönelmesi şahısta ha­tadır. Örneğin bir kimsenin; Ahmet, yerine Mehmet ile sözleşme yapması veya Ali’ye telefon edeceği yerde, Ayşe’ye telefon etmesi birer şahısta yanılmadır.

4 – Miktarda hata

Maddenin 3 bendinde miktarda hata belirtildiği için miktarda hata esaslı hatalardan sayılmıştır. Örneğin bir kimse 10 kg. pirinç alacağı yerde, yanılarak 100 kg. almışsa miktarda hata söz konusu olar.

Ancak miktarda yanılma ile adı hesap hatalarını karıştırmamak gerekir. Örneğimiz­de 10 kg. pirinç için kilosu 2 YTL. den 20 YTL. Ödemesi gerekirken hata yaparak 10×2= 200 yazmışsa bu adi hesap hatası olur.

  1. bb) Esaslı sayılan saik hatası
  2. maddenin 2 fıkrasına göre “akdin yalnız saiklerine taalluk eden hata esaslı de­ğildir.” Bir kimse beyan ettiği şeyi gerçekten istemiş ve fakat kendisini bu beyana iten durum hakkında yanılmışsa saikte hata var demektir.

Yasa koyucu saikte hatayı esaslı bulmamış ve böyle yanılma hallerinde akti geçerli kabul etmiştir.

Örneğin, bir kimse avukatlık yapmak maksadıyla bir büro kiralasa, sonra avukatlık yapmadan vazgeçerek hâkimlik mesleğine geçse, bu durumda kira sözleşmesini boza­maz. Çünkü burada yapılan hata saikte hatadır.

Saikte hata eğer Eğer BK.nun 24.maddesinin 4.bendindeki koşullar oluşmuşsa o vakit esaslı vasıflarda hata olur ve sözleşmenin saik hatası yüzünden geçerliliğine etkili esaslı bir hata olur.

  1. b) Vasıtanın Hatası

Borçlar Kanununun 27. maddesinde düzenlenen vasıtanın hatasını Borçlar Kanu­nunda yer alan temsilci ile karıştırmamak gerekir. Temsilci temsil ettiği şahsın adına kendi iradesini ve beyanını açıklarken vasıta kendi iradesini açıklayamaz.

Hukuki anlamda vasıta bir şahsın irade beyanını başka bir şahsa ulaştıran kişiye denir. Kanunun tabiri ile muhbir veya tercüman birer vasıtadır.

Vasıtanın yanılması da yanılma hakkındaki hükümlere göre, işlem görür.(BK.m.27)

Vasıtanın yanılması esaslı ise, beyan sahibi yanılmayı öne sürme yetkisine sahip olur.

II-Hataya Dayanma Hakkının Sınırlanması

Borçlar Kanununun 25. maddesi Hatayı öne sürme hakkını sınırlamıştır. Buna göre hata yapan bu hatasına hüsnüniyet kurallarına aykırı bir surette dayanamaz. (BK.m.25/1)

Örneğin hataya düşen bir akitte menfaati çok az ise sırf diğer tarafı rahatsız etmek için bunu ileri süremez.

Hata yapanın bilhassa kastettiği akti diğer taraf yapmaya hazır olduğunu bildirirse bu akit onun hakkında lüzum ifade eder. (BK.m.25/2)

Örneğin bir kimse 500 YTL’lik bir mala hata ederek 1000 YTL verirse sözleşmeyi ip­tal etme hakkına haiz olur. Ancak karşı taraf 500 YTL vermesini kabul ederse hataya düşen artık akti bozamaz.

III-Hataya Dayananın Tazminat Ödemesi

Borçlar Kanunumuzun 26. maddesine göre sözleşmenin hükmünden kurtulmak için hataya düştüğünü ileri süren taraf, eğer hatası kendi kusurundan doğmuş ise aktin feshinden dolayı karşı tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür.

Karşı tarafa tazminat ödenmesi için karşı tarafın bir zararının doğmuş bulunması gerekir.

Fakat karşı taraf bu hatayı biliyor ya da bilmesi gerekiyorsa o zaman tazminat ödenmez.

Eğer hakkaniyet gerektiriyorsa hâkim zarar görene daha fazla tazminat ödenmesi­ne karar verebilir.

Maddede bahsedilen tazminat menfi zarar tazminatıdır. Hâkimin hakkaniyet üzere artıracağı tazminat ise müsbet zarar karşılığıdır, Yani hakkaniyet gereği hâkim sözleşme ifa edilmesi halinde zarar görenin elde edeceği gelirin tamamına veya ona yakın bir meblağa hükmedebilir. Eğer hata ağır ise hâkim bu yola gider.

Davanın Niteliği

Hata hukuksal sebebine dayalı açılan tapu iptali ve tescil davalarının niteliği eda davasıdır. Hataya (Yanılgıya) düştüğünü ileri süren davacı taşınmazın tapusunun iptali ile kendi adına dönüşünün sağlanması için tescil istemek zorundadır.

Ya da tapunun iptalini istemeyip uğradığı zararın tazminini isteyebilir Her iki halde de davanın niteliği eda davasıdır.

Görev

Görevli mahkeme dava değerine göre belirlenir.5.910 YTL. ye kadar değeri olan davaya sulh hukuk mahkemesi, bunun üstündekilere asliye hukuk mahkemesi bakar.

Yetki

Taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Eğer birden fazla taşınmaz söz konusu olursa bunlardan her hangi birinin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.

Davacı

Hata hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davalarında davacılık sıfatı hata­ya düştüğünü ileri süren kişi ya da onun ölümü ile mirasçılarına aittir.

Davalı

Davalı tapu maliki veya ölmüş ise mirasçılarıdır.

Süre

Hata sebebiyle akti feshetmek isteyen taraf 1 yıl içinde dava açmak zorundadır. Bir yıllık sürenin başlangıcı hatayı öğrendiği tarihtir. Bu süre hak düşürücü süredir. (BK.m.31)

Hâkim tarafından re’sen dikkate alınır.

Deliller

Hata hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davaları irade fesadına dayandı­ğı için tanık dâhil her türlü delille ispatlanabilir.

Hâkim davanın yasal süre içinde açılıp açılmadığına öncelikle bakar. Hataya düştü­ğünü iddia eden (yanılan) davayı öğrendiği tarihten itibaren en geç bir yıl içinde açmış olmalıdır. Bu süre hak düşürücü süre olduğu cihetle karşı tarafın ileri sürmesine gerek olmaksızın hâkim tarafından kendiliğinden nazara alınır.

Süresinde açılan bir davada mahkeme hatanın gerçekleşip gerçekleşmediğinin tes­pitine yönelecektir.

Bunun için hatanın esaslı olup olmadığı keşif yapılarak tespit edilir. Esaslı ise ge­rek dürüstlük kuralları uyarınca Objektif unsur ve gerekse yanılanın- aldananın (Hata edenin) şahsından kaynaklanan sübjektif unsurun oluşup oluşmadığına bakar. Her iki unsur birlikte gerçekleşmiş olursa bu durumda davayı kabul eder. Aksi takdirde dava reddedilir.

Hüküm

Davanın süresinde açıldığı, hatanın varlığı ve esaslı olduğuna kanaat getirirse hâ­kim davanın kabulüne karar vermelidir. Bu karar (makable şamil) yani geçmişe dö­nük olarak hüküm ifade eder. Tapunun iptali ve davacı adına tescile karar verilir. Dava nispi harca tabi olduğu için davanın kabulü halinde nispi harç alınır.

Eğer hata yoksa veya esaslı değilse, ya da esaslı olmakla birlikte objektif ve süb­jektif unsurlar birlikte gerçekleşmemiş ise veya süresinde açılmamışsa o zaman davanın reddine karar verilmelidir.

Hüküm HUMK.nun 388. ve 389. maddelerinde yazılı unsurları taşımalıdır. Tefhim edilen kısa karar ile gerekçeli karar birbirine uymalıdır. Aralarında çelişki olmamalıdır.

Hükmün tebliğinden itibaren sulh hukuk mahkemelerinde 8 gün, asliye hukuk mahkemelerinde 15 gün içinde temyizi kabildir.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...