Ayıplı Mal Satımından Kaynaklı Zararın Tahsili İşlemi

Ecrimisil tazminatı nedir? Miktarı nasıl tespit edilir?

Ayıplı Mal Satımından Kaynaklı Zararın Tahsili İşlemi

YARGITAY Hukuk Genel Kurulu
2013/2010 E. ,
2015/1455 K.

Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 23.12.2011 gün ve 2007/776 E.-2011/657 K. sayılı karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 11.07.2012 gün ve 2012/4939 E.- 2012/11608 K. sayılı kararı ile;
(…Davacı vekili, taraflar arasında distribütörlük sözleşmesi akdedildiğini, müvekkilinin davalıdan 2004-2005 yıllarında satın aldığı malları Kazakistan ve Romanya’da pazarladığını, satıma konu plastik boru ve profillerin renk, yüzey, sertlik, kalınlık ve başka ürünlerle kaynak etme bakımından problemli çıktığını, ayıplı mallar nedeni ile yanlar arasında Romanya’daki problemin çözümüne yönelik olarak protokol yapıldığını ancak Kazakistan ile ilgili olarak çözüm olmadığını, ayıp ihbarının yazılı ve sözlü olarak davalıya defalarca yapıldığını, davalıdan satın alınan ürünlerin Kazakistan standartlarına uygun olmadığına dair Kazakistan Standartları Enstitüsünden belge alındığını, 24.05.2005, 01.06.2005 tarihli yazılar ile durumun davalı yana bildirildiğini, davalı tarafından 03.06.2005 tarihli cevabi yazıda bir kısım üründe problem olduğunun kabul edildiğini, müvekkilinin ayıp ihbar yükümlülüğünü yerine getirdiğini, en son davalıya 29.03.2007 tarihli ihtarname keşide edildiğini, müvekkilinin ayıplı mallardan dolayı zarara uğradığını ileri sürerek, davalının ayıplı mal teslim etmesi nedeniyle uğranılan 543.502,75 Dolar karşılığı 637.691,00 TL nin dava tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirketin ikâmetgahı Karşıyaka’da olup davanın yetkisiz mahkemede açıldığını belirterek davanın usulden reddine karar verilmesini istemiş, 27.11.2007 tarihli dilekçesinde, taraflar arasındaki en son mal sevkıyatının 03.08.2005 tarihinde gerçekleştiğini, müvekkiline usulüne uygun süresinde yapılmış ayıp ihbarının bulunmadığını, davanın zamanaşımı süresi içinde açılmadığını, satıma konu malların ayıplı olmadığını, müvekkiline ayıptan dolayı herhangi bir mal tesliminin yapılmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, davacının alıcı, davalının satıcı olduğu, davalının ürettiği ürünlerin davacı tarafından Kazakistan’daki firmalara satımı ile ilgili olarak yanlar arasında anlaşma olduğu, malların ayıplı olduğuna ilişkin davacı tarafından süresinde ayıp ihbarında bulunduğu, ancak davacının satın aldığı mallara ilişkin son fatura 03.08.2005 tarihli olup kural olarak bu tarihte malın davacıya gönderildiğinin kabulü gerektiği, davanın ise TTK’nun 25/3. maddesinde öngörülen zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Davalı cevap süresi içerisinde zamanaşımı def’inde bulunmamıştır. Zamanaşımı def’i ilk itirazlardan olmadığından cevap süresi içerisinde ileri sürülmesi zorunluluğu yoktur. Ancak cevap süresinden sonra ileri sürülen zamanaşımı def’inin değerlendirilebilmesi için karşı tarafın savunmanın genişletildiği yolunda itirazda bulunmamış olması gerekir. Somut olayda davalının cevap süresinden sonra yaptığı zamanaşımı itirazına davacı karşı çıktığından zamanaşımı savunması dinlenmez. Mahkemece bu yön gözetilerek işin esasına girilip bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddinde isabet görülmemiştir…)
gerekçesi ile oyçokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davacı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, ayıplı mal satımından kaynaklanan zararın tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili davalıdan satın aldığı ve ayıplı çıkan plastik ürünlerinden dolayı uğradığı 637.691,-TL zararın tahsiline karar verilmesini istemiş; davalı vekili dava dilekçesini 13.11.2007 günü tebellüğ ettikten sonra, 20.11.2007 havale tarihli dilekçesiyle müvekkili şirketin merkezinin Karşıyaka ilçesi olduğunu bildirerek yetki itirazında bulunmuş ve 27.11.2007 havale tarihli dilekçesinde de davanın zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığını, malların ayıplı olmadığını ve ayıplı olduğu iddia edilen ürünlerin iade edilmediğini bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece vazgeçme nedeniyle 17.04.2008 günlü oturumda yetki itirazının reddine karar verildikten sonra; davalı yanın zamanaşımı savunmasının süresinde olduğu, satın alınan mallara ilişkin son faturanın 03.08.2005 günü düzenlendiği fakat davanın yasal altı aylık süreden (TTK.m.25/3) sonra açıldığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyiz itirazı üzerine Özel Dairece yukarıda gösterilen gerekçe ile bozulmuş ve mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını davacı vekili temyiz etmiştir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, yetki itirazı çözümlenmeden ileri sürülen zamanaşımı savunmasının, süresinde sayılıp sayılmayacağı; diğer bir deyişle savunmanın genişletilmesi yasağına tâbi olup olmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanununun (HUMK.) 187 inci maddesinin (2) sayılı bendine göre yetki itirazı ilk itirazlardan olup, aynı Yasa’nın 195 inci ve 202 inci maddeleri uyarınca cevap süresi içinde ve hem esasa ilişkin savunma sebepleri ile ve hem de diğer ilk itirazlarla birlikte ileri sürülmelidir.
Somut olayda dava dilekçesi davalıya 13.11.2007 günü tebliğ edilmiş ve yazılı yargılama usulüne tâbi olan bu dava için on günlük cevap ve ilk itiraz bildirme süresi bu tarihte başlamıştır. Davalı vekili yasal süresi içinde verdiği 20.11.2007 günlü dilekçesi ile sadece yetki itirazında bulunmuş ve esasa yönelik bir savunma bildirmemiştir. On günlük cevap süresinin dolmasından sonra verdiği 27.11.2007 günlü dilekçesinde ise davanın süresinde olmadığına, usulüne uygun bir ayıp ihbarında bulunulmadığına ve davacının ayıptan kaynaklanan bir zararı varsa bunu ispatlaması gerektiğine dair savunmalarını ileri sürmüştür. Davacı vekili bu dilekçenin yasal cevap süresinden sonra verildiğini beyan etmiştir.
Bilahare davalı vekili yetki itirazından vazgeçmiştir.
Yukarıda gösterilen yasal düzenlemeler bir arada değerlendirildiğinde davalının esasa ilişkin savunmalarını ilk itirazları ile birlikte ve yasal süresi içinde yapmadığı sabittir. Usul kanunlarımızda yetkiye yönelik itirazının giderilmesinden ve yetkili mahkemenin belirlenmesinden sonra esasa ilişkin savunma sebeplerinin bildirilebileceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Davacının da süresinden sonra verilen cevap dilekçesine muvafakat etmediği düşünüldüğünde, davalının davanın süresinde açılmadığına ilişkin bir savunmasının süresi içinde ve usulüne uygun biçimde mahkeme önüne getirilmediği tartışmasızdır.
Bu durumda mahkemece davalının esasa ilişkin cevaplarını süresi içinde vermemiş olması nedeniyle davayı inkâr ettiğinin kabulü ile esasa girilerek bir karar vermek gerekirken, davanın süresinde açılmadığı yönündeki savunma esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında bir kısım üyeler yetki itirazının öncelikle incelenmesi ve yetki itirazının reddedildiğinin davalıya tebliğ edilmesi gerektiğini, mahkemenin yetkili olduğunun netleşmesinden sonra HUMK’nın 198 inci maddesinin son cümlesinin kıyasen uygulanması suretiyle davalıya esasa ilişkin cevaplarını sunabilmesi için üç günlük bir süre verilebileceğini ve somut olayda bu gerekliliğin yerine getirilmediğini; bu haliyle davalı yanca verilen 27.11.2007 günlü dilekçedeki savunma sebeplerine dayanılarak karar verilmesi yasaya uygun olduğundan, bu haliyle yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünü ileri sürmüşlerse de bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle çoğunluk tarafından benimsenmemiştir.
Açıklanan nedenlerle Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen gerekçelerle BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 27.05.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
Call Now Button
WhatsApp chat