Arabuluculuk, tarafarın sonuçla ilgili sorumluluğu ve kontrolü ele aldığı, etkili çözümler bulunabilen bir yöntemdir. Dolayısıyla yargısal yöntemlerden farklı olarak, arabuluculukta tarafar,  karar  verme  yetkisini  elinde  buldurmakta,  anlaşma  şartlarını  belirlemekte  ve süreci etkileme imkânına her zaman sahip olmaktadır. Çeşitli ülkelerde arabuluculukla ilgili yapılan birçok ankette tarafarca dile getirilen ve arabuluculuğun olumlu yanlarından biri olarak  ifade edilen bu özellik, uyuşmazlığın  tarafarına kendi uyuşmazlıklarıyla  ilgili sorumluluk alabilme fırsatını vermektedir. Tarafarın anlaşmayı ve şartlarını kendilerinin belirlemiş olması, o anlaşmaya uyma ihtimallerini de artıracaktır. Bu nedenle, arabuluculuk yöntemine hâkim temel bir diğer ilke, kontrolün tarafarda olması ilkesidir.

Tarafar, uyuşmazlık hakkında karar verme  yetkisini arabulucuya devretmediklerinden, kendi menfaat ve yetkileri doğrultusunda ortaya çıkan durumdan ve bu durumun sonuçlarından kendileri sorumludurlar. Arabulucu, uyuşmazlığın çözümünde son sözü söyleyen ve uyuşmazlığı mutlak olarak çözüme kavuşturan bir role sahip değildir. Arabulucu, yargılama yapamaz; kim haklı, kim haksız bunun kararını veremez sadece tarafarın ortak menfaatleri  doğrultusunda uyuşmazlığın  ortadan  kalkması  için  çaba  sarf  eder.  Ancak arabulucunun  tarafara uyuşmazlığın  çözümüne  ilişkin menfaatlerini hatırlatması  veya uyuşmazlığın çözümüne  ilişkin menfaatlerini ortaya koyacak sorular sorması mümkündür. Arabulucunun süreçteki tutumu “Davanı bana ispatla!” değil, “Size yardımcı olmama izin verin.” şeklinde özetlenebilir. Ancak arabulucuya çözüm önerisi getirebilme yetkisinin tanınmış olması halinde kontrolün  tarafara ait olması  ilkesinin zedelenebileceği düşünülebilir. Bu durumda arabulucunun görevi,  tarafara özgürlük alanı bırakarak, tarafarın bağımsız ve özgür bir biçimde vakıaları ve şahsi hesaplarını gözden geçirmesini ve çözüm önerisi  ile  ilgili kendilerini baskı altında hissetmeden karar vermelerini sağlamaktır. Bu halde kontrolün tarafara ait olduğuna ilişkin ilke de zedelenmeyecektir.