FAZLA ÇALIŞMANIN TANIMI VE KOŞULLARI

Fazla çalışma, çalışma süresi kavramının ortaya çıkışı ve işçinin korunması bakımından sınırlandırılması gereğinin sonucu olarak İş Hukukunda söze konu olan bir kavramdır. 1475 sayılı İş Kanununda fazla çalışmanın tanımı yapılmamıştı. Bu konuda öğretide yapılan en kapsamlı tanıma göre fazla mesai, üretimin arttırılması, üretim faaliyet­lerindeki aksamaların önlenmesi, işletme ve toplumun bazı ivedi ihti­yaçlarının karşılanması amacıyla normal iş süreleri üzerinde yapılan çalışmalardır.

1475 sayılı İş Kanunun yürürlükte olduğu dönemde öğretide çoğun­lukla günlük iş süresinin üzerindeki çalışmalar fazla çalışma olarak de­ğerlendirilmekte ve ayrıca haftalık 45 saatlik çalışma süresinin aşılması­nın gerekmediği görüşü benimsenmekteydi.

Yargıtay da, istikrarlı biçimde haftalık 45 saati aşan çalışmaları fazla çalışma olarak kabul etmiş, günlük iş süresinin aşılmış olmasını yeterli görmemiştir. 4857 sayılı İş Kanunu bu tartışmaya son noktayı koymuş ve fazla çalışmayı haftalık 45 saati aşan çalışma olarak tanımlamıştır,

a) Denkleştirme Uygulaması ve Fazla Çalışma

Haftalık 45 saatin aşılıp aşılmadığı saptarken, o işçiye denkleştirme uygulanıp uygulanmadığına bakılmalıdır. Eğer denkleştirme uygulan­mıyorsa, somut olarak her bir haftada 45 saatin aşılması gerekli ve yeter­lidir. 45 saatin üstünde bir süreyle örneğin, 55 saat çalışılması halinde o işçinin bu hafta 45 saati aşan süre (örnekte 10 saat) fazla çalışma yaptığı kabul edilir. Ancak bu haftaya denk gelen (yani bu hafta yapılan) bir telafi çalışması varsa, telafi çalışması süresi hesaba katılmaz. Örneğin işçinin bu hafta, geçmiş haftalarda çalışmadığı 12 saati telafi etmesi ge­rekmektedir. Böyle bir işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı saptanır­ken, o hafta çalıştığı toplam süreden telafi ettiği süre çıkarılır. Geriye kalan süre 45 saati aşıyorsa aşan süre kadar fazla çalışma yapılmış de­mektir.

Buna karşın denkleştirme esasının uygulandığı hallerde, somut ola­rak her bir haftada haftalık 45 saatin aşılıp aşılmadığına bakılmaz. Önemli olanı, denkleştirme dönemindeki toplam çalışmanın bir haftaya düşen ortalama süresinin 45 saati aşıp aşmadığıdır. Böylece denkleştirme dönemindeki bazı haftalar (günde 11 saati aşmama kuralını dikkate ala­rak) 45 saatin üstünde (belki de 66 saat) çalıştırırken, kimi haftalarda 45 saatin altında çalıştırılabilmektedir. Böyle hallerde, her bir haftadaki çalışmada 45 saatin altındakini normalden az çalışma olarak göremeye­ceğimiz gibi 45 saati aşanın da fazla çalışma olarak yorumlanmaması gerekir.

Tüm bu söylenenlerden sonra denkleştirme sisteminin uygulandığı hallerde fazla çalışma yapılıp yapılmadığı saptanırken şöyle bir sıra ve formül önerilebilir.

  1. Önce denkleştirme dönemindeki toplam çalışılan süre bulunur. Fakat, bu döneme rastlayan bir telafi çalışması varsa (örneğin 12 saat gibi) bunu denkleştirme döneminde toplam çalışma süresine katamayız. Zira bu çalışma, geçmişteki bir sürenin çalışmasıdır.
  2. Sonra denkleştirme dönemindeki çalışmaların o dönemdeki bir haftaya düşen ortalaması saptanır (ortalama haftalık çalışma süresi). Bunun formülü şudur:

Kazanıldığı tarihten değil, akdin sona erdiği tarihten itibaren 5 yıllık süreyi anlatacaktır. Eğer bu 5 yıllık süre dolmadan işçi aynı işveren yanında yeniden çalışmaya başlarsa, zamanaşımı da duracak, bu hizmet akdi nihayet bulduğunda yeniden işlemeye başlayacaktır. Ancak, 5 yıllık za­manaşımı süresi hizmet akdi sona erdikten itibaren işlemiş ve dolmuş, işveren de zamanaşımı defi ileri sürmüşse; bu durumda işçinin normali aşan çalışma ücreti alacağı reddedilecektir. Buna karşın, zamanaşımı süresi dolsa bile borçlu zamanaşımı savunmasında bulunmamışsa, yar­gıç alacağın ödenmesine hükmedecektir. Zira zamanaşımı savunması bir itiraz değil “defi” olup, hakim tarafından kendiliğinden dikkate alınmaz (BK.140).

CategoryMakale
Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat