KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRIDAN DOĞAN DAVALAR

Konu İle İlgili Yasa Maddeleri

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu madde 2- Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu madde 3- Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır.

Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu madde 23- Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez.

Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz.

Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür. Ancak, biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez; maddî ve manevî tazminat isteminde bulunulamaz.

743 sayılı Türk Kanunu Medenisi madde 23-Kimse, medeni haklardan ve onla­rı kullanmaktan kısmen olsun feragat edemez.

Kimse, hürriyetini ferağ edemediği gibi kanuna veya adabı umumiyeye mugayir su­rette takyit dahi edemez.

Ancak, yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür. Şu kadar ki, biyolojik madde verme borcu altına giren kimse aleyhine ifa talebinde bulunulmayacağı gibi maddi ve manevi tazminat davası da açılamaz.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu madde 24 – Hukuka aykırı olarak kişilik hak­kına saldırılan kimse, hâkimden saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.

Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kurumsal ya­rar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.

4721 sayılı Türk Medenî Kanunu madde 25-Davacı, hâkimden saldırı tehlikesi­nin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.

Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesini ya da yayımlanması isteminde bulunabilir.

Davacının, maddi ve manevi tazminat istemleri ile hukuka aykırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.

Manevi tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez, miras bırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.

Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir.

Borçlar Kanunu madde 41- Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbir­sizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur.

Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.

Borçlar Kanunu madde 43- Hâkim, hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın suretini ve şümulünün derecesini tayin eyler.

Zarar ve ziyan irad şeklinde tayin olunduğu takdirde borçludan icabeden teminat alınır.

Borçlar Kanunu madde 46 -Cismani bir zarara duçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmağa muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumi­yetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir.

Eğer hükmün sudum esnasında, kâfi derecede kanaat ile cismani zararın neticelerini tayin etmek mümkün değil ise; hükmün tefhimi tarihinden ‘itibaren iki sene zarfında hâ­kimin, tetkik salahiyetini muhafaza etmeğe hakkı vardır.

Borçlar Kanunu madde 47 – Hâkim, hususi halleri nazara alarak cismani zarara duçar olan kimseye yahut adam öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi zarar namiyle adalete muvafık tazminat verilmesine karar verebilir.

Borçlar Kanunu madde 49 – (Değişik: 4/5/1988 – 3444/8. md.)

Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi za­rara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.

Hâkim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır.

Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.

Borçlar Kanunu madde 50 – Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer’an methali olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar.

Hâkim, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve icabında bu rücuun şümulünün derecesini tayin eyler.

Yataklık eden kimse, vaki olan kardan hisse almadıkça yahut iştirakiyle bir zarara sebebiyet vermedikçe mesul olmaz.

Borçlar Kanunu madde 52/1 – Meşru müdafaa halinde mütecavizin şahsına ve­ya mallarına yapılan zarardan dolayı tazminat lazım gelmez.

Borçlar Kanunu madde 53 – Hâkim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuli­yete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi,ceza mahkemesinde verilen beraat karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hâkimini takyit etmez.

Borçlar Kanunu madde 55 – Başkalarını istihdam eden kimse, maiyetinde istih­dam ettiği kimselerin ve amelesinin hizmetlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları zarardan mesuldür. Şu kadar ki böyle bir zararın vukubulmaması için hal ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve itinada bulunduğunu yahut dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mani olamayacağını ispat ederse mesul olmaz.

İstihdam eden kimsenin, zamin olduğu şey ile zararı ika eden şahsa karşı rücu hakkı vardır.

Borçlar Kanunu madde 60 -Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ıttılaı tarihin­den itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istem olunmaz.

Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun mü­ruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müru­ru zaman tatbik olunur.

Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sakıt olsa bile o alacağı vermek­ten imtina edebilir.

5187 sayılı Basın Kanunu madde 11- Basılmış eserler yoluyla işlenen suç yayım anında oluşur.

Süreli yayınlar ve süresiz yayınlar yoluyla işlenen suçlardan eser sahibi sorumludur.

Süreli yayınlarda eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında bulunması nedeniyle Türkiye’de yargılanmaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde, sorumlu müdür ve yayın yönetmeni, genel yayın yönetmeni, editör, basın danışmanı gibi sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili sorumlu olur. Ancak bu eserin sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı çıkmasına rağmen yayımlanması halinde, bundan doğan sorumluluk yayımlatana aittir.

Süresiz yayınlarda eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyeti­ne sahip bulunmaması ya da yurt dışında olması nedeniyle Türkiye’de yargılanamaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde yayımcı; yayımcının belli olmaması veya basım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında olması nedeniyle Türki­ye’de yargılanamaması hallerinde ise basımcı sorumlu olur.

Yukarıdaki hükümler, süreli yayınlar ve süresiz yayınlar için bu Kanunda aranan şartlara uyulmaksızın yapılan yayınlar hakkında da uygulanır.

5187 sayılı Basın Kanunu madde 13 -Basılmış eserler yoluyla işlenen fiillerden doğan maddi ve manevi zararlardan dolayı süreli yayınlarda, eser sahibi ile yayın sahibi ve varsa temsilcisi, süresiz yayınlarda ise eser sahibi ile yayımcı, yayımcının belli olma­ması halinde ise basımcı müştereken ve müteselsilen sorumludur.

Bu hüküm, süreli veya süreli olmayan yayınlarda yayın sahibi, marka veya lisans sahibi, kiralayan, işleten veya herhangi bir sıfatla yayımlayan, yayımcı gibi hareket eden gerçek veya tüzel kişiler hakkında da uygulanır. Tüzel kişi şirketse, anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirketlerde en üst yönetici, şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.

Zararı doğuran fiilin işlenmesinden sonra yayının her ne surette olursa olsun devre­dilmesi, başka bir yayınla birleştirilmesi veya sahibi olan gerçek veya tüzel kişinin her­hangi bir surette değişmesi halinde, yayını devir alan, birleşen ve her ne surette olursa olsun yayın sahibi gibi hareket eden gerçek ve tüzel kişiler ve anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirketlerde üst yönetici, bu fiil nedeniyle hükmedilecek tazminattan birinci ve ikinci fıkrada sayılanlarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.

5187 sayılı Basın Kanunu madde 26 – Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlarla ilgili ceza davalarının günlük süreli yayınlar yönünden iki ay, diğer basılmış eserler yönünden dört ay içinde açılması zorunludur.

Bu süreler basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildiği tarihten baş­lar. Basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmemesi halinde yukarıdaki sürelerin başlama tarihi, suçu oluşturan fiilin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından öğrenil­diği tarihtir. Ancak bu süreler, Türk Ceza Kanununun dava zamanaşımına ilişkin madde­sinde öngörülen süreleri aşamaz.

Sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı çıkmasına rağ­men yayımlatıldığı iddia edilen eserden dolayı yayımlatan aleyhine açılacak dava yönün­den süre, sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili hakkında verilecek beraat kararının kesinleşmesinden itibaren başlar.

Sorumlu müdürün yayımlanan eserin sahibini bildirmesi durumunda, eser sahibi aleyhine açılacak davada süre, bildirim tarihinden itibaren başlar.

Kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarda dava açma süreleri, suç için kanunun ön­gördüğü dava zamanaşımı süresini aşmamak şartıyla, suçun işlendiğinin öğrenildiği tarih­ten başlar.

Kamu davasının açılması izin veya karar alınmasına bağlı olan suçlarda, izin veya karar için gerekli başvurunun yapılmasıyla dava açma süresi durur. Durma süresi iki ayı geçemez.

5187 sayılı Basın Kanunu madde 27 – Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlardan dolayı açılan davalardan, ağır ceza işlerinden olanlar ağır ceza mahkemelerinde, diğerleri asliye ceza mahkemelerinde görülür.

Bir yerde ağır ceza veya asliye ceza mahkemesinin birden fazla dairesi bulunması halinde bu davalar iki numaralı mahkemede görülür.

Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlara ilişkin da­valar acele işlerden sayılır.

5187 sayılı Basın Kanunu madde 29-Süreli yayının yönetim yeri, tebligat işlem­leri yönünden, yayın sahibinin ve temsilcisinin, görevi devam ettiği sürece sorumlu mü­dürün yerleşim yeri sayılır.

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu madde 86 – Eser mahiyetinde ol­masalar bile, resim ve portreler tasvir edilenin, tasvir edilen ölmüşse 19’uncu maddenin birinci fıkrasında sayılanların muvafakati olmadan tasvir edilenin ölümünden 10 yıl geç­medikçe, teşhir veya diğer suretlerle umuma arz edilemez.

Birinci fıkradaki muvafakatin alınması:

  1. Memleketin siyasî ve içtimaî hayatında rol oynayan kimselerin resimleri;
  2. Tasvir edilen kimselerin iştirak ettiği geçit resmî veya resmî tören yahut genel toplantıları gösteren resimler;
  3. Günlük hâdiselere müteallik resimlerde radyo ve film haberleri; için şart değildir.
    Birinci fıkra hükmüne aykırı hareket edenler hakkında Borçlar Kanununun 49’uncu maddesi ile Türk Ceza Kanununun 197 ve 199’uncu maddeleri hükümleri uygulanır. (De­ğişik 3. fıkra: 5728 – 23.1.2008 / m.145) Birinci fıkra hükmüne aykırı hareket eden­ler hakkında Borçlar Kanununun 49 uncu maddesi ile koşulları varsa, Türk Ceza Kanunu­nun 134, 139 ve 140 inci maddeleri hükümleri uygulanır.

Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre yayımın caiz olduğu hallerde de Medenî Ka­nunun 24’üncü maddesinin hükmü mahfuzdur. (Değişik 4. fıkra: 5728 – 23.1.2008 /m.145) Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre yayımın caiz olduğu hallerde de Türk Medeni Kanununun 24 üncü maddesi hükmü saklıdır.

2954 Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu madde 28 – Türkiye Radyo – Te­levizyon Kurumunun yayınları yoluyla işlenen suçlarda veya haksız fiillerde, yayın tespit yoluyla yapılmışsa, metni yazan veya sesi tespit edilen, bu metni veya tespiti fiilen kont­rol eden ve yayını fiilen yöneten ve kontrol eden kişiler sorumludur.

Türkiye Radyo – Televizyon Kurumunun, kendilerine tevdi edilen metni aynen oku­makla görevli personeli o yayının yönetim ve kontrolunda özel olarak görevlendirilmiş olmamak şartıyla, o yayın yoluyla işlenen suçtan veya haksız fiilden sorumlu tutulmazlar.

Bu Kanunun 18, 23 ve 27 nci maddeleri uyarınca yapılan ve bu özelliği anonsla be­lirten yayınlar ile tespitlerden faydalanmaksızın Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu istas­yonları dışındaki bir radyo ve televizyon kuruluşundan naklen yapılan yayınlardan, Türki­ye Radyo – Televizyon Kurumu personeli sorumlu değildir.

Kişiler, kurum ve kuruluşlar yayınlar nedeniyle uğradıkları zararlardan ötürü, Türkiye Radyo – Televizyon Kurumu personeli aleyhine değil, Türkiye Radyo – Televizyon Kurumu aleyhine dava açarlar. Türkiye Radyo – Televizyon Kurumunun genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır.

Kişiler, kurum ve kuruluşlarca yayın yoluyla suç işlendiği iddia edilerek Türkiye Rad­yo – Televizyon Kurumu personeli hakkında açılan ceza davalarında, personel, Türkiye Radyo – Televizyon Kurumu avukatlarınca savunulabilir.

Bu madde kapsamına giren suçlardan ve haksız fiillerden dolayı yayının yapıldığı ta­rihten başlayarak altmış gün içinde açılmayan davalar dinlenmez.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu madde 109 – Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yü­kümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.

Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir za­man aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.

Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesil­miş sayılır.

Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar.

Diğer hususlarda, genel hükümler uygulanır.

HUMK. madde 21-Haksız bir fiilden mütevellit dava o fiilin vuku bulduğu mahal mahkemesinde ikame olunabilir.

HUMK. madde 427 – (Değişik: 16/7/1981 – 2494/23 md.)

Mahkemelerden verilen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Davada haklı çıkmış olan taraf da hukuki yararı bulunmak şartıyla, hükmü temyiz edebilir.

(Değişik iki, üç, dört ve beşinci fıkra: 26/2/1985 – 3156/19 md.):

Miktar veya değeri on milyon lirayı geçmeyen taşınır mal ve alacağın tamamının da­va edilmiş olması halinde, hükümde, asıl isteminin kabul edilmeyen bölümü on milyon lirayı geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur; şu kadar ki karşı tarafça temyiz yoluna baş­vurulması halinde, düzenleyeceği cevap dilekçesinde temyize ilişkin itirazlarını ileri sür­mesi mümkündür.

438 inci maddenin birinci fıkrasındaki iki yüz milyon liralık duruşma sınırı ile 440 ncı maddenin üçüncü fıkrasının birinci bendindeki yüzeli milyon liralık karar düzeltme sınırının belirlenmesinde yukarıdaki fıkra hükmü kıyasen uygulanır

Kesin olarak verilen hükümlerle niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden ve Yargıtay’ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan hükümler. Adalet Bakanlığının göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet Başsavcısı tarafından kanun yararına temyiz olunur.

Temyiz isteği Yargıtay’ca yerinde görüldüğü takdirde, hüküm kanun yararına bozu­lur. Bu bozma hükmün hukuki sonuçlarını kaldırmaz.

Bozma kararının bir örneği Adalet Bakanlığına gönderilir ve Bakanlıkça Resmi Gazete’de yayınlanır.

Açıklamalar

Hukuk yönünden en değerli varlık kişidir. Bu nedenle hukuk düzeni, kişiye saygı du­yulması ve onun saldırılara karşı korunmasına yönelik gerekli önlemleri almak zorundadır.

Kişilik hakkı; sağlık, namus, haysiyet (itibar-şeref), özgürlük, yaşam, beden bütün­lüğü, isim, mesleki onur ve saygınlık, mektuplar, resim ve portreler vs. gibi kişisel varlık­lar üzerindeki haklardır. Bu haklarına hukuka aykırı olarak saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını, yani saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir. Gerekiyorsa, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi, yayımlanması isteminde de bulunabileceği gibi maddi ve manevi tazminat talebinde ve hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazanan vekâletsiz iş gör­me hükümleri uyarınca kendisine verilmesi talebinde de bulunabilecektir.

Kişiliği korumaya yönelik düzenlemeler yalnızca Medeni kanunumuzda yer almamış­tır. Anayasa, Ceza Kanunu, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Basın Kanunu.,TRT Kanunun­da da kişiliğin korunmasına yönelik düzenlemeler vardır.

Kişilik haklarına yönelen saldırıdan doğan maddi ve manevi tazminat davaları, basın yoluyla yapılan saldırıları kapsadığı gibi TMK m. 24 de bahsedilen kişilik haklarına saldırı­yı, BK.m.41 de bahsedilen haksız fiilleri ve BK.m. 49 da belirtilen kişisel yararları da kap­samaktadır. Ancak,kişilik haklarına basın yoluyla yapılan saldırılardan dolayı açılacak tazminat davalarında basın yasası hükümlerinin de nazara alınması gerekecektir.

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 85. maddesi,” Eser mahiyetinde ol­masa bile, mektup, hatıra ve buna benzer yazılar yazanların ve bunlar ölmüş ise 19’uncu maddenin birinci fıkrasında yazılı kimselerin muvafakati olmadan yayınlanamaz. Meğer ki, yazanın ölümünden itibaren on yıl geçmiş bulunsun.

Mektuplar birinci fıkradaki şartlardan başka muhatap veya muhatap ölmüş ise 19’uncu maddenin birinci fıkrasında yazılı kimselerin muvafakati olmadan yayımlanamaz; meğer ki, muhatabın ölümünden itibaren 10 yıl geçmiş bulunsun.

Yukarıdaki hükümlere aykırı hareket edenler hakkında Borçlar Kanununun 49’uncu maddesi ve Ceza Kanununun 197 ve 199’uncu maddeleri hükümleri uygulanır. (Değişik 3. fıkra: 5728 – 23.1.2008 / m. 144) Yukarıdaki hükümlere aykırı hareket edenler hakkında Borçlar Kanununun 49 uncu maddesi ve Türk Ceza Kanununun 132, 134, 139 ve 140 ncı maddeleri hükümleri uygulanır.

Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre yayımın caiz olduğu hallerde de Medenî Kanunun 24’üncü maddesi hükmü mahfuzdur. (Değişik 4. fıkra: 5728 – 23.1.2008 / m. 144) Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre yayımın caiz olduğu hallerde de 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 24 üncü maddesi hükmü saklıdır.”

Hükmünü getirmiştir.

5846 salıyı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 86. Maddesi ise; “Eser mahiyetinde olmasalar bile, resim ve portreler tasvir edilenin, tasvir edilen ölmüşse 19’uncu maddenin birinci fıkrasında sayılanların muvafakati olmadan tasvir edilenin ölümünden 10 yıl geç­medikçe, teşhir veya diğer suretlerle umuma arz edilemez.

Birinci fıkradaki muvafakatin alınması:

  1. Memleketin siyasî ve içtimaî hayatında rol oynayan kimselerin resimleri;
  2. Tasvir edilen kimselerin iştirak ettiği geçit resmî veya resmî tören yahut genel toplantıları gösteren resimler;
  3. Günlük hâdiselere müteallik resimlerde radyo ve film haberleri; için şart değildir.
    Birinci fıkra hükmüne aykırı hareket edenler hakkında Borçlar Kanununun 49’uncu maddesi ile Türk Ceza Kanununun 197 ve 199’uncu maddeleri hükümleri uygulanır. (Değişik 3. fıkra: 5728 – 23.1.2008 / m. 145) Birinci fıkra hükmüne aykırı hareket eden­ler hakkında Borçlar Kanununun 49 uncu maddesi ile koşullan varsa, Türk Ceza Kanununun 134, 139 ve 140 inci maddeleri hükümleri uygulanır.

Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre yayımın caiz olduğu hallerde de Medenî Kanunun 24’üncü maddesinin hükmü mahfuzdur. (Değişik 4. fıkra: 5728 – 23.1.2008 / m. 145) Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre yayımın caiz olduğu hallerde de Türk Medeni Kanununun 24 üncü maddesi hükmü saklıdır.”

Hükmünü getirmiştir.

Kişilik haklarının korunması nedeniyle açılacak davalar, 4721 sayılı TMK. nun 25/5 maddesi gereği davacının kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabilecektir.

Görevli Mahkeme

  • – 01.01.2010 tarihinden geçerli olmak üzere 7.230,00 TL. na kadar ( 7.230,00 TL. dahil) olan tazminat davaları Sulh Hukuk mahkemesince, değeri 7.230,00 TL. nı aşan tazminat davaları ise Asliye Hukuk mahkemesinde açılacaktır.
  • – Değerine bakılmaksızın, Kamu kurum ve kuruluşlarınca açılacak tazminat dava­ların da Danıştay veya İdare Mahkemesi.

Yetkili Mahkeme

  • – Davacının kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesi.
  • – Haksız fiilin yapıldığı yer mahkemesi.
  • – Maddi ve manevi tazminat davası açılarak, hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın talep edilmesi durumunda davacının kendi yerleşim yeri veya dava­lının yerleşim yeri mahkemesi.
  • – Haksız fiilin birden fazla kişi tarafından yapılması halinde, haksız fiilin vuku bul­duğu yer mahkemesi.
  • – Basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle açılacak maddi ve manevi tazmi­nat davalarında,
  1. a) Haksız fiilin meydana geldiği yer mahkemesinde
  2. Davalının yerleşim yeri mahkemesinde
  3. Yayının dağıtıldığı yer mahkemesinde

Radyo ve televizyon yayınları yoluyla saldırı durumunda da kural aynıdır. Bu tür ya­yınlarda da yayının ulaştığı yer, zararın gerçekleştiği ve haksız eylemin sonuçlarını doğur­duğu yerdir. Dava, yayından zarar gören kişinin ya da davalının ikametgâhı mahkeme­sinde açılabilir.

Davacı

Kişilik hakları saldırıya uğrayan veya haksız fiilden zarar gören kişi, kurum ve kuru­luşlar.

Davalı

  • – Kişisel haklara saldırıda bulunan veya haksız fiilde bulunan kişi veya kişi
  • – Basın yoluyla kişilik haklarına saldırı da (Süreli olan yayınlarda)
  1. Haber yazarı (Eser sahibi)
  2. Sorumlu müdür
  3. Gazete sahibi (Süreli yayının sahibi)

– Basın yoluyla kişilik haklarına saldırı da (Süreli olmayan yayınlarda)

  1. Eser sahibi
  2. Yayınlatan
  3. Basan, satan, dağıtan
  4.  Özel Radyo ve televizyonlar yoluyla yapılan saldırılardan doğan davalar, yayın­dan sorumlu herkes aleyhine açılabilir. Yayını yöneten, programı yapan, sorumlu müdür ve yorumcu gibi. Bunlar dışında kuruluşun sahibi istihdam eden sıfatıyla BK.nun 55. maddesi uyarınca sorumludur.
Kişilik Haklarına Saldırı İle İlgili Dava Çeşitleri

1 – Saldırının durdurulması -kaldırılması- (Tecavüzün meni) davası

Kişilik hakkına hukuka aykırı bir saldırının yapılması ve bu saldırının dava sırasında devam etmesi halinde açılır. Durdurma davasının açılabilmesi için, saldırıda bulunanın kusurlu olması aranmaz. Saldırının hukuka aykırı olması yeterlidir.

2 – Saldırının yasaklanması-önlenmesi- (İçtinap) davası

Henüz kişiliğe saldırı yapılmamış olmasına rağmen, saldırının yapılacağına ilişkin ciddi kuşkular bulunması ve menfaatin tehdide uğraması halinde açılır. Böylece önleme davası ile daha saldırı yapılmadan engellenir.

3 – Saldırının hukuka aykırılığının saptanması (tespit) davası

Kişilik hakkına yapılacak ya da yapılan bir müdahalenin, hukuka aykırı olduğunun mahkemece tespiti amacıyla açılan davadır. Bu halde davacı ne saldırının durdurulmasını nede önlenmesini istemektedir. İstediği sadece hukuka aykırı bir saldırının varlığının saptanmasıdır. Saldırıya uğrayacak veya uğrayan bir yarar (menfaat) olmalıdır.

4 – Maddi tazminat davası

Maddi tazminat davası, kişisel değerlere yapılan haksız bir saldırı sonunda doğmuş bulunan parasal zararı giderme amacına yöneliktir. Yani dava ile saldırının doğurduğu sonucun giderilmesi amaçlanır. Bu davanın açılabilmesi için zarar ve kusurun varlığı şarttır. Yani kişilik hakkının ihla­linden dolayı açılacak maddi tazminat davası açılabilmesi için;

  1. Kişilik değerlerine yönelik haksız (hukuka aykırı) bir saldırı bulunmalı,
  2. Saldırıda bulunan kusurlu olmalı,
  3. Saldırı dolayısıyla parasal bir zarar doğmuş olmalı,
  4. Doğan zararla saldırı arasında uygun bir illiyet bağı bulunmalıdır.

Yani, hukuka aykırılık, zarar, kusur ve illiyet bağı gibi dört unsur gerçekleşmiş olma­lı, saldırı haksız olmalı, saldırıdan dolayı maddi bir zarar doğmalıdır.

5—Manevi tazminat davası

Manevi tazminat davası, kişilik haklarına yapılan haksız saldırı dolayısıyla, kişideki ruhsal çöküntüyü ortadan kaldırma, duyduğu manevi acıların dindirilmesi, yeniden yaşa­ma sevinci kazanması, utanç duygusundan sıyrılması, duyulan elem ve acının unutulması gibi sonuçlar doğurmaya yönelik açılan davadır.

Manevi tazminata ilişkin genel hüküm TMK. m. 25 ve BK. m. 49 da düzenlenmiştir. Bu hükme ancak kanunda özel bir hüküm yoksa başvurulabilir. Özel hükmün bulunduğu hallerde, manevi tazminat istemi o özel hükmün aradığı şartlara bağlı olarak ileri sürülür. Örneğin, vücut bütünlüğü ya da ada yapılan saldırılar nedeniyle manevi tazminat istemi BK. madde 47 ve TMK madde 25 de özel hükümler getirilmiştir.

Manevi tazminat davası, kişiye sıkı biçimde bir hakkın kullanılması niteliğindedir. Manevi tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez, miras bıra­kan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.(TMK.m. 25/4)

Yasalarda özel hükmün bulunmadığı hallerde BK. madde 49’a göre manevi tazminat istenebilmesi için ağır zararın ve ağır kusurun bulunması gerekir.

Buna göre, manevi tazminat davası açılabilmesi için;

  1. Kişisel değerlere haksız bir saldırının bulunmuş olması,
  2. Bu saldırıda bulunanın ağır kusurlu olması,
  3. Saldırıdan ağır bir zarar doğmuş olması,
  4. Yapılan saldırıyla doğan zarar arasında uygun bir illiyet bağının bulunması, ko­şulları aranacaktır.

Bu koşullar maddi tazminat davasının koşullarıyla bir paralellik arz etmekte ise de, manevi tazminat davası açılabilmesi için, maddi tazminat davasından ayrı olarak saldır­ganın kusurunun ve doğan zararın ağır olması gerekir.

6  – Düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayım­lanması davası

Davacı düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesini veya yayımlanmasını mahkemeden isteyebilir.

Basın yoluyla şeref ve haysiyetine saldırıda bulunulan kimse, Basın kanununun 19. maddesinde belirtilen usul ve şartlara göre cevap ve düzeltme hakkına sahiptir. Cevabın yayınlanmamsı halinde fail hakkında basın kanunun 29. maddesinde belirtilen cezai hü­kümler uygulanır.

7  – Meşru müdafaa hakkı

  1. madde 52/1 deki şartlar varsa, kişilik hakkı meşru müdafaa yoluyla korunabilir. Bir kişi, kendi kişisel değerlerine yönelik yakın ve ciddi bir tehlikeyi defetmek üzere bir başkasının kişisel değerlerine zarar verirse, zarar verenin bu davranışı hukuka aykırı sayılmaz.

Meşru müdafaa halinde mütecavizin şahsına veya mallarına yapılan zarardan dolayı tazminat lazım gelmez.

Zamanaşımı

Bu tür davalar, saldırının öğrenildiği günden itibaren bir sene içinde açılmalıdır. An­cak her halde zararı mültelzim fiilin vukuundan itibaren on sene geçmekle dava zamana­şımına uğrayacaktır.(BK.m. 60/1)

Basın yoluyla kişilik haklarına saldırıda bir haksız eylem olduğundan, BK.60. madde­sindeki zaman aşımı uygulanacaktır. Tazminat davası ceza yargılaması gereğince süresi daha uzun zamanaşımına bağlı bir eylemden doğmuş ise, tazminat davasında da o za­man aşımı uygulanır.

Özel radyo ve televizyon yayınları yoluyla kişilik haklarına yapılan saldırılarda da ay­nı kural uygulanacaktır.

TRT Kurumuna ait radyo ve televizyon kurumlarıyla yapılan kişilik haklarına saldırılar nedeniyle açılacak davalar 2954 sayılı kanunun 28. maddesinin son fıkrasındaki 60 gün­lük hak düşürücü süreye bağlıdır.

Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren başlayarak iki yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. (KTK. m. 109)

Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun mü­ruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müru­ru zaman tatbik olunur. (BK.m. 60/2 ve KTK m. 109/2)

Konu İle İlgili Dikkat Edilecek Hususlar

  • Davanın çeşidine göre deliller toplanacaktır.
  • Maddi ve manevi tazminat davalarında davanın cinsine göre; tarafların mali ve iç­timai durumları,ölenin aylık net kazancı ve giderleri, mesleği, tahsili, ölenin mirasçılarına kalan miras gelirleri,ölüm nedeniyle sosyal güvenlik kurumlarından yapılan yardım ve bağlanan yardımlar, maaş bağlanmışsa miktarı, ölenin ödediği veya ödemeye mecbur olduğu nafaka, vergi resim, harç ve kazanç sağlamak için gerekli olan masrafları, deste­ğin ölümü ile ihtiyaçlı durumda olan hak sahiplerinin ne kadar süre bu ihtiyaç hallerinin devam etmesi gerektiği, kimlerin destek sayılabileceği, mirasın reddedilip edilmediği, haksız fiil ile zarar verici netice arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı, müteveffa­nın olayda müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı gibi hususlar araştırılacaktır.
  • Dava konusu ile ilgili başka mahkemelerde delil tespiti yapılmış ise dosya getirti­r.
  • Kişilik haklarına saldırı veya haksız fiilden dolayı ceza davası açılmış ise ilgili dos­ya neticesi beklenecektir.
  • Basın yoluyla yapılan haksız saldırılardan dolayı açılan tazminat davalarında bilir­kişi incelemesi yapılmayacaktır(Yargıtay kararları bu yolda olduğundan) Manevi tazminat isteğinde tazminat miktarı mahkemece takdir olunacaktır.
  • Davanın çeşidine göre nüfus aile tablosu, veraset ilamı, tapu kaydı, vergi kaydı gibi kayıt ve belgeler celp olunacaktır.
  • Bu tür davalar her türlü delille ispat olunabilir.
  • Davalının mallarını kaçırmaması için ihtiyati tedbir istenebilir.
  • Maddi tazminat davaları fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak istene bildiği halde, manevi tazminat davasının bölünmezlik ilkesi olması nedeniyle fazlaya ait dava hakkı saklı tutulmadan istenebilecektir.
  • Yargıç, yasalara, geleneklere bakarak ve gerekirse hukukta yaratarak bir saldı­rının hukuka aykırı olup olmadığını belirler. Bu belirlemeyi yaparken, saldırıya uğrayanın ve saldırıda bulunanın durumlarını ve çıkarlarını karşılaştırarak çatışan çıkarlar arasında bir denge kurmalıdır. Bunun için yargıç her şeyden önce, saldırıya uğrayan kişinin, huku­ken korunmaya değer bir çıkarının bulunup bulunmadığına bakmalıdır.
  • Yargıç, sadece saldırıya uğrayan kişinin korunmaya değer bir çıkarı bulunup bulun­madığını saptamakla yetinmez. Bunun yanında saldırıda bulunan tarafında bu konuda bir menfaati olup olmadığına bakar. Karşı tarafında böyle bir çıkarı varsa, o zaman onun çıkarıyla saldırıya uğrayanın çıkarını karşılaştırarak hangisinin çıkarının ağır bastığını sap­tayacaktır. Şayet saldırıda bulunanın, saldırıya uğrayanınkinden daha önemli bir çıkarı varsa, yani saldırıda bulunanın çıkarı daha üstünse, artık saldırının hukuka aykırılığı ileri sürülemez.
  • Manevi tazminat olarak hükmedilecek para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştireceği tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşı Manevi tazminat bir ceza olamadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zarar karşılanması da amaç edinilmemiştir. Bu nedenle takdir edilecek miktar, elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gereken kadar olmalıdır. Bunlar her olaya göre değişeceğinden, hâkim takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
  • Davacının birden fazla olması halinde her bir davacı istemiş olduğu maddi ve manevi tazminat miktarları dava dilekçesinde ayrı ayrı Belirtilmemişse yargı­lama aşamasında açıklattırılacaktır.
  • Haksız fiilden doğan sorumluluk kusur sorumluluğ Kusur yoksa sorumlu­lukta olmaz. Yani kusursuz olan tazminatla yükümlü tutulamaz.
  • Manevi tazminata hükmolunurken kusur ve zararın ağırlığı değerlendirilecek, davacı tarafında kusuru var ise, manevi tazminat miktarı takdir olunurken davacı tarafın kusuru da nazara alınarak tazminatta indirime gidilecektir.
  • Maddi tazminat davalarında davacı tarafın uğradığı saldırı sonucunda meydana gelen zararı ve kaybolan yararları bulunup bulunmadığı araştırılacak, tespit yapılmışsa tespit dosyası getirtilecek, gerektiğinde tanık dinlenecek, mahallinde keşif yapılacak, davanın çeşidine göre bilirkişi incelemesi yaptırılacak, kusur belirlenecek, bilirkişilerden zarar ve kaybolan yararların parasal değerlerini belirtir rapor alınacaktır.
  • Trafik kazalarından doğan maddi tazminat davalarında, davacının olayda kusuru olması halinde, belirlenen tazminat bedelinden davacının kusuru oranında indirim yapıla­caktır.
  • Basın yoluyla işlenen suçlarda, tazminat miktarı belirlenirken yayındaki isnadın ağırlığı dikkate alınmalıdır.
  • Haberin gerçeğe uygun olduğunu ispat davalıya aittir.
  • Yayınlanmasında kamu yararı bulunan bir haber gerçek ve güncelse ve eleştiri­de sınırlar aşılmamışsa tazminat sorumluluğu doğ Gerçek bir habere gerçek dışı eklemeler yapmak yazıyı hukuka aykırı duruma sokar.
  • Derginin sorumlu müdürü varken yazı işleri müdürüne husumet düşmez.
  • Gazete sahibi hakkındaki davada ceza zamanaşımı Zira gazete sa­hibinin ceza sorumluluğu yoktur. Onun sorumluluğu BK. nun 55. maddesinden kaynakla­nır ve aynı yasanın 60/1 maddesi uyarınca 1 yıllık zamanaşımı uygulanır.
  • Haberin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturup oluşturmadığının saptanması hususu hukuksal bir konudur. Hukuksal konularda bilirkişi dinlenmez. Kanıtların ve dava­nın kabul edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesi hâkime aittir.

ÖNEMLİ UYARI: Bu makale, Av. Metin Polat tarafından www.metinpolat.av.tr için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder. Aykırı hareket edenler hakkında işlem başlatılır. Devamı...