Boşanma Davasında Mallara Nasıl Tedbir Koydurabilirim?

YARGITAY 8. Hukuk Dairesi
ESAS: 2012/5189
KARAR: 2012/6309

E… ile İ… aralarındaki katkı payı alacağı davasının kabulüne, ek kararla davalı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin kaldırılması isteğinin reddine dair …3. Aile Mahkemesinden verilen 15.11.2011 (Ek karar tarihi 01.02.2012) gün ve 1025/1233 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 03.04.2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı vekili Av… ve karşı taraftan davacı vekili Av…geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı E… vekili, boşanma ile birlikte açtığı davada, davalının A… A.Ş.nin ortağı olan A… A.Ş.nin hissedarı ve şirket müdürü olduğunu, dava dilekçesinde ada ve parsel numaraları yazılı 7 parça taşınmazın tamamının 1.1.2002 sonrası davalı adına edinildiğini açıklayarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere katkı payı nedeniyle 100.000 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istedi. Davacı vekili 28.7.2011 tarihinde harcını da yatırdığı dilekçesi ile isteğini 572.287 TL olarak ıslah etmiş, dava tarihinden geçerli olmak üzere faiz isteğinde de bulunmuştur.

Davalı İ… vekili, katkı payı alacağı davasının boşanma davasından ayrı görülmesi gerektiğini, taşınmazların değerlerinin fazla hesaplandığını, davalı aleyhine açılan ortaklığın giderilmesi ve tapu iptali tescil davaları nedeniyle davalının hissesinin düşeceğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuş, ıslaha karşı cevabında ise ıslah tarihi itibariyle 1 yıllık zamanaşımının geçtiğini ileri sürmüştür.

Mahkemece, davacının davasının kabulüne, 100.000 TL katılma alacağının davalıdan tahsiline, ıslah edilen değere göre 472.287 TL katılma alacağının 28.07.2011 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz sonrasında davalı vekili tarafından vekil edenine ait taşınmazlar üzerine konan ihtiyati tedbirin kaldırılması istenmiş, mahkemece 1.2.2012 tarihli ek karar ile HMK.nun 397/2.maddesi gereğince davalı vekilinin talebi reddedilmiş, bu ek karar harcı yatırılmak suretiyle süresinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar 16.9.1995 tarihinde evlenmiş, 15.1.2007 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 28.7.2008 tarihinde kesinleşmesiyle, mal rejimi sona ermiştir (TMK.nun 225/2.m.). Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden, eşler arasında 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM.nin 170.m.), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK.nun 202, 4722 s.Y.nın 10.m.).

Dosya arasındaki tapu kayıtlarından dava konusu yedi parça taşınmazdaki davalıya ait payların tamamının 1.1.2002 sonrasında 2005 yılında evlilik birliği içinde davalı adına edinilerek tapuya tescil edildikleri anlaşılmaktadır. Her ne kadar dava dilekçesinde katkı payından söz edilmekte ise de davacının isteğinin edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı isteği olduğu görülmektedir. Bu durum mahkemenin de kabulündedir.

Öncelikle, davalı vekilinin taşınmazlar üzerine konan ihtiyati tedbirin kaldırılması talebi mahkemece ek kararla reddedilmiş ve bu bölüm de davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davalı vekili HMK.nun 395 ve 396.maddeleri gereği taşınmazlar üzerindeki tedbirin kaldırılmasını istemekte, icra takibine ilişkin dosyada haciz konması sebebiyle alacağın teminat altına alındığını ileri sürmektedir. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, talebin değerlendirilmesinde hakimin takdir hakkı bulunmakta olup eldeki olayda HMK.nun 395 ve 396.maddelerinde yazılı tedbirin kaldırılması ile ilgili koşulların da oluşmadığı anlaşıldığına göre mahkemece taşınmazlar üzerindeki tedbirin kaldırılması isteğinin ek kararla reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Davalı vekilinin ek karara yönelen temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan ek kararın ONANMASINA,

Evlilik içinde 01.01.2002 tarihi sonrası eşlerden biri adına edinilen mal varlığı üzerinde diğer eşin yasadan kaynaklanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağı isteme imkanı bulunmaktadır (TMK.nun 231, 236/1.m.). TMK.nun 222. maddesi gereğince, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Bir eşin bütün mallarının aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerekir. Katılma alacağı bakımından talepte bulunan eşin çalışıp çalışmaması veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi de yoktur. Katılma alacağı yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden (TMK.m.229) ve denkleştirmeden (TMK.m.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK.m.219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.m.231) yarısı üzerinden (TMK.m.236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması gerekir.
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, bu tür davalarda fedakarlığın denkleştirilmesi ve hakkaniyet kuralının da gözetilmesi gerektiğine, mahkemece dikkate alınan bilirkişi raporlarında gerek değer gerek hesaplama yöntemi bakımından usul ve yasaya aykırı bir durum bulunmadığına, taşınmazlardaki davalı hisselerinin edinilmiş mal kabul edilerek davacının katılma alacağı belirlendiğine göre davalı vekilinin katılma alacağına yönelen aşağıda yazılı husus dışındaki diğer tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak; davacı vekili, dava dilekçesinde isteğini 100.000 TL olarak bildirerek fazla haklarını saklı tutmuş, 28.7.2011 tarihli dilekçesi ile de isteğini 572.287 TL olarak ıslah etmiştir. Davalı vekili bu ıslah isteğine karşı süresinde zamanaşımı def’inde bulunarak 1 yıllık zamanaşımının geçtiğini savunmuştur. Çözülmesi gereken ihtilaf, davacının katılma alacağı talebi bakımından zamanaşımı süresinin 1 yıl olarak uygulanıp uygulanamayacağı hususunda toplanmaktadır.

743 sayılı TKM.nin yürürlükte bulunduğu dönemde mal ayrılığı rejimi söz konusu idi. Mal ayrılığı rejimi için 743 sayılı TKM. de mal rejimi konusunda herhangi bir zamanaşımı süresi öngörülmemişti. Ancak, 743 sayılı TKM.nin Borçların Umumi Kaideleri başlığını taşıyan 5. (4721 sayılı TMK. m.5) maddesinde, “Akitlerin in’ikadına ve hükümlerine ve sükutu sebeplerine taalluk edip borçlar kısmında beyan olunan umumi kaideler, medeni hukukun diğer kısımlarında dahi caridir” amir hükmüne yer verilmiştir. Bu durum karşısında anılan madde gereğince BK.nun zamanaşımına ilişkin uygun düşen hükmünün mal rejimleri konusunda da uygulanabileceği kabul edilmektedir. Bu durum karşısında, TKM.nin 5. maddesinin yollamasıyla mal ayrılığı rejimi dönemi bakımından BK.nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresi uygun düşmektedir. BK.nun 125. maddesinde; “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı taktirde her dava 10 senelik mürur zamana tabidir”, denilmiştir. Madde metninde sözü edilen “her dava” sözcüğü her alacak olarak değerlendirilmektedir. Aynı Kanunun 132/1-3 nolu bendinde ise, “Nikah devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin diğerinin zimmetinde olan alacakları hakkında zamanaşımı işlemez” hükmüne yer verilmiştir.

4721 sayılı TMK.nunda ise, zamanaşımına ilişkin hüküm yer almaktadır. Anılan Kanunun 178. maddesinde; “Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar” denilmiştir. Maddenin birinci bölümünden de açıkça anlaşılacağı üzere “evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları…” denilmektedir. Bu hükmün sadece boşanmanın feri niteliğinde bulunan nafaka, maddi ve manevi tazminat ile benzeri hakları kapsadığını söylemek güçtür. Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları ibaresinin aynı zamanda edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan katılma alacağı ve değer artış payını da kapsadığı düşünülmektedir. Halihazırda Daire uygulaması bu yöndedir. 743 sayılı TKM.nun 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde katkı payı alacağına yönelik tüm davalar sözleşme olsun veya olmasın 743 sayılı TKM.nin (4721 sayılı TMK.nun) 5. maddesinin yollamasıyla BK.nun 125. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımına tabidir. TMK.nun 225/1. maddesi uyarınca mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona ermiş (ki başka bir mal rejiminin kabulü halinde sözleşme söz konusu olur) ya da aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince mahkemece evliliğin iptaline karar verilmesi hallerinde de 4721 sayılı TMK.nun 5. maddesinin yollamasıyla BK.nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı uygulanmaktadır. 01.01.2002 tarihinden sonra eşler arasında mal rejimi konusunda yapılmış bir sözleşme söz konusu ise, yine 10 yıllık zamanaşımı uygulanacaktır. TMK.nun 225/2. fıkrasında; “Mahkemece evliliğin (…) boşanma sebebiyle sona ermesi…” halinde katılma alacağı bakımından TMK.nun 178. maddesinde yer alan bir yıllık zamanaşımının uygulanacağı Dairece kabul edilmektedir. Daha önce mal rejimine ilişkin davaların görüldüğü Yüksek Yargıtay 2. Hukuk Dairesinde de; 4721 sayılı TMK.nun 231. maddesine dayalı katılma alacağı konusundaki kararlar oyçokluğuyla verilmiştir. Çoğunluk; TMK.nun 5. maddesi yollamasıyla bu mal rejiminde BK.nun 125. maddesinde yer alan 10 yıllık, azınlık ise; TMK.nun 178. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasını benimsemiştir (2.H.D. 05.02.2007 T. ve 9383/1228 E/K).

Mal rejimleri konusunda on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasının gerektiği görüşünü savunanlar; TMK.nun 178. maddesinin TMK.nun boşanma kısmında yer aldığı, bu nedenle sadece boşanmanın eki niteliğinde bulunan davalar hakkında uygulanması gerektiği, mal rejimleri konusunda uygulanmasının mümkün olmadığı, maddenin kanunda yer alış biçiminin de buna engel olduğu gerekçesine dayanmaktadırlar. Kanun sistematiğine göre gerçekten TMK.nun 178. maddesi boşanma kısmında yer almaktadır. Ne var ki, TMK.nun 158 ve 179. maddeleri de aynı bölümde yer almakta olup, TMK.nun 158/2. fıkrasında; “Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır”, Mal Rejiminin Tasfiyesi başlığını taşıyan 179. maddesinde de, “mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır” denilmektedir. O taktirde bu maddelerin yer alış biçimine hangi gerekçe gösterilmelidir. Buna benzer bir çok hüküm bulmak mümkündür. O halde bu gerekçe tek başına on yıllık zamanaşımının uygulanmasının gerekçesi olamaz. Ancak, tali bir gerekçe olarak değerlendirilebilir. Bundan ayrı, istek sahibi için çok zorunlu ve yaşamsal bir değer taşıyan, aynı zamanda boşanmanın fer’i niteliğinde olan nafaka, maddi ve manevi tazminat davaları ve benzerleri bakımından daha kısa süre olan bir yıllık, mal rejimi bakımından ise oldukça uzun bir süre sayılan on yıllık zamanaşımının kabulünün bir çelişki oluşturacağı açıktır.

Yargıtay ve Daire uygulaması gereğince uygulanması gereken zamanaşımı süresi boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren başlar. Bugünkü koşullarda bir boşanma davasının temyiz sürecide dahil en az 4-6 yıl sürdüğü bilinmektedir. Kesinleşmeden itibaren on yıllık sürenin son yılı ya da gününde mal rejimine ilişkin davanın açıldığı da gözönünde tutulduğunda sosyal problemin asgari 15 – 20 yıla taşınacağı da bir gerçektir. Bir yıllık zamanaşımı süresinin çok kısa olduğu ancak, on yıllık zamanaşımı süresinin ise çok uzun olduğu ve sosyal problemi uzun süre ayakta tuttuğu ve başka sosyal problemlere de yol açtığı ya da açacağı gözardı edilemez.

Mal rejimine ilişkin zamanaşımı konusunda doktrinde de tam bir görüş birliği bulunmamaktadır. Çoğunluk görüşünü benimseyenler; farklı açılardan olayı değerlendirmekle birlikte on yıllık zamanaşımının uygulanacağını savunmaktadırlar. Azınlık ise; olayda bir yıllık zamanaşımının uygulanması gerektiğini ileri sürmekteler. Yani TMK.nun 178. maddesinin uygulama olanağının bulunmadığını ileri sürenler iki gerekçeye dayanmaktadırlar. Birincisi sözü edilen madde TMK.nun mal rejimleri bölümünde değil, kanunun sistematiği açısından TMK.nun boşanma kısmında yer almaktadır. İkincisi ise, TMK.nun 178. maddesi boşanmanın eki niteliğinde bulunan nafaka, maddi ve manevi tazminatlarla ilgili olup bunlar hakkında uygulanır. Mal rejimine ilişkin davalar ise boşanmanın eki (fer’i) niteliğinde davalar olmadığını söylemekteler. Konunun çok tartışmalı olduğu ve henüz bir birlikteliğin gerek doktrinde ve gerekse uygulamada sağlanamadığı görülmektedir.

Taraflar arasında görülen boşanma davasının kesinleştiği 28.7.2008 tarihinden ıslah dilekçesinin tarihi olan 28.7.2011 tarihine kadar TMK.nun 178. maddesinde düzenlenen 1 yıllık zamanaşımı süresi geçmiş bulunduğuna ve davalı vekili ıslah dilekçesi ile talep edilen katılma alacağı miktarı bakımından süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunduğuna göre, davacı vekilinin dava konusu ettiği mal varlığına ilişkin katılma alacağı miktarı ıslahla artırılan miktar yönünden zamanaşımına uğradığından mahkemece 100.000 TL katılma alacağı yönünden kabule, ıslahla artırılan 472.287 TL katılma alacağı bakımından ise zamanaşımı dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken ıslahla artırılan kısım bakımından da yazılı gerekçeyle kabule karar verilmiş olması doğru olmamıştır. Davalı vekilinin temyiz itirazları aleyhine hükmedilen katılma alacağının ıslahla artırılan bölümü açısından yerindedir.

Kabule göre de; kural olarak, TMK.nun 235.maddesine göre katılma alacağının hesabında edinilmiş malın tasfiye anındaki (karar tarihine en yakın) değeri esas alınır. Mahkemece ıslahla artırılan kısım bakımından ıslah tarihinden geçerli faize hükmedilmesi de doğru değildir. Dava dilekçesi ile talepte bulunulan 100.000 TL ile ilgili mahkemece faize hükmedilmemiş olup, bu hususta davacı tarafın herhangi bir temyiz isteği bulunmadığından, aleyhe bozma yasağı da gözetilerek 100.000 TL ile ilgili bölüm bakımından faize yönelik bir inceleme yapılmamıştır.

Davalı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün ıslahla artırılan bölümünün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre esasa yönelen temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 900 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınap alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 8.519,50 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile artan 8.498,35 TL’nin temyiz eden davalıya iadesine

26.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

CategoryYargı Kararı
Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat