AİLE KONUTU

Kanunumuz aile konutu ve bu konuttaki ev eşyaları üzerinde eşlere mülkiyet, intifa, kullanma hakkını değişik maddelerde tanımıştır. Uygu­lamada bunların birbirine karıştırılmaması büyük önem taşıyacaktır. Mal rejimi türlerine göre bu haklar kimi yerde farklılıklar gösterdiğinden; tasfiye nedeniyle bu konuyu düzenleyecek Aile Mahkemesi hakiminin önce eşler arasındaki mal rejimi türünü ve mal rejimi sözleşmesinde bu yönde değişik bir hüküm bulunup bulunmadığını belirlemesi gerekecektir.

Örneğin, boşanma sonucu aile konutunda hangi eşin ne kadar sü­reyle kalacağına, boşanmayla birlikte re’sen karar verme yetkisi Aile Mahkemesi hakimine «paylaşmalı mal ayrılığı» rejiminde tanınmıştır, (md. 254) Eşler arasındaki mal rejimi belirlenmeden otomatik olarak bu yetkinin kullanılması halinde; eşlerin başka bir mal rejimine tabi olduk­larının (örneğin edinilmiş mallara katılma rejiminin) anlaşılması duru­munda yasanın vermediği bir yetki kullanılmış olacaktır.

Sağ kalan eşin, aile konutu ve bu konutdaki ev eşyası üzerinde mi­rasçı olması sıfatıyla da hakları vardır. Miras hukukundan kaynaklanan bu hak, mal rejimlerinin getirdiği düzenlemelerle karıştırılmamalıdır. Eşler arasında hangi mal rejimi geçerli olursa olsun; sağ kalan eşin tereke malları arasında birlikte yaşanılan konut ve ev eşyası varsa bunun mül­kiyetinin kendisine tanınmasını isteme hakkı vardır. Sağ kalan eşe bu hak, miras hakkına mahsuben tanınabilir.

Aile konutu ve ev eşyası üzerinde sağ kalan eşe miras yerine intifa veya oturma hakkı da tanınabilir.

Bunun için:

  • Haklı sebeplerin bulunması
  • Sağ eşin veya diğer mirasçılardan birinin bu yönde isteminin bu­lunması gerekir. Ancak, miras bırakan eşin bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin de aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde sağ eş bu hakları kullanamaz, (md. 652)

“Aile Konutu” başlığıyla evliliğin genel hükümleri arasında düzen­lenen 194. maddede eşlere tanınan hak da mal rejimlerinden bağımsız olarak kullanılabilecek bir haktır. Eşler, aralarındaki mal rejimi türü ne olursa olsun bu maddedeki koruma olanaklarından, koşullar gerçekleş­mişse yararlanabileceklerdir.

Eşlerin fiilen yaşadıkları konut, eşlerin biri adına veya eşler adına paylı mülkiyet olarak tapuda kayıtlı bulunabilir. Aile konutu olarak Öz­gülenen bu evin maliki olmayan (veya paydası olan) eş, tapuda «aile konutu şerhi» verilmesini isteyebilir. Bunun için evlilik birliğinin sür­düğünü kanıtlayan aile nüfus kaydı örneği, eşlerin bu konutta birlikte kaldıklarını gösterir muhtarlık belgesi ile başvurulması halinde ilgili tapu tapu sicil müdürlüğü «Aile konutu şerhini» tapuya işleyecektir.

(Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün 1. 6. 2002 tarih ve 2002/7 sayılı genelgesi uyarınca) Bu şerh, malik olmayan eşin istemiyle işlenmişse, yine aynı eşin talebiyle, eşlerin birlikte talebiyle işlenmişse, yine eşlerin birlikte istemiyle tapu memurunca kayıttan terkin edilecektir. Malik eşin talebiyle şerh verilmişse, bunun terkini ancak diğer eşinde talep ve muafakatıyla mümkün olacaktır. Diğer eşin rızasını alamayan eş, Aile Mahkemesi hakiminden, haklı nedenlere dayanarak bu şerhin kaldırıl­masını isteyebilecektir.

Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutunu devredemez, aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Aile konutu eğer kira ile sağlanmışsa; sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana ya­pacağı bildirimle sözleşmenin tarafı durumuna gelecek, bu bildirimde bulunan eş, diğeri ile müteselsilen sorumlu hale gelecektir. Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası olmaksızın aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemez.

Aile konutuna tapuda malik olan eş, diğer eşin açık rızası olmadan, taşınmazı üçüncü kişiye satarsa ne olacaktır?

Bu konuyu, taşınmazın tapudaki kaydında “Aile Konutu Şerhi” bu­lunup bulunmamasına göre incelemek gerekir:

TAPUDAKİ KAYITTA “AİLE KONUTU” ŞERHİ MEVCUTSA

Üçüncü şahsın kazanımı ayni hak yönünden korunamaz. Malik ol­mayan diğer eşin açacağı tapu iptal-tescil davası sonucu; üçüncü şahıs adına olan tapudaki kayıt iptal edilerek, taşınmazı satan eş adına tescile karar vermek gerekecektir. Üçüncü kişi uğradığı zararın tazminini «alacak> davası yoluyla, taşınmazı kendisine satan eşten isteyebilir. Ancak; ayni hak yönünden «iyi niyet» iddiasında bulunamaz. (TMK. m.194, 1023)

“AİLE KONUTU ŞERHİ” MEVCUT DEĞİLSE

Yargıtay uygulamasına göre; üçüncü kişinin «iyi niyetli» olup ol­madığına bakılacaktır. Şerh olmadığı halde; üçüncü kişi, satın aldığı ta­şınmazın “Aile Konutu” olarak kullanıldığını biliyor ise iyi niyetli sayıl­mayacağından, tapu iptal – tescil davasının kabulü gerekecektir.

Bu konuyla ilgili örnek bir olay şu şekilde gelişmiştir : Tapuda “Aile Konutu Şerhi” bulunmayan taşınmazın maliki olan eş, diğer eşin açık rızası bulunmadan bu konutu üçüncü kişiye satmıştır. Malik olmayan eşin açtığı tapu iptal-tescil davası sonucu; yerel mahkeme davayı reddetmiştir. Mahkeme gerekçesinde; şerhin «kurucu şerh» olduğunu, tapuya şerh verilmediğinde, üçüncü kişinin kazanımının TMK. m. 1023 uyarınca korunması gerekeceğini belirtmiştir. Temyiz incelemesi sonucu Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, yerel mahkeme kararını; “Davalı üçüncü ki­şinin şerh mevcut olmasa da, satın aldığı taşınmazın «Aile Konutu» olduğunu bildiğini, kötü niyetli bulunduğunu bu nedenle davanın kabu­lü gerektiğini belirterek bozmuştur. Yerel mahkemenin kararında di­renmesi sonucu; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; 2.Hukuk Dairesinin görüşü gibi, direnme kararının oyçokluğuyla bozmuştur. (HGK. 4.10.2006 T. 2006/2-591 E, 624 K .)

CategoryMakale
Yorum Yazın:

*

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Call Now Button
WhatsApp chat