1- Açıklama

Hemen belirtelim ki incelenen el atmanın önlenmesi davası mülkiyet hakkına dayanan el atmanın önlenmesi davasıdır. Çünkü kaynağını Medeni Kanunumu­zun 683. maddesinden almaktadır.

Ayni Kanunun 983. maddesinde düzenlenen zilyetlikte el atmanın önlenmesi davası ile karıştırmamak gerekir.

Yeni Medeni Kanunda El atmanın önlenmesi ibaresi kullanılmış olup, bu ibare meni müdahalenin tam karşılığı değildir. Çünkü el atmanın önlenmesi tabiri daha çok el atıl­madan önce onun önlenmesi el atılmaya fırsat verilmemesi çağrışımını yapmaktadır. Bizce tam karşılığı el atmanın yok edilmesi, sona erdirilmesi yani ortadan kaldırılması anlamına gelen El atmanın giderilmesi olmalıdır.

Öyleyse el atmanın önlenmesi davası; mülkiyet hakkına vaki saldırının ya da müda­halenin önlenmesi olarak tanımlanabilir.

El atmanın önlenmesinden maksat, malına haksız olarak müdahale edilen ve onu kullanmasına engel olunan malikin bu engellemeyi bertaraf etmesinin sağlanmasıdır.

Müdahale maddi olabileceği gibi başka şekillerde de ortaya çıkabilir. Greve katılan işçilerin fabrikadaki makinelere el koyması ya da bu işçilerin işverenin aracının önünü kesip seyir halinin engellenmesi şeklinde olabileceği gibi, taşınmazdaki mahsulün haksız olarak toplanması veya izinsiz olarak binaya girilip oturulması, idarenin kamulaştırma yapmaksızın bir taşınmazdan fiili yol geçirmesi vs. halleri birer el atma örnekleridir.

Medeni Kanunun 718. maddesi taşınmaz mülkiyetinin kapsamını açıklamış. Arazi üzerindeki mülkiyetin kullanılmasında yarar olduğu Ölçüde, üzerindeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsayacağını belirtmiştir.

Öyleyse, bir taşınmazın üzerinden örneğin kamulaştırma yapmaksızın geçirilen enerji nakil hattı ya da altından geçirilen su ya da petrol boru hatları da bir el atmadır.

Yine Medeni Kanunun 684. maddesinde bütünleyici parça (Mütemmim cüz),685. maddesinde doğal ürünler ve 686. maddesinde eklentilerden bahsedilmiş olup, bunlarda mülkiyet hakkının kapsamı içinde düşünülmüştür. Bunlara vaki el atma örneğin taşın­maz üzerindeki ağaçların meyvelerinin toplanması veya taşınmazdan çıkan başka ürünlerin malikin rızası dışında alınması veya taşınmazdan çıkan kaynak suyunun boru döşenerek kendi arazisine götürülmesi birer el atma örneğidir.

İşte bütün bu örneklerde görülen fiili duruma son verilmesi ve tekrar malikin zilyetı mülkiyet hakkına dayanarak yeniden malike geri ve eski haline döndürülmesi için

Bu davada verilecek karar el atmanın önlenmesi şeklinde olmalıdır. Yoksa malın kendisine ait olduğunun tespitinin istenmesi, ya da bu yönde karar verilmesi eda davası olmayıp bir tespit davası olacağı için el atmayı önleyemez.

2 – Davanın Niteliği

El atmanın Önlenmesi davası niteliği itibariyle bir eda davasıdır. Davacı bu davayı açmakla kendi malına vaki olan saldırı ve tecavüzün sona erdirilmesini ve kaybettiği zilyetliğine yeniden kavuşmasını ister.

Mal için mülkiyet nizası çıkarma (muaraza) halinde, muarazanın men’i davası açılır. Ayni zamanda bu bir el atmanın önlenmesi davası anlamı taşımaktadır. Bu sebepledir ki her el atmanın önlenmesi muarazanın men’i olmaz ve fakat her muarazanın men’i iste­ğinde ayni zamanda bir el atmanın önlenmesi isteği de mevcuttur.

3- Görev

El atma davalarında görevli mahkeme dava değerine göre Sulh ya da Asliye hukuk mahkemesidir.

Kademeli davalarda değeri fazla olan davaya göre görev belirlenir. Eğer kademeli davalardan birinin değeri para ile gösterilmişse bu durumda değer bu paraya göre belir­lenir. Kat mülkiyeti kanununda Sulh mahkemesi görevlidir.

Taşınmaz üzerinde bina ya da ağaç gibi benzeri muhdesatlar varsa bunların değeri ile zeminin değeri toplanarak dava değeri ve görevli mahkeme belirlenir.

4 – Yetki

El atmanın önlenmesi davalarında yetkili mahkeme davalının ikametgâh mahkemesidir. Davalının ikametgâhı belli değilse Türkiye de en son ikamet ettiği yer mahkemesidir. Davalılar birden fazla olursa bunlardan her hangi birinin ikametgâh mahkemesi yetkilidir.(HUMK.m.9)

Eğer el atılan şey bir taşınmaz ise o zaman taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.(HUMK.m.l3)

Birden fazla taşınmaz söz konusu olursa, bunlardan her hangi birinin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.

Asıl davaya bakmağa yetkili olan mahkeme karşılık davaya bakmağa da yetkilidir. (HUMK.m.14)

Diğer yetki kuralları iptidai itiraz olarak öne sürülmesine ve sözleşme ile yetkili mahkemeyi tarafların tayin etme yetkilerinin bulunmasına (HUMK,m.22) karşılık, taşınmaz mallarda yetki kuralı kamu düzeninden olup, taraflar ileri sürmezse bile mahkeme­ce re’sen nazara alınır, mahkemenin gözünden kaçması halinde ise Yargıtay tarafından kendiliğinden (re’sen) dikkate alınır.(HUMK. m.23)

Mahkemenin “Yetkisizlik kararı” vermesi halinde bu kararın kesinleşmesinden itibaren 10 gün içinde davacının masrafını ödeyerek yetkili mahkemede karşı tarafa tebligat çıkarması gereklidir. Bu süre geçtikten sonra tebligat masraflarını verir ya da hiç vermezse bu durumda davanın açılmamış sayılmasına karar verilir .(HUMK.m.193)

5 – Davacı

Kural olarak, mülkiyete dayalı el atmanın önlenmesi davasını malik ya da malikin mirasçıları açar.

Ancak dava konusu şeyde el birliği mülkiyeti varsa, örneğin dava konusu taşınmaz davacıya miras kalan bir taşınmaz ise ve davacıdan başka mirasçılarda varsa o zaman ya bütün mirasçıların davayı birlikte açmaları ya da açılan davaya muvafakat etmeleri buda olmazsa Medeni Kanunun 581. maddesi uyarınca miras şirketine mümessil tayini gerekir.

El atmanın önlenmesi davasını aşağıda yazılı durumlarda şu şahıslar açabilir.

Medeni Kanunun 715. maddesinde yazılı sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadı Aksi ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sular ile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar gibi tarıma elverişli olmayan yerler ve buralar­ dan çıkan kaynaklar ile dere, ırmak, gibi umuma ait sular ile dere yatakları, belediye hudutları dışında kalan umumi yollar, boşluklar, kıyılar, Ormanlar, sazlık ve bataklık alanlar ile mer’a yaylak ve kışlaklar hakkında el atmanın önlenmesi davasını açma yetki­si Hazineye aittir.

Tarım ve orman bakanlığı her ne kadar meraların tahsis işi ile yetkili kılınmış ise de bu bakanlığın el atmanın önlenmesi davası açma hakkı olmadığı Yargıtay kararları ile sabittir. “

  1. Hayvanlarını otlatarak yararlandığı Mera, kışlak ve yaylak ile köy yolları, köy meydanları, köy boşlukları, köy pazarı, mezarlık, panayır yerleri vs. ile ilgili el atmanın önlenmesi davası açma hakkı Köy tüzel kişiliği ne aittir.
  2. Belediye hudutları içerisinde bulunan meralar, yol, meydan park ve mezarlık gibi yerler hakkında Belediye başkanlığı el atmanın önlenmesi davasını açabilir.
  3. Umumi yol, meydan, Mer’a kışlak, yaylaklarda ve benzeri yerlerde kadim kul­lanma hakkı olanlar dava aç Ancak kadim yararlanma hakkı olmayan kimseler bu davayı açamazlar. Çünkü; Bu gibi yerlerin korunması görevi öncelikle Hazine, belediye ve köy tüzelkişiliğine verilmiştir. Ancak bu yetki sahipleri koruma görevini yapmadıkları takdirde örneğin köy muhtarı meraya tecavüz ettiği takdirde köy halkından her hangi bir kişinin bu davayı açmasında hukuki yarar olduğu uygulamada kabul edilmiştir. Yoksa kadim kullanma hakkının olmaması durumunda normalde bu davayı fertlerin açması mümkün değildir.

Yukarıda yazılı bulunan kadim kullanma ve yararlanma sebebiyle, anılan taşınmaz­lar için ister belediye hudutları içinde, isterse köy sınırları içinde olsun bunlardan yarar­lanan şahıslar da el atmanın önlenmesi davasını açabilirler. Örneğin köydeki içme suyuna vaki müdahaleye karşı, köyden her hangi bir kimse el atmanın önlenmesi davası açabilir.

Meraların mülkiyeti hazinenin ve fakat kullanma (intifa) hakkı bundan yararlanan köyün olduğu için meradan yararlanan kadim hakkı olmayan her hangi bir kimse el atmanın önlenmesi davası açamaz. Davayı köy tüzel kişiliği ya da hazinenin açması gerekir.

6 – Davalı

El atmanın önlenmesi davası el atan kimse ya da kimselere karşı açılır. Yani el at­manın önlenmesi davasında davalı, mülkiyet hakkına el atan, yararlanma, denetim ve gözetim hakkını engelleyen veya mülkiyet hakkını başkasına zarar verecek ölçüde aşırı kullanan şahıs ya da şahıslardır.

Davalı el attıktan sonra ve fakat henüz dava açılmadan önce ölmüş ise, mirasçıları el atmayı sürdürüyor ise, bu durumda el atan mirasçılar olacağı için onlar aleyhine el atma davası açılır.

Dava açıldıktan sonra davacı ya da davalı ölmüş bulunursa o zaman veraset ilamı çıkarılarak mirasçılar davaya dâhil edilir. Dava bu şekilde çözümlenir.

El atmanın önlenmesi yanında kal (yıkım) istenirse ve binayı yapan şahıs başka bir şahıs ise, o vakit bu kişinin de davalı olarak gösterilmesi gerekir.

Ancak birden fazla şahıs el atmış olursa bunların tümünü birden davalı göstermek zorunluluğu yoktur. Dava dışı kalanlar için verilen hüküm geçerli olmayacaktır.

Dava açıldıktan sonra müddeabih bir başkasına temlik edilmiş ise, bunu alan şahsa dava yöneltilir. (HUMK. m. 186)

7 – Dava Açma Süresi

Kural olarak, mülkiyet hakkına dayalı el atmanın önlenmesi davası ayni bir haktan kaynaklandığı için bu davayı açma her hangi bir süreye bağlı değildir. Bu sebeple el atma sürdükçe dava açma imkânı mevcuttur.

Ancak her kuralda olduğu gibi burada da karşımıza istisnalar çıkmaktadır. Örneğin Medeni Kanunun 725. maddesine göre: taşkın inşaatta taşınmaz maliki, bunu öğrendiği tarihten itibaren 15 gün içinde itiraz etmediği takdirde, iyi niyetli inşaat sahibi, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım üzerinde irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın mülkiye­tinin kendisine verilmesini isteyebilir.

8 – Dava Harcı

El atma davası nisbi harca tabidir. Dava açılırken davacıdan dava değerinin %0 54’ü oranında hesaplanan nisbi harcın Va’ü peşin harç olarak alınır. Ayrıca her yıl bütçe kanunları ile tespit edilen başvurma harcı alınır.

Davanın sonucunda hesaplanan karar (ilam) harcı tutarından dava açılırken yatı­rılan peşin harç mahsup edildikten sonra kalanı bakiye ilam harcı olarak yatırılır. Son­ra tarafların sayısına göre posta pulu davacı tarafından verilerek karar tebliğe çıkarılır.

Harçlar Kanunun 13. maddesinin j bendine göre bakanlıklar harçtan muaftır.

9 – Delillerin Değerlendirilmesi

Mahkemece el atmanın önlenmesi davasında tarafların, iddia ve savunmaları ile hasrettikleri deliller, ışığı altında gerekli inceleme ve araştırma yapılır. Tapu kaydı, tanık, bilirkişi, keşif, yemin VS. tüm deliler birlikte değerlendirilir.

Bu davada davacı kendisine ait mülkiyet hakkını ve davalının bu hakka vaki saldırı­sını ispatlamak zorundadır. Davalı ise saldırıda haklı olduğunu örneğin o şeyi kiraladığı­nın itirazını ispatlamalıdır.

Bunun için o şey üzerinde keşif yapılır. Taşınmaz davalarında; Valilik ya da Kay­makamlıktan taşınmazı bilen yaşlı ve tarafsız 5 kişilik mahalli bilirkişi listesi istenir.

Gelen listeden taraflar ittifak ederlerse üzerinde ittifak edilen şahıs ya da şahıslar bilirkişi seçilir. Taraflar anlaşamazlarsa o zaman hâkim re’sen (kendiliğinden) en az 1 en çok üç kişiden oluşan bilirkişi seçer.(HMUK.m.276.)

Eğer aralarında ihtilaf çıkmaz ise iki kişide seçilebilir.

Mahallinde yapılan keşifte ölçekli kroki tanzimi için Kadastro fen elemanı da bulun­durulur. Eğer tarım arazisi ise bir ziraat mühendisi, arsa ya da bina ise inşaat mühendisi olmak üzere teknik bilirkişide bulundurulur.

Taşınmaz, tarım arazisi olup da üzerinde bina varsa hem ziraat mühendisi ve hem de inşaat mühendisi olmak üzere iki teknik bilirkişi dinlenir. Tapu kaydı, varsa kroki ve vergi kaydı, gerekirse taşınmazın bulunduğu yere göre imar planı ve eğer bina ise projesi uygulanmak suretiyle bilirkişi ve tanıklar taşınmazın başında dinlene­rek keşif yapılır.

Tapu maliki davacıdan başka şahıs ise aralarındaki irtibatı kurmak için veraset ilamı istenir.

Mera uyuşmazlıklarında tahsis kararı ya da kadim meralık iddiası araştırılır. Bu da­valarda taraf köyler dışında çevre köylerden seçilecek bilirkişi ve tanıklar marifetiyle keşif icra edilir. Mera davalarında köy hudutnamelerinin uygulanma zorunluluğu Yargı­tay’ın 31.5.1965 gün ve 4/2 sayılı tevhidi içtihat kararı ile kaldırılmıştır.

Kadim meralık iddiası, bilirkişi ve tanık anlatımları ile ispatlanır. Kadim mera iddia­sında bulunan köy muhdes köy (sonradan kurulan köy) olmamalıdır. Eğer sonradan kurulmuş olursa o zaman kadimlik iddiasında bulunamaz. Ancak Muhdes köy başka bir köyden ayrılmış olup ta evvelce ayrıldığı köy ile birlikte dava konusu merayı kullanmakta idiyse o zaman kadimlik iddiası söz konusu olabilir.

Bir köye ait meranın kadastro çalışmaları sırasında başka bir köyün kadastro sınırla­rı içinde bırakılması o köye bir hak kazandırmayacağı gibi, meradan yararlanan köyün hakkını da ortadan kaldırmaz. Bundan başka merayı kullanan köyün komşu köy hayvan­larının otlamasına ara sıra müsamaha etmeleri o köye kadimlik hakkı kazandırmaz.

Keşifte taşınmazın değeri de tespit olunur.

Bilirkişi raporları yeterli görülmezse ek rapor alınır. Bu raporlarda yeterli olmadığı takdirde ikinci keşif yapılır Kadastro bilirkişisi ölçekli krokisinde müdahale edilen kısmı tarayarak renklendir­mek suretiyle belirtir.

Bu keşif sonucu; bilirkişi beyanları, tanık anlatımları ve sair delillere dayanarak mahkeme hükmünü verir.

Tespit edilen değere göre harç noksan yatırılmışsa noksan harç ikmal ettirilir.

10 – Hüküm

Mülkiyete dayalı el atmanın önlenmesi davasında; Dava ispatlanırsa davanın ka­bulüne, kısmen ispatlanırsa davanın kısmen kabul kısmen reddine ve ispatlana­maz ise davanın reddine karar verilir.

Davanın kabulüne karar verilirken mülkiyetin tespiti yeterli olmayıp, el atmanın ön­lenmesi ibaresinin kararda açıkça yazılması gerekir. Eğer bu yazılmaz ise karar lazımül icra bir karar olmaz. Bunun sonucu olarak ta davacı kararını icraya koyarak el atmanın önlenmesini isteyemez.

Mahkeme kararının hüküm kısmında tarafların talep sonuçlarından her biri hakkında ve­rilen hüküm ile tarafların hak ve yükümlülüklerinin birer birer açıkça yazılması gerekir.

Kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan harç ile harcanan dava giderleri ve karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinden ibaret olan masraflar ise kaybedilen ve kazanı­lan oranlar ışığında taraflara yüklenir.

11 – Temyiz

Meni müdahale davaları sonunda verilen kararlar Yargıtay denetimine tabidir.

Sulh Hukuk Mahkemeleri tarafından verilen kararlar tebliğ tarihinden itibaren 8 gün (HUMK.m.437), Asliye Hukuk Mahkemesi kararları ise tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde temyiz olunabilir.(HUMK.m.432)

Davada haklı çıkan tarafta, hukuki yararı bulunmak şartıyla hükmü temyiz edebilir.

Temyiz dilekçesi karşı tarafın sayısından bir fazla olarak yazılır ve hükmü veren mahkemeye verilir. Eğer temyiz eden başka bir yerde bulunuyorsa dilekçeyi oradaki mahkeme aracılığı ile hükmü veren mahkemeye gönderir.

Temyiz eden kişiden tebligat masrafları, dosya gidiş dönüş masrafı ve müddeabihin binde 54 ünün dörtte biri peşin temyiz harcı olarak alınır,

Temyiz dilekçesi karşı tarafa tebliğ edilir. Karşı taraf 10 gün içinde buna karşı ce­vabını verir.

Karşı tarafın cevabi dilekçesi geldikten ya da 10 günlük yasal süre geçtikten sonra bir dizi pusulası yapılarak dosya Yargıtay ilgili dairesine gönderilir.(HUMK.433)

HUMK.nun 427/2. maddesinde yazılı miktarın altında olan kararlar kesin olup tem­yize tabi değildir.

Süre geçtikten sonra verilen temyiz dilekçesi ile kesin kararlar için verilen temyiz dilekçesi reddedilir. Bu ret kararının tebliğinden itibaren 7 gün içinde ret kararı temyiz edilebilir. HUMK.m.432)

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...