ÇEKİN UNSURLARI

Çeklerin keşidesi ve şekline ilişkin (unsurlar) Türk Ticaret Kanunu madde 692’de düzenlenmiştir. Maddeye göre,

Çek:

  1. “Çek” kelimesini ve eğer senet Türkçe’den başka bir dille yazılmış ise o dilde “Çek” karşılığı kullanılan kelimeyi;
  2. Kayıtsız ve şartsız muayyen bir bedelin ödenmesi için havaleyi;
  3. Ödeyecek kimsenin “muhatabın” ad ve soyadını;
  4. Ödeme yerini;
  5. Keşide gününü ve yerini;
  6. Çeki çeken kimsenin (keşidecinin) imzasını;
    ihtiva eder.

Çek ile ilgili hükümler TTK.nun 692. maddesinden itibaren 730. maddesine kadar olan hükümler arasında düzenlenmiştir. Ayrıca, 19.3.1985 gün ve 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun ile de bazı hükümler kabul edilmiştir

Türk Ticaret Kanunu çekin tanımını yapmamıştır. Ancak, TTK.nun 692. maddesi çekin unsurlarını ayrıntılı olarak düzenlemiş bulunmaktadır. Bu madde içeriğinden anlaşılacağı gibi çekin unsurları şunlardır:

Çek” Sözcüğü Senet, Türkçe yazılmış ise, “çek” kelimesini ve eğer senet Türkçe’den başka bir dille yazılmış ise o dilde “çek” karşılığı olan kelimeyi içermelidir. 3167 sayılı Yasa, çek defterlerinin nasıl olması gerektiğini hükme bağlamıştır. Bu Yasa, 26.2.2003 tarihli ve 4814 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla (Kısaca 4814 sayılıKanun) değiştirilmiştir. 3167 sayılı Yasanın değişik 3. maddesine göre, bankalar çek defterlerinin bulunduğu şubelerinin adını, hesap numarasını ve hesap sahibinin vergi kimlik numarasını yazmak zorundadırlar.

TTK.nun 692. maddesinde açık bir hüküm yok ise de, poliçe ve bonolarda olduğu gibi, çek kelimesinin senet metninde yer alması gerekir.

Çek, kayıtsız ve şartsız belirli bir bedelin ödenmesi için havaleyi içermelidir. Çek bedelinin Ödenmesi şarta bağlanmış ise, bu senet çek sayılamaz. Ödenmesi gereken bedel, yazı veya rakam yahut yazı ve rakam olarak birlikte üzerinde gösterilir. Tahrifat olmaksızın yazı ve rakam ile ifade edilen bedelde fark olursa, yazı ile ifade edilen bedele itibar olunur. Tahrifat varsa, bu bedellerden hiçbirisine itibar edilemez. Fakat, çeki borçlu, yani keşideci yazmış ve onun tarafından tahrif edilmiş ise, bu takdirde keşidecinin yazdığı en yüksek bedele itibar edilir.

Çekin zorunlu unsurları açıklanırken. “……………. muayyen bir bedelin ödenmesi için havaleden söz edilmiş ve fakat bu bedelin Türk Lirası olacağı hakkında bir kurala yer verilmemiştir. Ancak, TTK.nun 714. maddesinin dikkate alınması halinde, bu bedelin Türk Lirası olduğu sonucuna varılması gerekmektedir. Demek ki, çek hesabının Türk Lirası üzerinden açılması ve çekin de Türk Lirası üzerinden yazılması olağan bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bununla beraber, uygulamada çeklerin yabancı para üzerine de yazıldığı görülmektedir. TTK.nun 71.4. maddesine göre, yabancı para üzerine de çekler düzenlenebilir. Yabancı, para üzerine çek düzenlenebilmesi için kural, çek hesabının yabancı para olarak açılması gerekir. Yargıtay uygulamasında, Türk Lirası üzerine içilmiş hesaplara yabancı para çekleri dahi düzenlenebileceği kabul edilmiş bulunmaktadır.

TTK.nun 694. maddesine göre, Türkiye’de ödenecek çeklerde, muhatap olarak ancak bir banka gösterilebilir. Başka bir söyleyişle, çekte muhatap sadece bir banka olabilir. Bankadan ayrı, gerek gerçek ve gerekse tüzel kişi üzerine çekilen çek, ancak bir havale hükmündedir. TTK.nun 692. maddesinde de, muhatabın ad ve soyadından söz edilmiş ise de, bankanın soyadının olmayacağı açık ve seçiktir.. Bunu ad olarak anlamak gerekir.

Çekte ödeme yerinin gösterilmesi zorunlu bir unsur değildir. Ödeme yeri gösterilmemiş ise, çekte muhatap olarak gösterilen bankanın adının yanında yazılı olan yer Ödeme yeri sayılır. Bu yer de gösterilmemiş ise, çek muhatabın iş merkezinin bulunduğu yerde ödenir (TTK. m. 693). Söz gelimi, çekte sadece T. İş Bankası A.Ş. denmiş ise, bu çek T. İş Bankası’nm Ankara’da bulunan merkez şubesinde ödenir.

Ödeme yeri gösterilirken sadece yerin gösterilmesi yeterlidir. Ayrıca adresin gösterilmesi gerekmez. Söz gelimi: Ankara, Çankaya veya Altındağ gibi.

Keşide yeri bazı hallerde kısaltılmış olarak da gösterilmektedir. Söz gelimi “Ankara” sözcüğü “Ank”, “İstanbul” ise “İst” biçiminde gösterilmektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, çeklerde keşide yerinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde anlaşılabilir olması koşulu ile kısaltılmış olarak yazılması halinde, çekin sadece keşide yerinin kısaltılmış olarak yazılmış bulunması nedeniyle geçersiz sayılamaz. Bu içtihadın ışığında, Yargıtay, “Ank” kısaltılmasını “Ankara”, “B.Eski”yi “babaeski”, “İst’i “İstanbul”, “K.bey”i “karacabey”, “T.dağ”ı “Tekirdağ”, “Y.şakran”ı “Yeni şakran”, “Z. dağ”ı “Zeytindağ” ve “Znog”ı da “Zonguldak”ı ifade ettiğini kabil etmesi karşısında “Aks”, “Arıt”, “Blk”, “Bnd”, “Dnz”, “Erz”, “Esk”, “İzr”, “Trb”, “Uşk” ve A.Ova” kısaltmalarının, keşide yerini belirtemeyeceğini karara bağlamıştır.

Çekin   ibrazına   karşın,   bu   çekin   muhatap   bankada   karşılığı   bulunmaması nedeniyle   ödenmemesi durumunda,   genellikle   uygulamada   çek   hamili,   bu   çeke dayanarak, mahkemeden ihtiyati haciz kararı verilmesini istemektedir. Bu ihtiyati haciz istemi, acaba hangi mahkemede karara bağlanacaktır. İİK.nun 258/1 maddesine göre, ihtiyati hacize, yine bu Yasanın 50. maddesi uyarınca yetkili mahkeme karar verecektir. Bilindiği üzere ihtiyati haciz de, bir tür ihtiyati tedbirdir. Fakat, ihtiyati naçizin koşullan ve etkileri, ihtiyati tedbire göre farklıdır. İhtiyati tedbir için, HUMK.nun 104/1 maddesinde, özel bir düzenleme getirilmiştir. Bu düzenlemede, dava açılmamış ise, ihtiyati tedbirin en az giderle ve en çabuk nerede yerine getirilmesi olanaklı ise, ihtiyati tedbire o yerde karar verilebileceği öngörülmüştür. Eğer dava açılmış ve bu davada veya dava açıldıktan sonra ihtiyati tedbir karan verilmesi istenmiş ise, davanın açıldığı yer mahkemesi ancak ihtiyati tedbir kararı verir (HUMK. m. 104/2). Kanımızca, bu kural, ihtiyati haciz için uygulanamaz. Çünkü, HUMK.nun 104/1 maddesinde aynen “Haczi ihtiyatiden maada talep olunan ihtiyati tedbiri erden…”söz edilmiştir. Yani, bu madde, sadece, ihtiyati tedbirler için uygulanabilir, Anılan maddenin 1. ükrasmda, ihtiyati tedbirler için olduğu kabul ile açıkça, ihtiyati haciz bakımından uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu durumda, ihtiyati tedbirler için Yasa koyucu bir yetki kuralı getirmediği ve ancak, ihtiyati tedbirin bir türü olan ihtiyati haciz için bu kuralın uygulanmasını ayrık tuttuğu anlaşılmıştır.

İhtiyati haciz için yetkinin söz konusu olduğu, yani ihtiyati hacze yetkili yer mehkemesinin karar vereceği, Yasa koyucu tarafından benimsenmiştir (258/1). Bu kural uyarınca,  yetki  hususu  İİK.nun  50.  maddesine göre saptanacaktır.   İhtiyati  hacize uygulamada, genellikle diğer taraf, yani borçlu dinlenmeksizin karar verilmektedir (İİK. m. 25&İT). Bu durumda, uygulamada duraksama yaratan bir husus ortaya çıkmaktadır. Acaba, çek hamilinin yaptığı ihtiyati haciz başvurusunda, yetki hususu, mahkemece resen gözönüne alınabilir mi. Mahkemenin, taraf teşkili yapması halinde, borçlunun tüm yasal haklarını kullanacağı galip bir olasılıktır. Bir an için, taraf teşkili yapılmasa bile, borçlunun bu halde, yetki itirazını dile getirecek, ihtiyati haciz kararma itiraz edebileceği yine Yasamızda öngörülmüştür (İİK. m. 265). O halde, taraf teşkili yapılmadan, yani borçlu dinlenmeksizin karara bağlanan ihtiyati hacizlerde, mahkemenin yetkili olup olmadığını resen araştırması gerekir. Her ne kadar, kesin yetki dışında, yetki hususu resen  incelenemez ise de, bu kural, taraf teşkili yapılan  istek ve davalar içindir. Mahkemece, ihtiyati haciz için taraflar çağrılarak inceleme yapılmış ise, yetki kuralı resen   incelenemez.   Fakat,   mahkemece,   borçlu   çağrılmadan   ihtiyati   haciz   istemi incelenmiş ise, bu takdirde, ihtiyati hacizde yetki kuralı, kesin yetki olmasa bile resen incelenmelidir.

Çekin yasal unsurları arasında, çekin keşide (düzenleme) günü ile keşide yerinin belirtilmesi gerektiği de öngörülmüştür. Buna göre, çekte keşide yeri yazılması gerektiği gibi, keşide tarihinin de yazılması zorunludur. Ancak, çekte keşide yeri gösterilmemişse, keşidecinin ad ve soyadının yanında yazılı olan yer dahi, keşide yeri sayılır (TTK. m. 693/son).Yasa koyucu burada, keşide yeri bakımından sıkı ve katı biçimsellik yerine, seçimlik bir yasal unsur kabul etmiştir.

Yasada öngörülmemekle beraber, uygulamada keşide yerinin “idari birim” olarak gösterilmesi gerektiği kabul edilmektedir. ERİŞ bu uygulamanın bazı duraksamaları ve yanlış yorumları önlemek bakımından, doğru bir yaklaşım olduğunu vurgulamaktadır.” Bu uygulamaya göre, idari birim olmayan keşide yerleri, keşide yeri olarak kabul edilemez ve bunun sonucunda da, çekte keşide yeri gösterilmemiş sayılır. Söz gelimi, Ulus, Kızılay gibi isimler, hemen her yerde rastlanabilecek yerlerdir. Bu yerler, yasal keşide yerleri sayılamaz. Dolayısıyla, böyle bir senet, yasal olarak çek kabul edilemez.

Keşide yeri çekte, maktu olarak gösterilebileceği gibi, el yazısı, daktilo ve kaşe vurulmak suretiyle de, belirtilebilir. Az yukarıda değinildiği üzere, keşide yeri hiçbir duraksamaya yar vermeyecek biçimde ve anlaşılır koşuluyla, kısaltılmış olarak da gösterilebilir.

Çekte, keşide tarihinin de gösterilmesi zorunludur. Keşide tarihi genellikle çekin üst tarafına yazılır. Bu tarihin, çekin ön yüzünde olmak koşuluyla, keşidecinin imzasının yanında veya üstünde de yazılabilir.

Çekte keşide tarihinin bulunması zorunlu olmakla beraber, bu tarihin gerçek keşide tarihi olması gerekli görülmemektedir. Bu husus, TTK.nun 707 ve 3167 sayılı Çek Yasası’nın 16. maddelerinin içeriğinden anlaşılabilmektedir. Keşide tarihinin gerçek olmaması nedeniyle çekte taraf olan kişiler veya üçüncü kişiler zarar görebilirler. Bu durumda, zarar görebilecekler, gerçek keşide tarihinin belirlenmesini isteyebilirler. Çekin dışındaki üçüncü kişiler, gerçek keşide tarihini her türlü deliller ile ispat edebilirler. Söz gelimi; ehliyet, iflas, temsil veya tasarruf yetkisi ile ilgili uyuşmazlıklarda, üçüncü kişilerin gerçek keşide tarihinin tespitinde yararları olabilir.

Uygulamada çok az da olsa, bazen keşide tarihinin yazılmasında maddi hatalar yapılabilmektedir. Bilindiği gibi, keşide tarihi açık ve seçik olarak, gün, ay ve yıl olarak yazılmalıdır. Söz gelimi; Şubat ayı 28 ve dört yılda bir olmak üzere 29 günlerini içermektedir. Çeklerde, Şubat ayı için 30, 31 veya Nisan ayı 30 olduğu halde, Nisan ayı için 31 Nisan veya 32 Nisan yazılabilmektedir. Yargıtay, Şubat ayı için 30 ve 31 Şubat ve Nisan ayı için de, 32 Nisanı kabul etmemek de ve imkansız bir tarih olarak görerek, bu tarihleri içeren çekleri geçersiz saymaktadır.

Örneğin;Keşide Tarihi Olarak 31 Nisan Yazılması:

Nama veya emre yazılı çeklerde keşide yeri gösterilmediği takdirde, bu çek ancak bir havale hükmündedir. Eğer çek hamiline düzenlenmiş ise, keşide yeri olmayan bu hamiline çek, ancak hamil lehine yazılı delil başlangıcı olur (HUMK. m. 292). Aynı durum, keşide tarihi olmayan çekler bakımından da uygulanabilir.

Çekteki imzanın, keşideci yani borçlu tarafından el yazısı ile atılması gerekmektedir (TTK. m. 730/19, 668). Ancak, çekte keşidecinin ad ve soyadının yazılması gerekli değildir. Yargıtay uygulamasında da, çekte keşidecinin ad ve soyadı olmaksızın imzası yeterli görülmüş bulunmaktadır. Hatta Yargıtay, keşidecinin ad ve soyadı yanlış yazılsa bile, çekteki imza kimin ise, onun sorumlu olacağını kabul etmiştir.

Amaların imzaları, usulen onanmadıkça, yahut imza ettikleri zaman hukuki işlemin metnine vakıf oldukları sabit bulunmadıkça, onları ilzam etmez (BK. m. 14/2).

Çekte parmak izi veya mühür yahut benzeri aletle imza atılması geçerli değildir. Böyle bir durumda bu senet çek sayılamaz. Ayrıca, çeke baskı suretiyle de imza atılamaz. Bu tür imza da geçersiz hale getirir.

Çeklere ilişkin borçlanma hakkında, özel bir ehliyet koşulu, TTK.nun 692. ve devamı maddelerinde öngörülmemiştir. Ancak, aynı Yasanın 582. maddesinde, “Borçlanma ehliyeti” genel olarak düzenlenmiştir. Bu maddede aynen “Akit ile borçlanmaya ehil olan kimse; poliçe, çek ve bono ile borçlanmaya da ehüdir.”denmektedir. Bu durumda, çeklerdeki ehliyet hakkında, Medeni Kanunun hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilebilir.

Tüzel kişilerde ise ehliyet, Yasa ve Tüzüklere göre organlarının oluşması ile başlar (TMK. m. 49). Ticaret şirketleri de, bu şirketlerin ticaret siciline tescil ile tüzel kişilik kazanırlar. Bu nedenle de, tüzel kişilik kazanılması ile şirketlerin organları oluşur ve ticaret şirketleri dahi, çek düzenlemeye ehliyet kazanırlar (TTK. m. 174, 256, 301, 476/2 ve 512).

Yabancı gerçek ve tüzel kişilerin ehliyetleri de, ulusal yasalarına göre belirlenir TTK. m. 678). Bir Türk’ün çek ehliyeti, çeki yabancı memlekette imzalasa bile, bu işlem Türk Hukuku’na göre belirlenir (TTK. m. 679/3).

Az önce tüzel kişilerin çek düzenlemeye ehil olduğunu açıklamıştık. Bilindiği üzere ticaret ortaklıkları tüzel kişiliği haizdir. Ticaret ortaklıkları, anasözleşmelerinde yazılı işletme konusunun çerçevesi içinde kalmak koşuluyla, tüm hakları iktisap ve rorçları iltizam edebilirler. Düzenlenen çek, ortaklığın işletme konusu dışında ise, bu çek tüzel kişiliği bağlamaz. Çekin işletme konusu dışında düzenlendiğini ispat yükümlülüğü, keşideci olan tüzel kişiliğe aittir ve bu husus iyi niyetli hamile karşı da ileri sürülebilir. Bu takdirde, yetki dışına çıkan yetkisiz temsilci, TTK.nun 590. maddesi uyarınca sorumlu olur.

Türk Ticaret Kanununda öngörülen ticaret ortaklıklarını; kollektif, adi komandit, anonim, paylı komandit ve limited ortaklıklardır.:

Kollektif ortaklıklarda, ortaklardan her biri ayrı ayrı ortaklığı idare ve temsile hak ve görevini taşırlar. Ancak, ortaklık sözleşmesine bu kuralın aksine hükümler konulabileceği gibi, ortakların oybirliği veya oyçokluğuyla verecekleri bir kararla da, idare ve temsil işleri ortaklardan birine veya birkaçına yahut tümüne birlikte verilebilir. Yani, bu son durumda, bir ortağa idare ve temsil yetkisi verilmişse, bu ortak şirketi tek başına idare ve temsil eder. Böyle bir halde de, bu ortak kollektif ortaklık adına tek başına çek düzenleyebilir. Diğer ortaklıkların ise, çek düzenlemek yetkileri yoktur. Fakat, ortaklıkların birkaçına birlikte idare ve temsil yetkisi verilmişse, bu halde, çek düzenlenebilmesi için çeki birkaç ortağın veya tümüne birlikte yetki verilmişse, tüm ortakların çeki imza etmesi gerekir.

TTK.un 256 ve devamı maddelerinde öngörülen adi komandit ortaklıklarda, ortaklığı idare ve temsil yetkisi komandite (sınırsız sorumlu) ortaklara aittir. İdare hakkının ve temsil yetkisinin sınırı ise, yukarıda açıklanan kollektif ortaklıklar hakkındaki hükümlere göre olur. Komanditer (sınırlı sorumlu) ortaklar ise, adi komandit ortaklığı idare ve temsil edemezler.

Anonim ortaklık, yönetim kurulu (idare meclisi) tarafından idare ve temsil olunur (TTK. m. 317). Bunun sonucu olarak yönetim kurulu, gerek iç ilişkide ortaklara karşı, gerekse dış ilişkide üçüncü kişilere karşı ortaklığı temsil eder. Ancak, anonim ortaklık ana sözleşmesinde öngörülmek suretiyle ortaklığın yönetim ve temsil işleri bölünebilir. Söz gelimi, ortaklık işleri yönetim kurulu üyeleri arasında tek tek bölünebileceği gibi, birkaç yönetim kurulu üyesine veya komiteye de (komisyon) verilebilir. Ayrıca, idare ve temsil işleri murahhas üye veya üyeler ile pay sahibi olmayan müdürlere de bırakılabilir.

Az önce açıklanan biçimde özel kurallar yoksa, TTK.nun 321. maddesinde öngörülen kurallar uygulanır. Bu maddeye göre, anonim ortaklığın temsili en az iki imza ile olanaklıdır.

Anonim ortaklıklar için yapılan tüm bu açıklamalara göre, anonim ortaklığı sorumlu kılan çek düzenlemesi şöyle yapılabilir. Anonim ortaklık anasözleşmesinde özel kurallar öngörülmemiş ise, yönetim kurulu üyelerinden en az iki üyenin imzası ile oluşturulan çekli, anonim ortaklık sorumlu olur. Eğer, özel kurallar varsa, bu kuralların yerine getirilmesi ile düzenlenen çeklerle anonim ortaklık sorumlu tutulabilir.

Sermayesi paylara bölünmüş komandit ortaklıklarda idare ve temsil yetkisi ise, anonim ortaklıklardaki gibidir (TTK. m. 481).

TTK.nun 503 ve devamı maddelerinde öngörülen limited ortaklıklarda idare ve temsil için kurallar Öngörülmemişse, limited ortaklığın tüm ortaklıkları birlikte müdür sıfatıyla ortaklığı idare ve temsil ederler. Ancak, limited ortaklık sözleşmesi veya ortaklığın genel kurul karan ile ortaklığın idare ve temsili ortaklardan bir veya birkaçına bırakılabilir.

Demek ki, limited ortaklık sözleşmesinde özel düzenleme yoksa, tüm ortaklar müdür sıfatıyla ortaklığı idare ve temsil ederler. Bu durumda, bir çekin düzenlenmesi için tüm ortakların bu çeki imza etmesi gerekir. Eğer, ortaklık sözleşmesinde özel bir düzenleme varsa, bu düzenlemenin öngördüğü kurallara göre çekin keşide edilmesi gerekir.

Uygulamada, çözümünde güçlüklerle karşılaşılan bir sorun da, adi ortaklığı temsilen çek keşidesi ve bu çeke göre adi ortakların sorumluluğunun saptanmasıdır. BK.nun 520 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklığın, ticaret ortaklıklarının aksine tüzel kişiliği bulunmamaktadır. BK.nun 533 ve 534. maddelerinde, ortakların üçüncü kişilerle ilişkileri ve temsil hükümleri düzenlenmiştir. Buna göre, ortaklar arasında yapılacak olan adi şirket sözleşmesi veya ortaklardan bir yahut birkaçına verilen idare ve temsil görevi ve bunun sonucu oluşturulacak vekâletler ile uygun çözümler getirilebilir. Böyle bir düzenleme yapılması durumunda da, soruna esas çözüm getirecek olan adi ortaklık sözleşmesidir ve eğer ortaklık sözleşmesi yapılmamış ise, bu takdirde ortakların aldığı kararlar ve vekâletname içerikleri sorunun çözümünde öncelik almalıdır.”

Adi ortaklığın her şeyden önce, bankada kendi nam ve hesabına çek hesabı açtırması ve ortakların da, hangilerinin temsilci olacağını gösteren vekâletnameleri bu çek hesabı açılan bankaya tevdi etmeleri gerekir. Bu vekâletlerde, ortak veya temsilcilerin çek düzenleyebilecekleri de, açıkça belirtilmelidir. Bu biçimde adi ortaklık adına çek düzenlenmesi belirlendikten sonra da, keşide edilecek çeklerle, tüm adi ortaklar ile adi ortaklık ve bunların tamamı kişisel mal varlıklarıyla sorumlu olurlar.

Bankalarda açılan müşterek, yani ortak hesaplarda çek düzenlenmesi, acaba nasıl olmalıdır? Bu konuda da, uygulamada duraksamalar ortaya çıkmaktadır. Müşterek hesapta birden çok, yani en az iki gerçek veya tüzel kişi olmaktadır. Böyle bir hesaba çek düzenlenebilmesi için de, hesap sahiplerinin banka ile çek sözleşmesi yapması gerekir. Ayrıca bu sözleşmede, hesap sahiplerinin tek başına mı yoksa birlikte mi çek düzenleyebilecekleri hususu da, açıklığa kavuşturulmalıdır. Çünkü, çekin yetkili kişiler tarafından düzenlenip düzenlenmediği ve dolayısıyla hukuki ve ceza sorumluluğunun tayin ve tespitinde bazı güçlükler doğabilir.

3167 sayılı Çek Yasası’mn 3. maddesinin ikinci fıkrasında, çekler için zorunlu unsur olarak vergi kimlik numarası getirilmiştir.

Çeke Uygulanacak Poliçe Hükümleri

Türk Ticaret Kanununda, çeke ilişkin özel durumlar çek hakkındaki üçüncü kısımda düzenlenmiş; buna karşılık, lüzumsuz tekrarlara yol açmamak amacıyla, poliçeyle mahiyet birliği gösteren hususlarda sadece atıfta bulunmakla yetinilmiştir. Poliçeyle ilgili hangi hükümlerin çeke de uygulanacağı 730. maddede ayrıntılı bir şekilde gösterilmiştir.

(1)- Poliçeye ilişkin birinci ayırımın 585, 588 ve 589-592. maddelerinin çeke de uygulanması gerekir.

Türk Ticaret Kanununun 585. maddesi, keşidecinin kendi üzerine veya bir üçüncü şahıs hesabına poliçe tanzim edebilmesine ilişkindir. Bu durumda, keşidecinin kendi emrine çek tanzim etmesi, yani çekte kendini lehtar göstermesi mümkündür. Aynı şekilde, keşideci kendi üzerine de çek düzenleyebilir. Eski Ticaret Kanunumun 611. maddesine göre batıl sayılan bu duruma, Türk Ticaret Kanununun 585. maddesi cevaz vermektedir. Keşidecinin kendi üzerine ve aynı zamanda kendi emrine çek çekmesini engelleyen bir sebep de yoktur. Buna göre, keşidecinin kendi üzerine hamile yazılı çek düzenlemesi mümkündür. Öte yandan, çek bir üçüncü şahıs hesabına da çekilebilir. (TTK 585).

Çeklere de uygulanacağı belirtilen 588. madde, poliçe tutarının muhtelif şekillerde gösterilmesiyle ilgilidir. Buna göre, çek bedeli hem yazı, hem de rakamla gösterilip de, iki bedel arasında fark bulunuyorsa, yazı ile gösterilen bedele itibar olunur. Çek bedeli yalnız yazı ile veya yalnız rakamla müteaddit defalar gösterilmiş olup da, bedeller arasında fark bulunursa, en az olan bedel muteber sayılır.

589-592. maddeler ise, sırasıyla, çekte muteber olmayan imzaların bulunması, bir kimsenin temsil yetkisi olmadığı halde çeki imzalaması gibi hallerde ve keşidecinin mesuliyetine ve açık çeke ilişkin meselelerde poliçedeki esaslara uyularak bir çözüme ulaşılması gerektiğini bildirmektedir.

(2)- Poliçeye ait ikinci ayırımın 595-597, 599 ve 600. maddeleri çeklere de uygulanacaktır. Türk Ticaret Kanununun 595. maddesi cironun şekline, 596. maddesi cironun hükümlerine, 597. maddesi cironun teminat fonksiyonuna, 599. maddesi defiler meselesine ve 600. maddesi ise vekaleten yapılan cirodan doğan haklara ilişkindir (tahsil cirosu). Görüldüğü üzere, poliçeye ilişkin 598. maddeye atıf yapılmamıştır. Zira bu husus, çeklerde 704. maddesiyle düzenlenmiştir ve hamile yazılı çekleri de kapsamaktadır.

Bu durumda, çekte ciro konusu, bir taraftan Türk Ticaret Kanununun 700-705. maddeleriyle, diğer taraftan da 730. maddenin ilk fıkrasının 4, 5 ve 6. bentlerinde yapılan atıflar sonucu 595-597, 599 ve 600. maddelerle düzenlenmiş olmaktadır”‘

(3)- Poliçe bahsinin üçüncü ayırımının avalin şekline ve hükümlerine ilişkin 613 ve 614. maddeleri çekler hakkında da uygulanır. Poliçede aval verenlerle ilgili 620. maddenin yerini çek yönünden 706. madde almıştır. Bu maddenin 2. fıkrasıyla, muhatabın aval vermesi yasaklanmaktadır.

  • Poliçede Ödeme konusunun ele alındığı dördüncü ayırımın makbuz istemek ve kısmen ödeme durumlarına ilişkin 621. maddesi çekler hakkında da caridir.
  • Poliçeye ait beşinci ayırımın, protesto ile ilgili 627-629 ve 631-633. maddeleri çekte de uygulanacaktır. Bunlardan, 627. madde protestonun şekline, 628. madde protestonun muhtevasına ve 629. madde protesto varakasına ilişkindir.

Öte yandan, 631. madde birden fazla kimseler aleyhine tanzim edilen protesto konusunu, 632. madde noterin çekin ve protestonun bir suretini saklama mükellefiyetini, 633.  madde ise, sakat protesto meselesini düzenlemektedir (TTK 730/1/9,10). Bu durumda, poliçede protestoyla ilgili  diğer hükümlerin çeke uygulanmasına  imkan kalmamaktadır (Mesela TTK 626, 630 gibi).

Yine aynı ayırımın protestodan muafiyeti ifade eden kayıtlar hakkındaki 634. (Çekin mahiyeti icabı, sadece, ödenmeme ihtimaline karşı düzenlenecek protesto için; yoksa kabul olunmamaya karşı değil) ihbar mecburiyeti (çekin mahiyeti icabı, sadece ödenmeme hallerine mahsus olarak)hakkındaki 635., poliçe borçlularının müteselsil mesuliyetine dair 636., poliçenin ödenememesi halinde müracaat hakkında, protesto ve makbuzunun verilmesini istemek hakkına dair 638. ve 639., sebepsiz iktisaptan doğan haklara dair644, poliçe karşılığının devrine dair 645. maddeler de çeke uygulanacaktır.”

  • Poliçe nüshaları arasındaki ilişkilere ait 656. madde çekler hakkında da uygulanır.
  • Poliçe kısmının yedinci ayırımının senet metnindeki değişiklikler hakkında (sahte veya tahrif edilmiş çekler için 724. madde uygulanır.) zamanaşımının kesilmesine ilişkin 662 ve 663. (Çekte zamanaşımı ile ilgili diğer meselelerde 726. madde uygulanır) atıfet müddetlerinin kabul olunmayacağına, poliçeye müteallik muamelelerin yapılması lazım gelen yere ve elyazısıyla imzaya dair 666-668., iptal hakkındaki 669-675., 676. maddenin birinci fıkrası (676. maddenin ikinci fıkrası ve 677. maddeler kabul yasağı prensibi dolayısıyla çeke uygulanamaz) ehliyete, poliçe ve bonolara müteallik hakların muhafazası ile müracaat hakkının kullanılması için hakkında lüzumlu muamelelere ilişkin kanun ihtilaflarına dair 678, 680 ve 681. maddeleri çek hakkında da uygulanır.
  • Ehliyete (TTK 582), poliçe ve bonolara müteallik hakların muhafazası ile müracaat hakkının kullanılması için lüzumlu muamelelere ilişkin kanun ihtilaflarına dair 678,680 ve 681. maddeler çeklere de uygulanır (TTK 730/21).
  1. maddenin ikinci fıkrası hükmüne göre, 634. maddenin bir ve üçüncü fıkralarıyla, 635. maddenin birinci fıkrası ve 639. madenin hükümlerinin çeklere tatbik olunmasında, protesto yerine 720. maddenin iki ve üçüncü fıkraları gereğince yapılacak tespitler dahi muteberdir.

Ehliyetsiz Kimselerin Düzenlediği Çekler

Çek dahil, kambiyo senetlerini düzenleme ehliyetini düzenleyen TTK.nun 562. maddesine göre; “Akit ile borçlanmaya ehil olan kimse, poliçe, çek ve bono ile de borçlanmaya ehildir.” Görüldüğü gibi yasakoyucu, kambiyo senetleri için özel düzenleme yapmayarak genel hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir. Dolayısıyle bir kişinin kambiyo senedi düzenleyebilmesi için, temyiz kudretine sahip olması her ne suretle kazanılmış olursa olsun reşit olması gerekir. (4721 SAYILI TMK. m. 10, 11, 12, 13) Mümezyiz olmayanlar ile küçükler ve mahcurlar, fiil ehliyetinden yoksundurlar. (TMK. m. 14)

Yasal düzenlemeye göre, ehliyetsiz kimselerin düzenlediği çekler kural olarak geçersiz ve ödenmemeleri halinde karşılıksızlık sözkonusu olmaz. Ancak, imzaların bağımsızlığı kuralını getiren TTK.nun 589. maddesi gereğince, tedavüle çıkarılan bir çekte, keşidecinin ehliyeti bulunmasa dahi cirantaların ve onların lehine aval verenlerin sorumlulukları devam eder.

Zamanaşımına Uğrayan Çek Hamilinin Tahsil Olanakları

Zamanaşımına uğrayan bir çekin alacaklısı, artık müracaat hakkını kullanamaz ise de, aşağıda kısaca belirteceğimiz imkanlardan yararlanarak alacağını tahsil edebilir. Alacağını tahsil ederken de, zamanaşımına uğramış bir çekten, “yazılı delil başlangıcı” olarak yaarlanabilir.

Asıl (Temel) Borç İlişkisine Dayanan Dava Hakkı

Gerçeklen, ticari senetlerde, keşideci ile alacaklı arasındaki kambiyo ilişkisinden evvel, kural olarak her zaman asıl borç ilişkisi de vardır. Asıl borç ilişkisinin kurulmasından sonra veya bu ilişki kurulurken, ticari senet düzenlenmiş olması, BK.nun 114. maddesi gereğince yenilenme sayılmaz. Bu nedenle, kambiyo senedinin zamanaşımına uğraması halinde, bu temel ilişkiye dayanılarak talep ve dava hakkı kullanılabilir.

O halde temel ilişkiye dayanılarak ticari senet düzenlenmesi halinde, “hakların yarışması” sözkonusu olur. Alacaklı kambiyo hukuku ilişkisine dayanarak dava açabileceği gibi, esas ilişkiye dayanarak da dava açabilir. Davacının bunlardan herhangi birini tercih etmesine, yasal bir engel yoktur. Bu haklardan her biri, birbirinden bağımsız olduğu gibi, zamanaşımının da eşit süreler olmaması halinde, bu haklardan herhangi biri için, zamanaşımı süresinin dolması diğerine dayanılarak dava açılmasına engel değildir.

Aslında, mevzuatımızda temel ilişkiye dayanılarak dava açılabileceğini belirten herhangi bir yasa hükmü yoktur. Buna gerek de yoktur. Çünkü alacaklının, borçlu ile arasındaki herhangi bir hukuki ilişkiye dayanarak dava açma hakkı her zaman mevcuttur. Nitekim, gerek öğretide ve gerekse Yargıtay asıl ilişkiye dayanılarak dava açılabileceğini kabul etmektedir. Ayrıca Yargıtay, esas ilişkiye dayanılarak açılacak davalarda, ticari senedin (çekin) tabi olduğu zamanaşımı süresinin değil, asıl ilişkinin tabi olduğu zamanaşımı süresinin uygulanacağını açıkça belirtmiştir.

Sebepsiz Zenginleşmeye Dayanan Dava Hakkı

Çeki zamanaşımına uğrayan ve dolayısıyla kambiyo hukukuna ilişkin müracaat hakkını kaybeden hamilin, diğer bir tahsil olanağı; sebepsiz zenginleşme hükümlerinden yararlanarak dava açabilmesidir. Ticari senetler bakımından sebepsiz zenginleşme davası TTK.nun 644. maddesinde düzenlenmiştir. 644. maddeye göre; “Keşideci veya poliçeyi kabul eden muhatap, (Zamanaşımı sebebiyle veya senede dayanan hakların muhafazası için kanun hükmünde yapılması gerekli muamelelerin ihmal edilmiş bulunması dolayısıyla, poliçeden doğan borçları düşmüş olsa bile) hamilin zararına ve sebepsiz olarak iktisap etmiş oldukları meblağ nispetinde ona karşı borçlu kalırlar.

Sebepsez mal edinmeye dayanan dava, muhataba ikametgahlı bir poliçeyi ödeyecek olan kimseye ve keşideci poliçeyi başka bir şahıs veya ticarethane hesabına çekmiş olduğu takdirde o kimseye veya ticarethaneye karşı da açılabilir.

Poliçeden doğan borcu düşmüş olan cirantaya karşı böyle bir dava açılamaz.”

Yargıtay “TTK.nun 644. maddesinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmenin Borçlar Kanunu’nda bahsi geçen sebepsiz zenginleşmeden farklı bir müessese olduğunu gösteren açık bir hüküm mevcut değildir” görüşündedir. Ancak, kambiyo hukukuna dayanan sebipsiz zenginleşme davasını, çekin hamili açmaktadır ve hamil ciro yoluyla çeki eline geçirmiş olacağından, keşideci ile hamil arasında hiçbir hukuki ilişki bulunmayabilir. Bu nedenlerle, tamamen kendine özgü bir dava türü olan TTK.nun 644. maddesinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme davasına, BK.nun 61-66. maddelerinde düzenlenen hükümlerin kıyas yoluyla dahi uygulanması mümkün değildir. Kaldı ki, 644. maddeye dayanan sebepsiz zenginleşme davası yalnızca keşideciye karşı açılabilir. Böyle bir davanın cirantaya karşı açılabilmesi mümkün değildir. Yalnızca bu Özelliği nedeniyle bile, 644. maddedeki dava kendine Özgü bir davadır.

Ayrıca sebepsiz zenginleşme davasının açılabilmesi için, keşidecinin hamil zararına zenginleşmiş olması gerekir. Ancak, hamil ile keşideci arasında herhangi bir borç ilişkisi bulunmasına gerek yoktur. Hamil, keşidecinin hiç tanımadığı bir şahıs dahi olabilir.

Kambiyo senetlerine dayanan sebepsiz zenginleşme davasında zamanaşımına gelince; TTK.nunda bu konuda herhangi bir hüküm yoktur. Yargıtay’a göre; “Kambiyo senetlerinde sebepsiz zenginleşme halinde, Borçlar Kanunumun 68. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması, Ticaret ve Borçlar Kanunumun genel düzenlemesine uygun olacaktır. Zira Ticaret Kanunumda hüküm bulunmayan hallerde BK.nun genel hükümleri uygulanır.

Karşılığın Devri Davası

Zamanaşımına uğrayan çekin hamili, TTK. M. 730/15 yollamasıyla çekler için de uygulanan, TTK.nun 645. maddesinde düzenlenen karşılığın hamile geçmesi kuralından da yararlanabilir..

Çekin Ciro Edilebileceği Süre

Çekin cirosunda, poliçe ve bonoya oranla farklılık gösteren diğer bir husus, emre yazılı bir çekin ciro olunabileceği süre ile ilgilidir, Türk Ticaret Kanununun 602 maddesine göre, poliçede, protesto çekilmiş olmamak şartıyla, vadenin geçmesinden sonra, fakat protesto süresinin bitiminden önce, ciro yoluyla devir mümkündür. Buna karşılık, çekte, poliçedekinin aksine, protesto keşidesi için iki iş günlük ilave süre verilmemiştir. Protestonun (veya muadili tespitlerin), ibraz süresinin bitmesinden önce çekilmesi gerekir (TTK. m. 721). Bu sebeple, çekin cirosu ibraz müddetinin bitiminden önce mümkündür. Ancak, ibraz müddeti geçmemiş de olsa, ibrazdan veya protestonun çekilmesinden (veya muadili tespitin yapılmasından) sonra yapılan ciro, “alacağın temliki” hükmündedir. Keza, ibraz süresinin dolmasından sonra yapılan ciroda da durum aynıdır (TTK. m. 705).

Tarihsiz bir ekonun, ödememe protestosunun (veya muadili işlemlerin) çekilmesinden, ama her halükarda en geç ibraz süresinin bitiminden önce, yapıldığı kabul edilir. Bu, aksinin ispatı mümkün bir karinedir. Bunun için, yazılı delil şarttır; ancak, tarafların anlaşmasıyla tanık dinlenmesi mümkündür.

CategoryMakale
Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat