Uyuşmazlık  çözüm  yöntemlerini  temelde  ikiye  ayırabiliriz:  Dostane  ve  yargısal  temelli uyuşmazlık  çözüm  yöntemleri. Dostane uyuşmazlık  çözüm  yöntemleri; müzakere,  yani doğrudan görüşme  ve arabuluculuktur. Yargısal çözüm  yöntemleri  ise  tahkim  ve mahkeme önünde yapılan yargılamadır. Bu temel uyuşmazlık çözüm yöntemleri dışında, hakem-bilirkişilik gibi başkaca yöntemler de bulunmaktadır. Bunlar,  herhangi bir uyuşmazlık çözümünde tek başına veya diğer yöntemlerle birlikte kullanılabilir.

Müzakere / Doğrudan Görüşme (Negotiation)

Müzakere,  yani  doğrudan  görüşme,  uyuşmazlığın  tarafarca  sistematik  yöntemler  kullanılmak  yoluyla  çözülmesidir. Müzakere,  iki  veya  daha  fazla  tarafın  belirli  bir  sonuca varmaları gereken hâllerde, karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme ulaşmak  için, tartışma ve ikna yoluyla farklılıklarını gidermeye çalıştıkları bir iletişim sürecidir. Bütün anlaşmaya dayalı alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin temeli müzakereye dayanmaktadır.

Arabuluculuğun müzakereden temel farkı, üçüncü kişinin katılımıdır. Şöyle ki, arabuluculukta uyuşmazlığın çözümü için bir üçüncü kişiden yardım alınırken; müzakerede tarafar, uyuşmazlığı kendi başlarına çözmeye çalışmaktadır.

Müzakere, adi ve nitelikli olmak üzere ikiye ayrılır. Adi müzakere, Borçlar Kanunu’na tabi olarak  yapılır  ve  sulh  ile  sonuçlanabilir. Bu durumda,  sulh anlaşmasının  icrası  istenirse, dava açmak gerekir. Nitelikli müzakere  ise 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesine göre yapılır. Bu durumda, Avukatlık Kanunu Yönetmeliği’nde belirlenen şekil şartlarını taşıyan sulh anlaşması, yani uzlaşma tutanağı, ilam niteliğinde belge sayılır ve ilamların  icrası hükümlerine göre  icra edilebilir  (Yönetmelik madde 17). Burada belirtmek gerekir ki yargılama sırasındaki sulh yargılama dışındaki sulhten farklıdır. Yargılama içindeki sulhü kabul ve feragatten ayırt etmek gerekir. Bu sebeple bu tür sulhte tarafarın fedakârlığının karşılıklı olması gerekir.

Hakem-Bilirkişilik (Expert-Determination)

Hakem-bilirkişilikte, uyuşmazlık konusunun miktar, değer veya seviye, randıman veya yeterlilik gibi bir vasfın güvenilen uzman ve tarafsız bir kişi (hakem-bilirkişi) tarafından tespit edilmesi ve bu tespitin tarafar için bağlayıcı olması ve bu hususların yalnızca anılan tespitle ispat edileceği kabul edilmektedir. Yani hakem bilirkişilik, aksi kararlaştırılmadı ise münhasır delil sözleşmesi niteliği taşımakta; hakem-bilirkişi, bilgi ve deneyimine dayanıp bir tespitte bulunmaktadır. Hakem-bilirkişilik, bu özelliği sebebiyle menfaat temelli arabuluculuktan farklılık arz etmektedir.

Yargılama Yapılan Yöntemler

Tahkim (Arbitration)

Tahkimde uyuşmazlık, tarafsız ve bağımsız hakemler tarafından yargısal yolla, bir başka ifade ile tarafsız üçüncü kişinin tarafarı bağlayıcı kararı ile çözülmektedir. Hakem tahkim sürecinde yargılama yapar.

Tahkim, millî ve milletlerarası tahkim olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Millî tahkime 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 11. Bölümü; milletlerarası tahkime ise 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu uygulanmaktadır. Tahkim yargılaması sonundan verilen nihai hakem kararı, uygulanacak kanuna göre icra edilmektedir.

Tahkim, esas olarak, hak temelli bir uyuşmazlık çözüm yolu olması sebebiyle, esas olarak menfaat temelli bir çözüm yolu olan arabuluculuktan ayrılmaktadır. Bunun yanında tahkim, tıpkı mahkeme yargısında olduğu gibi sonrasında bir anlaşmaya ihtiyaç olmaksızın tarafarı bağlayıcı bir çözüm ile uyuşmazlığı sona erdiren bir yapıdadır.

Mahkeme Yargısı (Litigation)

Mahkeme yargısı, bilindiği gibi uyuşmazlığın hâkim tarafından yargısal yolla çözülmesidir. Bu uyuşmazlık çözüm yöntemi de esas olarak, tahkim gibi hak temelli olması sebebiyle menfaat temelli arabuluculuktan ayrılmaktadır. Bu nedenle, her iki tarafın da kazanmasını hedefeyen arabuluculuğa kıyasla, kimin haklı kimin haksız olduğu üzerine yapılan yargılama, genelde bir tarafın kazanıp diğer tarafın kaybettiği ve hatta bazen her iki tarafın da kaybettiği şekilde sonuçlanabilir. Yargılamada önceden belirlenmiş olan kanun ve usullere bağlı kalınarak bir üçüncü kişi olan hâkim tarafından bağlayıcı bir karar verilir. Bu açıdan,  tarafarın uygulanacak hüküm  ve usul  ile hâkimin  vereceği karar üzerinde kural olarak bir etkileri yoktur.